Medine'de yaşayan Resûlullah'ın (sav) Mekke'de oturan birine, hele de müellefe-i kulûb saydığı kimseye vahiy kâtipliği yaptırdığı iddiasıysa, tarihle çeliştiği kadar akl-ı selimle de dalga geçen bir iddiadır. Nitekim Ebu Süfyan ailesinin tamamını vahiy kâtibi ilan edenlerin sıklıkla dillendirdikleri bir diğer iddiaya göre Muaviye, Ayete'l-Kürsi'nin kâtipliğini yapmıştır. Oysa Ayetel'l-Kürsi, hicretin ilk yıllarında nâzil olmuştu, yani fetihten önce..
Sayfa 142 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Din İslam
KİTABIN ÖZETİ
Oscar diye babasız bir eleman var. Bunun akrabası kontun birinin kahyalığını yapıyor. Kahya kontun hastalıklarından ve karısı ile olan sorunlardan bir yerde bahsediyor. Oscar da bunları duyuyor. Annesi Oscar için çok fedakarlıklar yapmış bir kadın. Oscar’ı yokluk içinde de olsa Koleje yollamış ve iyi bir gelecek sahibi olması için uğraşmış. Yükselmek isteyen tipik alt orta sınıf özellikleri sergiliyorlar. Bir araba yolculuğunda kont kendini gizliyor. Oscar önemli biri gibi gözükmek için kendisi ile dalga geçildiğini anlamadan kont ile ilgili bildiklerini arabadakilere anlatıyor. Arabada ressamlar var. George diye daha sonra miras yedi olacak bir piç var. Kitabın sonunda milyoner olacak bir köylü var (Leger baba). Kont olaylara kızıyor kahyayı kovuyor ama kendisinden tırtıkladığı 250 bin franka dokunmuyor. Oscar da ortalıkta kalıyor. Büyük fedakarlıklar yaparak deli gibi çalışarak avukat katibi oluyor. O sırada hukuk okuyor. Kendisine bir tane adam yardım ediyor. Deli gibi çalışıyor keşiş gibi yaşıyor. Bir gün buna 500 frank veriliyor. Dava kararını alması gerekiyor. George ve arkadaşları ile eğlenmeye gidiyor. Patronu ortamdan ayrılınca dağıtıyor. Kumarda 1500 frank kaybediyor. Eski kahya akrabası borcunu ödüyor ama patronu onu işten atıyor. Geriye sadece asker olmak kalıyor. Asker oluyor. Afrikada kahramanlıklar gösteriyor kontun oğlunun hayatını kurtarıyor bir kolunu kaybediyor. Krala bağlı gözüküyor ama özgürlükçü oluyor. Sonunda yine arabaya biniyor yolculuk sırasında herkes orada bulunuyor kont hariç. George götüme dönmüş ressam, köylü, arabacı iyi durumda. Bu da bir bölgenin vergi toplayıcısı oluyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ÖNSÖZ Büyük hakîm, büyük şair, büyük insan Mevlânâ Celâleddin'in yirmi beş bin, altı yüz on sekiz beyitlik «Mesnevî»sinden başka yirmi beş bin beyte yaklaşan büyük bir divanı vardır. Vezinlere göre alfabetik tertibe uyularak yirmi bir divanla rubailerden meydana gelen bu divana, bu yüzden büyük divan anlamına «Dîvan-ı Kebîr» denmiştir. Mevlânâ, divandaki şiirleri de «Mesnevî» gibi irticalen ve çoğunu birer münasebetle söylemiştir. O, semâ' ederken şiir söylemeye başlar, şiirlerini yazmakla vazifelenen ve sır kâtibi anlamına «kâtib-al-esrâr» denen kişilerden hangisi bulunursa derhal o şiirleri kaydederdi. Mevlânâ, şiiri bir gaye değil, bir vasıta sayar. «Fîhi mâ-fîh»inde bu fikrini bizzat kendisi açıklar. Bu bakımdan onun