Irksal, dinsel, sınıfsal ve aklınıza gelebilecek bütün çatışmaların insan doğası ve çoğunlukla kadın doğası üzerinden bedel ödetmeye çalışmış bir tarihle karşı karşıya kaldığınız bir kitap. İnsan doğasının yargılandığı bir hukuk sistemi. Çelişkilerle dolu bir seks hukuku anlayışı. Bahsedilen bütün bu hurafe ve vahşetin hukuk gözetiminde yaşanmış oldugu gerçeği. En kötüsüde sadece üremeye odaklanmış seks kılavuzlarının kadın bedeni ve ruhu üzerindeki acımasız yansımaları... Cinsel kategorilere yapılan muamelelerin bile aslında cinsiyetten çok aktif pasif ikililiğine dayandırılmış olup sözde kadını temsil eden pasif ve benzer yanların aşağılanmaya daha müsait olduğu anlayışı. Kadınların veya fahişelerin ruhlarının lanetli olduğu ama erkeklerin şehvetinin yere sızıp dünyayı kirletmemesi için toplumda onların ruhlarının kolayca feda edilmesi anlayışını anlatılan her örnekte seziyorsunuz. Kadınların cadı olarak nitelendirildikleri zamanlarda bile şeytanın cinsel istismarından zarar görmesinin hukuk nezdinde asla önemli olmaması hatta istismarın açıkça kınandığı yerlerde bile kadınların sekse rıza göstermediklerini veya bulundukları şartları kanıtlaması gerektigi bu olayları seks hukukundan çıkarıp tecavüz hukukuna dönüştürüyor bence. Işte bu yüzden reformlar asla ahlaktan yoksun sınıfların namus duygusunu geliştirmiyordu. Hatta ahlaki reformların kurbanları hep kadınlar, eşcinseller ve alt tabaka insanlar oluyordu. Zaman ilerledikçe vicdan ve cinsel organ hürriyetine sahip olanlarda tarih sahnesinde yer alıyordu fakat bu alt sınıftan insanlar için geçerli değildi. Irkların tecavüz izni çıkardığı tarihlere geldikce işin tehlikeli kısmı artık erkeklere de uygulanmaya başlıyor ama tabiki günümüzde yaşananlardan da anlayacağımız üzere dezavantajlı gruplar pek değişmiyor.
Yaşadım sadece. İyi, kötü, ama elimden gelen buydu. Çünkü insan istediği gibi değil, başına geleni yaşar. İnsan yaşamı kendisi seçemiyor.. yaşam kendi gerektirdiği gibi, kafasına göre insanı seçiyor.