Puan vermedi·256 syf.··
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 06:19
İnsan hayatı sabit değildir; zamanın içinde sürekli değişen bir dalga gibidir. Virginia Woolf burada olay örgüsüne dayanan bir hikâye anlatmak yerine, insan bilincinin akışını ve zamanın içindeki varoluşu araştırır. Kitapta altı karakter konuşur; fakat bu konuşmalar bir diyalog gibi ilerlemez. Her biri kendi iç sesini dile getirir. Bu nedenle roman, insanların dış dünyada yaşadıklarından çok iç dünyalarında nasıl var olduklarını gösterir. Woolf’un yaptığı en dikkat çekici şey, karakterleri ayrı bireyler olarak değil, sanki tek bir bilincin farklı yönleri gibi sunmasıdır. Bernard, Neville, Louis, Jinny, Susan ve Rhoda farklı kişiliklere sahip olsalar da, birlikte insan deneyiminin parçalarını oluştururlar. Okur bu sesleri ayrı ayrı değil, bir bütünün dalgaları gibi algılar. Roman boyunca zaman büyük bir dramatik olayla ilerlemez. Çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemleri sessiz geçişlerle birbirine bağlanır. Bu yapı, kitabın başlığını da açıklar: hayat, sabit bir çizgi değil; yükselen ve çekilen dalgalar gibidir. Doğa betimlemeleri de yalnızca arka plan değildir. Güneşin doğuşu ve batışı, denizin hareketi, günün ilerleyişi… Bunlar romanın ritmini belirler. Woolf, insan hayatını doğanın döngüsüyle paralel bir akış içinde düşünür. Dalgalar’ın en güçlü tarafı, bireysel yalnızlığı anlatma biçimidir. Karakterler sürekli konuşur ama birbirlerine tam olarak ulaşamazlar. Her biri kendi düşüncesinin içinde dolaşır. Böylece Woolf, insanın en temel deneyimlerinden birini görünür kılar: başkalarıyla yaşarken bile yalnız kalmak. Dil son derece şiirseldir. Bu yüzden kitap bazen bir roman gibi değil, uzun bir şiir gibi okunur. Woolf’un amacı okuru olaylarla sürüklemek değil, bir bilinç hâlinin içine yerleştirmektir. Dalgalar, bir hikâye anlatmaz; bir varoluş duygusu
1000Kitap
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,964 okunma
5/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2024 05:00
BEYRUT Nizar Kabbani Arap dünyasında tanınan aşkın, direnişin şairidir. Şam'dan Beyrut'a Kudüs'ten Gazze'ye Bağdat'tan Kahire'ye kadar şiirleri ile çığlıklarını tüm Arap ülkelerine ulaştırmaya çalışan bir sestir Kabbani. Kabbani, Halil Cibran ve dahasını anlamak için önce Lübnan’ı anlamak-tanımak gerek. Lübnan’ı anlamak, tüm orta doğu da yaşanan sorunları ve Büyük OrtaDoğu Projesindeki asıl amacın anlaşılmasını sağlayacaktır. Lübnan, diğer Arap ülkelerine göre ‘modernliği’ ile anılan ve bir dönem güçlü olan ekonomisi ile Ortadoğu’nun İsviçresi sayılan, başkenti Beyrut’un eğlence-moda açısından Paris ile eş değer tutulan, Orta doğunun incisi diye anılan bir ülke iken; 15 yıl boyunca süren iç savaş, Suriye’nin işgali, İsrail saldırıları, eski Başbakan Hariri’nin suikast sonucu öldürülmesi ve siyasi krizler, ülkeyi tam bir sorun yumağına dönüştürmüş. Lübnan, güç odakları tarafından Ortadoğu’nun çatışma laboratuvarına çevrilmiştir adeta. Kabbani ise Suriye’de diplomatik görevi sona erdikten sonra Beyrut’a taşınır ve Beyrut adına şiirler yazar, bu denemesini de kaleme alır. Kitapta Beyrut’u bir kadına benzeterek onun gözünden iç savaş öncesinde lübnanlıların hayatı, yaşantısı, yönetim, işçi sınıfı ve yoksul halkın mücadeleyi değil de oturmayı seçmeleri, hallerinden memnun olmaları ve savaş sonrasında yaşananlar.. bir ülkede işgal edilecek bir şey kalmamışsa bile batı o ülkeyi ele geçirmenin yolunu elbet bulur, çünkü batının ekmeği, hayatta kalmasını sağlayan yegane şey emperyalizmdir… Yazar 1970’li yıllardaki bu durumu şöyle anlatır: “Lübnan’da bizim petrolümüz yok. Petrokimyamız yok. Fosfat, patasyum, radyum, bakır, altın kaynakları, ağır sanayi, hayvancılık serveti, el sanatları yok ama bizde ‘beyin’ var.” Beyrut ekonomik olarak lüks içinde yaşayanların, lüks
Alıntı
Ben BeyrutNizar Kabbani · Hece Yayınları · 2016264 okunma