her şiirinde bir öğretme kaygısı, bir telkin cehdi vardır. Fakat bir yandan dünyadan, tabiattan ayrılmayışı, bir yandan derin, geniş, sınırsız bir dünya sevgisi, insan ve insanlık aşkı, yaşayışa bağlanış, bir yandan da kuvvetli bir görüş kabiliyeti, canlı bir hassasiyet, bu şiirlerdeki didaktik unsuru lirizmle yoğurur, âdeta belirsiz bir hale getirir. Mevlânâ, devrine kadar kurulmuş, bünyeleşmiş, hatta olgunluk devresine girmiş olan İslâmî bilgide gerçekten de pek ileri bir erdi. Bundan başka Arap ve Fars edebiyatlarını pek mükemmel biliyordu. Rumca şiirleri bulunduğuna göre bu dili de bilirdi. İhtimal Yunan filozoflarının eserleriyle Yunan şairlerinin şiirlerini ana dilden okuyordu. Onun gibi mezheplerin değil, dinlerin bile üstüne çıkmış bir adam, şüphe yok ki arada bir konuk olduğu, hatta birbiri üstüne üç dört gece konuk olarak kaldığı Eflâtun manastırının dost rahibine din teklif etmezdi. Elbette bu ârif rahiple bambaşka şeyler konuşurdu. Gerçek bir bilgi, canlı bir hassasiyet, bir zerreyi bile ihmal etmeyen bir görüş kabiliyeti, kuvvetli bir
Önsöz, S. 5-11
Alıntı
Asrı Saadet ve Hulefa-i Raşidin döneminden sonra tarihteki ilk İslam Devleti Emevîlerdir. (...) Emevî Devletinin kuruluş tarihi 661 yılıdır. Bu yıl, Hz. Hasan'dan halifelik mührünü alan Muâviye b. Süfyan, aynı tarihte devletin merkezini de Şam'a taşımıştır. İsmini Ümeyyeoğulları ya da Emevî kabilesinden alan devletin ilk üç halifesi kabilenin Süfyânî kolundan, diğer on bir halifesi ise Emevî kabilesinin Mervânî kolundandır. Ümeyyeoğulları, İslam öncesi Mekke'de önemli bir konuma sahipti. Mekke'nin idari işlerinin yürütülmesi ve Kabe'nin korunması konusunda başkomutanlık görevini Ümeyyeoğulları yürütüyordu. Hac mevsiminde Mekke'ye gelenlerin erzak ve su ihtiyaçlarını gideren kabile ise, Haşimoğulları idi. Bu sebepten dolayı, Hz. Muhammed'in mensup olduğu Haşimoğulları ile, Muaviye'nin mensup olduğu Ümeyyeoğulları arasında tarihsel bir rekabet söz konusu idi. Yani, Mekke'nin manevi nüfuzu Haşimoğullarında, maddi nüfuzu ise Ümeyyeoğullarında idi. Arap asabiyesinin en güçlü şekilde tezahür ettiği bu iki kabile arasındaki rekabet, İslam'ın insanlığa müjdelenmesinden sonra da boyut değiştirerek devam etti. Hâşimoğulları, Hz. Muhammed'in amcası Ebu Leheb hariç büyük oranda ilk Müslüman olanlar arasında yer alırken, Ümeyyeoğulları arasında İslamlaşma oranı, Mekke'nin fethine kadar çok düşük kaldı. Hz. Muhammed İslam'ı tebliğ etmeye başladığında onu engellemeye çalışan kabilelerin başında Ümeyyeoğulları geliyordu. (...) Ümeyyeoğullarının İslam ile tanışması, çaresizliğin kuşatması altında kaldıkları Mekke'nin fethinden sonra oldu. Başta Ebu Süfyan olmak üzere, Ümeyyeoğullarının birçok ferdi İslam olma teklifini kabul etmek zorunda kaldı. Geç inandığı İslam inancında Emevî ailesinin nüfuzlu mevkiler edinmesi o denli güç olmadı. Arap toplumu arasındaki yetişmiş insan azlığı,
Sayfa 49·Kitabı okudu
HANİ BENİM RECEBİM RECEBİM, ÇANKAYA'YI VERECEĞİM...
