Ve yavaş yavaş, kendi kendime verdiğim bir cevap gibi, içimden bir müzik yükseliyordu. Önce yaslı bir müzikti, ama çok geçmeden böyle adlandırılabilir olmaktan çıkıyordu, çünkü hayatın ulaşmadığı yerde ölümün anlamı kalmaz, ve bu müzik de ikisinin çok üstünde süzülüyordu.
Kaderdir bu rüzgârın estirdiği; bırak, gelsin,
gelsin ne varsa tutkulardan ve körü körüne,
ne varsa uğruna yanıp tutuştuğumuz:—gelsin.
(Sessiz ol ve kıpırdanma ki, varsın bize.)
Ey kader dediğimiz, bu rüzgârla gelmelisin.
Bu vasat, geleceksiz, geleceğe güvensiz varlıktan, kendimi ondan ayıramayacağıma göre Ben diye adlandırmaya mecbur olduğum bu varlıktan yoruldum. Üzüntüleriyle, acılarıyla yakamı bırakmıyor; onun ıstırap çektiğini görüyorum ve onu teselli etmekten bile acizim. Kuşkusuz ondan daha iyiyim; bir yabancı hakkında konuşur gibi ondan söz edebilirim; hangi sebeplerin beni onun tutsağı yaptığını anlamıyorum..