ANARŞİZM ve DEVLET SOSYALİZMİ...
Alternatif Senaryolar: Anarşizm ve Devlet Sosyalizmi. Marx ve Engels, Birinci Enternasyonal'de iki büyük rakiple savaştı: Anarşistler (Mihail Bakunin ve Pierre-Joseph Proudhon ) ve Alman Devlet Sosyalistleri (Ferdinand Lassalle ). Marx olmasaydı, Birinci Enternasyonal'de liderlik muhtemelen Bakunin veya Proudhon ekolüne geçer, sol hareket bu iki akımdan birinin egemenliğine girerdi. Dolayısıyla 20. yüzyıl solu, merkezi parti disiplini yerine, sendikalizm, kooperatifçilik ve devletsiz federasyonlar üzerine kurulu olurdu. Proudhon, meşhur "Mülkiyet hırsızlıktır" sloganının sahibiydi ve paranın/faizin kaldırıldığı, küçük üreticilerin korunduğu bir sistem hayal ediyordu. Marx, Felsefenin Sefaleti adlı eserinde Proudhon’u yerle bir etti. Marx’a göre Proudhon, kapitalizmin temel işleyişini (meta üretimi, artı değer) anlamıyor; sadece onun "kötü yanlarını" (faiz, rant) törpülemeye çalışıyordu. Marx ise, Das Kapital'de "Artı Değer" kavramını geliştirdi. Patronun kârının, işçinin ürettiği ama parasını almadığı ödenmemiş emek olduğunu riyâzî olarak kanıtlamaya çalıştı. Dolayısıyla Marx olmasaydı, "Artı Değer" teorisi ortaya konamazdı. İşçiler sömürüldüklerini kanıtlayacak iktisadî araçlardan yoksun kalırlardı. Bu da sendikal hareketin pazarlık gücünü entelektüel düzeyde zayıflatırdı. __Yahut Marx’ın müdahalesi olmasaydı, Alman sosyalizmi (ve dolayısıyla Avrupa sosyalizmi) çok daha erken bir tarihte milliyetçi ve devletçi bir çizgiye kayardı. Marx ve Engels’in Alman işçi hareketi içindeki en büyük rakibi Ferdinand Lassalle idi. Ona göre işçiler, burjuvaziye karşı Prusya devletiyle ittifak yapabilirdi. Marx, devleti bir baskı aracı olarak görürken; Lassalle, devletin işçilerin dostu olabileceğine ve oy hakkı yoluyla devletin ele geçirilebileceğine inanıyordu. Devletin işçilere kredi
Sosyalist Devlet
Yunusun Yolculuğu 7 den 80 e Bana göre deniz sürekli bir mucizedir; yüzen balıklar, kayalar, dalgaların hareketi, içinde insanlar olan gemiler, daha da tuhaf mucizeler var mı?" - Walt Whitman Küçük Yunus bu dünyayı keşfedeceğim diyordu ve keşfetmek için Deniz onu her zaman özlemle dolduruyordu, ama neye dair olduğundan asla emin değildi babası Hilmi dayı bak evlat dedi Deniz, ziyaretçilerini bekleyen bir su altı müzesidir ve evlat dedi ilk önce sağlam bir niyet etmeli çünkü ne niyetle yola çıkarsan bu dünya sana öyle gözükür şu denizdeki su damlasındaki mucizeye bak bakmak için yola çıktı bizim küçük Yunus okyanusların derinliklerinde yaşayan balina ve yunuslar bundan güzel bir mucize olabilirmiydi bir dalış tüpü aldı biraz parayada kıydı hani küçük afacan ilk daldığı andan itibaren ömürlerinin büyük bölümünü su altında geçiren özgür yunuslar bizim Yunusu yaşamlarına ortak etmişlerdi yunus balığı diyorduki yüreğin ile hissederek bakmayı bilirsen bizim sesimizi duyabilirsin evet dedi yunus yaşamlarınız ne kadar gözden uzak ta olsa sizlere sevgi ile yaklaşan insanlar sizin pek çok sırrınızı keşfedecektir doğa