Ah canım efendim. Çoğunluktan çok çoğunluğunu elde bulunduran kuvvetli başbayiim. Recebim Tayyibim, daha nem olacaksın Ankara'nın en yüksek rakımlı tepelerine layıkım. Çankaya tepelerimizi gelecekte ele geçirecek kudretli haki­mim. Niye böyle girdim biliyorsun. Hala çoğunluğun gücünü anlayamayanlar senin gelecekteki makamını kavrayamayanlar malum şahsın dört yılı dolarken bir tek o var diye bir zil çalıp oynamadıkları kaldı. Nasıl kızdım sinirlendim anlatamam. Malum zat da bir şey olsa. Ayol öyle mıy mıy, ne konuştu­ğu duyuluyor ne yerini dolduruyor, elinde pazar torbası, emekli tahrirat katibi lsmail efendi gibi kendi alışverişine ken­di çıkıyor. Olmaz olsun öyle cumhurun başı. Zaten bugüne kadar sadece harcamış aldığı maaşı. Devletin olanaklarından bile yararlanamayanın bize ne faydası olur? lnsan kalkar bir geziye çıkar, yanına bizleri alır, işadamlarıyla uçak dolusu gi­deriz, o ülkenin ticaret hayatını renklendiririz. Ama nerede, bir kez bile gazetecileri alıp dış geziye mi çıktı, ondan sonra senin son elli yılın dış politika zaferi Kıbrıs başlarına kulp ta­kıyor, 'MGK'da ele alınan ilkeler Kıbrıs görüşmelerinde kulla­nılmadı' diyor. Kudretten anlamayan pasifist şey ne olucak? Vallahi ağzından laf da çıkmıyor, sorsan da tek kelime et­ miyor, 10. Yıl Marşı'nın sözleriyle bile dalga geçemiyor. Ko­nuşmayan aksi adam, insan kalkar bir gün telefon açar, ertesi gün de yazarım, "Bak sayın cumhurun başı beni aradı" diye gazeteciler arasında havamı atarım. Ama nerede, dört yıl bitti ne beni ne de senin ilke ve inkılaplarını benim gibi içmişleri bir gün bile aramadı, telefon açsan yok dedirtiyor. Hepimize kırmızı ışık yaktı. Ay kırmızı ışık dedim de aklıma geldi, hiç kırmızı ışıkta duran adamdan bu devlete hayır gelir mi? İnşal­lah çoğunluk ötesi çoğunlukla Meclis önlemini
Sayfa 165 - Epsilon Yayıncılık / 23. Baskı: Haziran 2005, lstanbul·Kitabı okudu
Eğlence-Mizah
İzmir İktisat Kongresi'nde benimsenen liberal görüş, klasik anlamıyla liberalizm değildi. Basit bir deyimle tanımlamak gerekirse, Cumhuriyet liberalizmi, devletin, özel girişimleri geliştirmekle görevlendirildiği bir ekonomik tedbirler dizisiydi. Kısa bir sürede milyonerler ortaya çıktı. İhaleler, ihracat ve ithalat imtiyazları gümrük ve vergi muafiyetleri, kredi, vs. yollarla zenginleşen kesim, yeni Türk özel sektörünü oluşturmaya başlamıştır. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından sonra, bir grup girişimci daha türemiştir. Bunların birçoğu bürokratlardır. Aralarında, Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşlarının da bulunduğu bu grup, yabancı firmalar ve yerli tüccarlarla işbirliğine giderek, kısa zamanda hayal edilemeyecek bir servet ve nüfuz kazanmışlardır. “Kalkınmanın öncü kuruluşlarından biri” olarak kurulan İş Bankası çevresinde toplanan ve “İş Bankası Grubu” adıyla anılan bu kesim, giderek güçlenecek ve politikaya da ağırlığını koyacaktır. 1924 yılında kurulan İş Bankası'nın ortakları arasında sivrilmiş tüccarlardan başka, Celal Bayar, Hasan Saka, Mahmut Muammer (Atatürk'ün kayınbiraderi) ve Kılıç Ali gibi milletvekilleri de yer almaktadır. Yönetim kurulunda Atatürk'e yakınlığıyla tanınan politikacıların çoğunlukta olduğu İş Bankası Grubu'na Salih Bozok, Nuri Conker, Cevat Abbas gibi Kurtuluş Savaşı'nın isim yapmış askerlerinin katılması da oldukça ilginçtir. İş Bankası çevresinde kümelenen bu grup, kısa zamanda çeşitli yerli ve yabancı ekonomik güçlerle ilişki kuracak ve çeşitli şirketler aracılığıyla sermayedar yetiştiren bir politikacılar bankası haline gelecektir. İş Bankası'nın ticaret kesimine sağladığı olanaklar, eşraf ve tarım kesimine Ziraat Bankası eliyle sağlanacaktır. Milli burjuva yaratma çabasının fiili öncüsü İş Bankası'nda kümelenmiş politikacı ve
Sayfa 57·Kitabı okudu