Ancak kendi mahremiyetimiz aşırı bir istilaya uğradığında öfkelenip kafa tutmaya başlıyoruz. Ama bu öfke de kısa sürüyor ve pek şiddetli olmuyor. Sanki tepki gösterme yeteneğimiz uyuşmuş veya uyuşturulmuş gibi.
Bugün içinde yaşadıklarımızdan farklı koşullarda, özgürlüklerimize getirilecek en ufak bir engelleme bizde bir öfke patlamasına yol açardı. Bizi dinlemeleri, filme çekmeleri, gidiş gelişlerimizi gözetim altında tutmaları hiç kabul edilemez gelirdi; havaalanlarında üzerimizi aramaya, bedenlerimizi görüntüleme cihazlarıyla taramaya, ayakkabılarımızı veya kemerlerimizi çıkarmak zorunda bırakmaya cüret etmelerini hakaret sayardık; yetkililere katı sınırlar koymak amacıyla derhal yurttaş birlikleri oluşurdu.
Ama artık böyle tepki vermiyoruz. Biyoloji terminolojisinden yararlanacak olsaydım, son otuz yılda dünyada olup bitenin vücutlarımızda "antikor salgılanması"nı "bloke" ettiğini söylerdim. Özgürlüklerimize yönelik ihlaller bizi eskisi kadar incitmiyor. An- cak gevşek bir biçimde karşı çıkıyoruz. Koruyucu makamlara güvenme eğilimindeyiz ve bazen abarttıklarında, hafifletici nedenler buluyoruz.