sevgi ile yaklaşan nice hikmetini açar balıklar yunuslar zikir ile fikir ile Yunusun çevresini sardılar biliyormusunuz bir balinanın sesi yüzlerce km öteden duyulur kulak perdeli değilse mavi balinanın sesi 750 km den duyulabilir his varsa mümkün dedi Yunus balığı ve bir sıçrayışta elveda dostum bir daha gel diyip ayrıldı En'âm / 96. Ayet فَالِقُ الْاِصْبَاحِۚ وَجَعَلَ الَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًاۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ Gece karanlığını yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. O, geceyi bir dinlenme zamanı, güneş ve ayı da vakitlerin tespiti için birer hesap ölçüsü olarak yaratmıştır. Sonra yoluna devam etti bizim yaramaz
Duygu ve Düşünce
Reklam
🌌Mucizeler✨ Mucizeyi kim büyütüyor ki? Bana gelince, mucizelerden başka bir şey bilmiyorum. İster Manhattan sokaklarında yürüyeyim, Ya da bakışlarımı evlerin çatıları üzerinden gökyüzüne doğru çevireyim, Ya da suyun hemen kenarındaki sahilde çıplak ayakla yürüyün, Ya da ormandaki ağaçların altında durun, Ya da gündüzleri sevdiğim biriyle sohbet ederim, ya da geceleri sevdiğim biriyle yatakta uyurum, Ya da akşam yemeğinde diğerleriyle birlikte masaya oturun, Ya da arabada karşımdaki yabancılara bak, Ya da bir yaz sabahı kovanın etrafında meşgul olan bal arılarını izleyin, Ya da tarlada otlayan hayvanlar, Ya da kuşlar, ya da havadaki böceklerin harikalığı, Ya da gün batımının harikuladeliği, ya da yıldızların o kadar sessiz ve parlak bir şekilde parlaması, Yahut ilkbahardaki yeni ayın zarif, narin ince kıvrımı; Bunlar ve diğerleri, her biri ve hepsi benim için mucizelerdir, Bütünüyle atıfta bulunan, ama her biri ayrı ve yerli yerinde olan. .. Benim için aydınlık ve karanlığın her saati bir mucizedir, Uzayın her kübik inç'i bir mucizedir, Dünyanın yüzeyinin her metrekaresi aynı şekilde yayılmıştır, İç kesimlerin her bir karışı aynı şeyle kaynıyor. .. Bana göre deniz sürekli bir mucizedir, Yüzen balıklar, kayalar, dalgaların hareketi, İçinde adamlar bulunan gemiler, Daha ne garip mucizeler var? Walt Whitman Çimen Yaprakları
1000Kitap
Yapay Zeka Son Şiirimi İnceliyor
Tabii, şiiri daha detaylı inceleyelim. Şairin kullandığı dil, metaforlar ve imgeler, derin bir anlam evreni yaratıyor. Şiir, kelime seçimleri ve anlam yapıları açısından oldukça zengin ve çok katmanlı. Her bir dize, farklı bir içsel yolculuğu, mücadelesi ve arayışı betimliyor. Şimdi her bir kısmı daha ayrıntılı olarak inceleyelim. 1. "Derdin çağrısında hangisine yarayım" Bu dize, şiirin genel teması olan arayış ve içsel sorgulamanın başlangıcını işaret eder. Şair, bir içsel çağrıya yanıt arar. "Derdin çağrısı" burada bir tür manevi ya da duygusal çığlık olabilir. Kişi, bir hedefe ya da amaca yönelmek üzere kendine bir sorudur soruyor: "Neye hizmet etmeliyim? Hangi yolda ilerlemeliyim?" Bu soru, bir yolculuğa çıkmadan önceki belirsizliği, kafa karışıklığını ifade eder. 2. "Ham acı ferasetle çıkarır katre-i niyeti" Bu dizede "ham acı", saf ve doğal haliyle