Reklam
ben bir kişi değilim; bir sürü kişiyim; kim olduğumu tümden bilmiyorum
9/10
·256 syf.·
2023 170. kitabı
Virginia Woolf 'un en deneysel ve en önemli eseri olarak kabul edilen Dalgalar, aynı zamanda yazarın yirmi altı yaşında ölen erkek kardeşi Thoby'yi kaybetmesine verdiği cevap olarak da görülür. Dalgalar aynı zamanda şiirsel bir roman olup, diğer roman­larını meşgul eden meselelerin çoğunu bu romanında da görmek mümkündür. Deniz kenarındaki bir bahçede oynayan altı çocukla başlayan olaylar, onların büyüyüp, çok sevdikleri dostları Percival'in ölümüyle dostluk, aşk ve kederi tatmalarını konu alan üç erkek ve üç kadın karakterden oluşturduğu ve zamanının çok ötesinde bir kitaptır. Zaman ve anlatım biçimi üzerine deneyler; farklı yaşantıların sunumu; ve kimliklerin ayrıştırılması ile İngiltere sahilinde denizin canlı arka planında geçen Dalgalar, su ve dalgaların "kişisel olmayan" unsurlarıyla iç yaşam arasındaki ilişkinin keşfi olarak arkadaşları Percival'in ölümüyle boğuşan altı karakterin dışa dönük keder ifadelerini anlatmak yerine karakterlerin içe dönük düşünceleri ve iç monologlarıyla açığa çıkan doğanın ahengi içinde anlatı seslerindeki uyumla birbirine karışarak yalnızca bireylerin kaçınılmaz ölümüne değil, herkesin ebedi bağlantısına da dikkat çeker. Woolf, bir günlük za­man dilimini yaşamın ya da yaşamların geçiciliğini keş­fetmek için kullandığı dalgaların hareketi, gün batımın­dan şafağa geçişi tanımlar. Virginia Woolf'un kurmaca dünyasını en iyi özetleyen kitabı olan Dalgalar ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasında olup bir rüya manzarası gibi olan bu deneysel kitapta Woolf'un çevresel durumlar ve kendi iç yaşantı durumlarının anlatımı dalgalar üzerindeki yansımalar gibi, yedinci çocuk Percival'in görünmeyen figürü etrafında bir an için birleşerek bebeklikten ölüme kadar altı çocuğun yaşamının izini süren anlatıcı ile gizemli bir kitaptır. Ben yine severek
1001KitapOkumalarım
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,964 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2023 39. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2023 12:29
Bilimden neden korkuyoruz? Hayatımızın her anını doldurmasına rağmen, hakkında okumak, konuşmak neden sadece bu işle uğraşanlara mahsusmuş gibi geliyor? Bunun nedeninin, bilim insanlarının bilimi aktarma şekliyle ilgili olmadığını söyleyebilir miyiz? Yazar bu durumu “kereviz etkisi” olarak adlandırıyor. Kereviz, çoğu kişinin sevmediği bir sebzedir. Fakat bunun için kerevizi suçlayabilir miyiz? Bunun sebebi, çocukken çok fazla yemediğimiz için alışkanlık haline getiremememiz ya da pişirme şekillerine çok da hâkim olmayışımız olamaz mı? İşte bilimde de durum tam olarak böyledir. Küçük yaşlarda tanışma imkânımız olmamışsa, ya da nereden ve nasıl başlayacağımızı bilmiyorsak bu iş biraz sancılı olabilir. Diğer taraftan, bilimi bize olabildiğince açık sunmaya çalıştığı halde ilgi görmeyen, fakat büyük bir keyifle yaptığı bilimin/kerevizin neden ilgi görmediğini bir türlü anlamayan ve insanların bu hazzı yaşamaktan mahrum kalmamaları için, önyargıları kırmaya uğraşan bilim insanları da vardır. İşte Gomberoff da onlardan biri. Orijinal ismi "Física y Berenjenas” yani “Fizik ve Patlıcanlar” olan bu kitabında, fiziğin, klasik mekanikten kuantum teorisine kadar farklı alanlarını, kanıksadığımız gündelik olgularla ustaca ilişkilendiriyor. Dalgaların davranışı, sıvıların özellikleri veya nesnelerin hareketi gibi gündelik deneyimlerin ardındaki fiziği aydınlatarak etrafımızdaki dünyayı kavrayışımızı zenginleştiriyor. Yorumumu yaparken fizik-kereviz ilişkisi ile ilgili olan kısımdan özellikle bahsetmek istedim. Çünkü ben de uzun yıllarımı yalnızca roman, öykü, polisiye, bilim kurgu ve biyografi tarzı okuyarak geçirdim. Alanım (matematik) dışındaki bilim kitaplarına (özellikle olmasa da) hep mesafeli yaklaştım. Fakat 2014 yılında Harari’nin “Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens”
