"Zanaat altın bilezik'se de, gırtlağımız gümüş hunidir!" diye dalga geçmişti, zanaatçının kazandığından fazlasını içkiye verdiğini dile getiren atasözüyle."
Sayfa 74 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
bana bu yeni hikayeleri anlatırken onu dinliyor, bir zamanlar, kasaba yıllarında, annem olan kadını düşünüyordum,
siste kaybolan silueti, tuğla duvarların çevrelediği bedeniyle Kuzey grisinin çevrelediği sokaklardan bisikletiyle geçişini,
kendisine yeni bir kaban almaya parası yetmediği için aslında babamın olan ve ona birkaç beden büyük gelen kırmızı kabanını giyince ellerinin kabanın kollarında kaybolup kapüşonun gözlerini kapatışını
her gün belediye meydanında toplanan kasabalı kadınların bu kaban yüzünden onunla dalga geçtiğini bilmesine rağmen umurumda olmadığını söyleşini
akşama doğru, bütün evi temizledikten sonra, tüm odaları mutlak bir sessizlik, temizlik ürünlerinin kokusu ve sessizlikte dalgalanan rutubet doldurmuşken televizyon karşısında uyuklayışını
ev hayatında kaybolup gidişini
ben bu kümeste köleyim köle
kan beynine sıçrayıp da bana yumruk üstüne yumruk atarken (bütün çocukluğum boyunca bir ya da iki kez) benim her yumrukta bunun ona iyi geldiğini görüşümü
sigara yüzünden öksürüşünü
ağlayışını
yürüyüşünü
hayaller kuruşunu
babamın ona doğum günlerinde sadece mutfak aletleri, elektrikli süpürge, fritöz hediye etmesinden yakınışını
temizlikçi miyim ben canım
onu tanımıyorum diye düşünüşümü
beni yok edişini
tiksinmekle kızmak arası bir yerden bana azıcık normal olmaya çalışsan? deyişini
evde yiyecek bir şey olmadığı için beni halama bir paket makarna istemeye yollayışını
omuzlarını kaldırıp içine sıçayım böyle hayatın deyişini
bunu deyip yine de gülüşünü
gözlerinde yaşlarla Angelique'den bahsedişini
keşke lezbiyen olsaydım da hayatımda erkek olmasaydı deyişini
acı çekişini
ağabeyim yüzünden sürekli mahkemeye çağrılışını
yine ve yine ve yine içine sıçayım böyle hayatın deyişini
acı çekişini
Aslında geçmişin olmadığından. Değişim olasılığının hep var olduğundan. Üstünde düzeltme yapabildiğin bir kitap gibi. Kuantum fiziğini iyi bilirdi. Dalga fonksiyonunu falan. Yaşanıp bittiğini sandığın gerçeklik bile her zaman değiştirilebilir. Geçmiş ve gelecek kendi olasılıkları içinde etkileşir.
Çocuk katli ezelden beri var olmuştur, kız evlatların kurban edilmesinin bazı Doğu ülkelerinde sürüyor olması bunun kanıtlarından biridir. Geçmiş dönemlerde yoksul ve eğitimsiz ortamlara ait olan bir durumken, günümüzde haberleri işgal eden çocuk cinayetleri gayet zengin çevrelerde yaşanıyor. Açlık tehdidi çeken ya da yiyecek dilenerek yalvaran çocuklar, kendi toprağından tek başına uzak düşmüş, evladını isim belirtmeden hastaneye terk edebilmek için kültürel bilgiden yoksun zavallı kadınlar da söz konusu değil. Fonda Ikea evler, bahçeli villacıklar, düzgün apartmanlar, iş güç sahibi kocalar görünüyor. O halde? Bir kadının en güçlü içgüdüsü olması gereken duyguyu karartan, boğan, altüst eden bu kara dalga nereden geliyor? Anneler neden öldürüyorlar evlatlarını? Haberlerde "hastalıklı davranış" olarak ifade edilen bu durumun arkasında saklanan nedir?