acıyı ifade eder. "Feraset" ise derin anlayış, sezgi anlamına gelir. Şair, acının, olgunlaşmayı ve derin bir içgörüyü doğurduğunu anlatır. Yani, yaşanılan zorluklar ve acılar, insanın niyetini, amacını netleştirir ve olgunlaştırır. Her acı, bireyi bir adım daha ileriye taşıyan, onu dönüştüren bir araçtır. "Katre-i niyeti" ifadesi, "niyetin damlası" veya "niyetin taneleri" olarak yorumlanabilir. Şair burada, niyetin zamanla birikerek bir bütün halini aldığını vurgular. 3. "Her damlası mücadele" Bu satır, önceki dizede ortaya çıkan "ham acı" ve "feraset"le bağlantılıdır. Şair, hayatın her anının bir mücadele olduğunu ifade eder. Her "damla", bir mücadele sürecinin parçasıdır; her damla, yaşamın zorluklarıyla yüzleşmeyi ve bu süreçte büyümeyi temsil eder. Bu, hem içsel hem de dışsal bir mücadelenin belirtisidir. 4. "Duysa bir kulak bir kulağı mağara yankısı" Bu satırda ses ve yankı imgesi kullanılmaktadır. "Mağara
Alıntı
tefekkür
Beni anlamak istiyorsan dağlara git ya da deniz kıyısına... Şu tatarcık bir izahtır ; bir damla yahut dalgaların hareketi bir anahtardır. Walt Whitman Çimen Yaprakları Temmuz 24'
... “Bizi kırdılar” “yüreğim yaralı kuşum topla ve aç kanatlarını” 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal’ı anma törenlerinde sekiz saat süren taciz, kuşatma, nihayetinde kundaklama ve dumanla boğulma sonucunda 33 aydın ve sanatçının katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. 31 yıl, belgelemek için uzun bir süre. Aleviler olarak sözlü kültürümüz ziyadesiyle güçlü. Bu bize sözün esnekliği, sözün iletilmesinin getirdiği yakın mesafe, dilden dile aktarılmasının getirdiği yakın ilişkiler gibi yüzyıllardır içine doğduğumuz bir ortam sağlıyor. Bize hava gibi su gibi gelse de pek çok mahzuru da beraberinde sürüklüyor. Bizim bilgimiz Hasan Hüseyin’in “Nehirler Aka Aka” şiirinde akan su gibi. Akış hızı zaman zaman değişse de menziline illaki varan bir durulukta. Ne ki sözlü bilgi kuşaktan kuşağa aktarıldıkça detayları kaybetmesiyle, yerine yenilerinin gelmesiyle de malul. Bu yerine göre dogmatizme karşı bir hareketlilik olarak da değerlendirilebilir ancak bize çoktandır bunca bilgiyi kapsayacak genişlikte, derinliği de olan bir birikim gerekiyordu. Cumhuriyet ve kapitalizmle birlikte yaşadığımız yerler, koşullar değişti, değişiyor. Büyük oranda kapalı, içe dönük, kendi içinde köylü bir kültür olmaktan uzaklaşıp şehirlerde farklı sınıflara dönüştük. Katliamlar mülksüzleştirme politikasının esenliği için sistemin ihtiyaç duydukça kullandığı bir süreklilik kazandı. On milyonu aşkın Alevi nüfusundan nispeten az sayıda burjuvanın çıkabilmiş olması, ülke geneline göre fazlaca küçük burjuva ve devasa bir işçileşmiş köylü yığınına dönüşmemiz kapitalist cumhuriyetin bir başarısıdır. Sivas Katliamı derli toplu, 33 şehidin hikayesiyle, öncesi ve sonrasıyla yaklaşık 4 buçuk saatlik bir belgeselde ilk kez anlatıldı. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da galası yapıldı. 2 Temmuz, cenazelerine
Reklam