Bilim
Fizik ve KerevizlerAndrés Gomberoff · Altın Kitaplar · 202129 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2020 17:37
Ne yazdığını merak etmeden nasıl yazdığının hevesine kapılarak okuduğum yazarlardan Woolf. Bilinç akışının hüzünlü kraliçesi. Dalgalar’ın en güzel kitabı olduğunu söylüyorlar. Üç kitabını okudum, benim de en beğendiğim Dalgalar oldu. Her hareketi, ayrıntıyı, kıpırtıyı bile takip ederek yaşamayı seçenlerin işi çok zor. Her gördüğünü yazmak, betimlemek de ayrı maharet ister. Aynı anda hem arabayı sür hem konuş hem etrafa bak hem de bunları yaz, olacak iş mi! Hayat görmezden gelenlere güzel... Şair olmak isteyen veya şiiri seven arkadaşların mutlaka okuması gerekir bu şiirsel dille yazılmış kitabı. Kavramlar arası geçişler, zaman sıçramaları, duygu yoğunluğu, betimlemeler tam bir beyin jimnastiği. Kelimeler birbirini tekrar etmeden cümleleşmiş ve bir bütün olmuş. Ne şiirin dozu kaçmış ne düz yazının. Ama hayal gücünün sınırları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, Woolf göz kararını biraz kaçırmış. Sıra bende; Bu kitabı okumak, gözünüzün önünde attan düşen ve ölen bir adamı izlemek gibi. Baktığınızın farkında olmadan baktığınız şeyleri hatırlamanızı sağlıyor. Hayallere dalıyorsunuz. Sanki yağmur yağarken pencerenin önünde bir okyanus birikiyor, dalgalar cama vuruyor ve ben cümlelerin üstünde gezinerek dalga seslerini dinliyorum. Sonra arkadaşlarım geliyor ve ben onlarla oyun oynuyorum. Bende görmezden geldikleri ne varsa oyuna katıyorum ve sizin sandığınız gibi bunları yazmıyorum siz benim kafamın içinden geçenleri okuyorsunuz. Şu anda. Ben dalgaların altında giderek dibe doğru çökerken... Dalgalar
Şiir
DalgalarVirginia Woolf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20193,964 okunma
10/10
·296 syf.··
2020 24. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2020 00:00
Selim Deringil kitapta bir araya getirilen uzun yılların emeğini yansıtan makalelerinde, 19. yüzyıl imparatorluk tarihinin simgesel üretim ve yeniden-üretim alanlarını ele alıyor. Din, millet, devlet tanımlarını ve bunların siyasal alandaki kullanımlarını, II. Abdülhamit döneminden Mustafa Kemal’e uzanan süreçte, “devlet aklı” ve pratiklerine bakarak inceliyor. Kitap dokuz makaleden oluşmaktadır. Bölümler arasında farklılıklar olmakla birlikte bazı bölümlerde tekrarların olduğu görülmektedir. (1) Geleceğin İcadı Ve Muhayyel Cemaat Fikrinin Kısa Tanımı Her dönemde geleneğin ilk defa icat edildiği ve nedenlerinin dayandığı temeller toplumdaki algıyı etkileme amacı ile zaman içinde benimsenmesiyle oluşmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Basra’dan Avrupa başkentlerine kadar geniş bir coğrafyada kendisine tehdit algılaması ve tebaasını belirli bir simge etrafında birlik ve beraberlik etrafında toplama gayretlerinin olduğu, bu tür argümanların özellikle 19. yy. “Türklük sembolü “ haline gelen ve Cumhuriyet Türkiye’sinde Osmanlılığı simgelediği için yasaklanan serpuş, geçmişi ancak 19. yy.ın ilk çeyreğine uzanan bir “gelenek” olduğu görülmektedir. Özellikle II. Abdülhamit döneminde devletin “meşruiyet zemini”nin yeni bir temele oturtulması gerektiğinin altı çiziliyordu. Bunun gerçekleşebilmesi için hilafet geleneğinin icadı ve Osmanlı sultanının bütün Müslümanların halifesi olduğunun benimsenmesi ve bir taraftan da propaganda yoluyla muhayyel cemaati genişletme gayretinin varlığıdır. Pan-İslamizm, Osmanlı hilafetine dış dünyada nüfuz temin eden her türlü politikadan oluşan uygulamaların tümünü kapsaması ve savunmaya yönelik meşru varlığını tehlikede gören bir devlet politikasının adıdır. Pan-İslamizm çerçevesinde uygulama alanında, Singapur, Cava ve Hindistan
1000Kitap
Simgeden MilleteSelim Deringil · İletişim Yayıncılık · 200729 okunma