9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Lisa Regan / Son İtiraf Dedektif Josie Quinn, yaralarına ve aldığı darbelere rağmen korkularına boyun eğmeyen cesareti, inandığı doğruları uğruna olan direnişi ve davaları çözme tarzıyla çok sevdiğim bir karakter. Onunla çıktığım dördüncü serüven oldu Son İtiraf. Her kitapta geçmişin tozlu sayfalarını açtığımız farklı bir davayla karşılaşırken bir yandan da onun dünyasındaki gelişmelere eşlik ediyoruz. Danton gibi küçük bir kasabada çözülen devasa davalar hem karakterlerin psikolojik yönüyle hem de olayların derinliği ile akıcı ve sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor. Bu seferki dava ise çözülmesi en karışık ve zor olandı. Denton Polis Teşkilatı’nda dedektif olan Gretchen’ın evinin önünde genç bir çocuğun cesedi ve cesedin üstüne iliştirilmiş başka bir çocuğun fotoğrafı bulunur. Olay yerine gelen Quinn’in düşündüğü tek şey Gretchen’ın nerde olduğuydu. Herkesin onun suçlu olduğunu düşünüp arama emri çıkartmaya karar verdikleri an Gretchen’ın teslim olması ve “Ben yaptım!” demesi, başından beri onun suçsuzluğuna inanan Quinn’in olayı aydınlatmak için kolları sıvamasına sebep olur. Ona göre arkadaşı masumdu ve o bunu kanıtlayacaktı. Olayı eşeledikçe ortaya çıkan sırlar ve dinmeyen korkular geçmişin sessizliğini bozdu. Tam düğümler çözülüyor derken genç bir çiftin ölümü her şeyi değiştirdi. Anlamsız gibi duran detaylar tüm olayın seyrini değiştirdi. Quinn zamanında Greatcher’ı kurtarıp katili bulabilecek miydi yoksa katilin yeni hedefi mi olacaktı? Keyifli okumalar…
Son İtirafLisa Regan · Olimpos Yayınları · 202665 okunma
8/10
·256 syf.··
2014 55. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2014 00:00
Stefan Zweig’ın okuduğum ilk biyografisi, yere göğe sığmayacak bir beğenme yarattı benliğimde. Diğer üzücü durum, Zwieg’ın öykülerle bilinmesi, biyografilerin geri plana atılması, sindirilmesi zor bir hadise benim için; hele hele Joseph Fouche: Bir Politikacının Portresi’ni okuduysanız. Joseph Fouche, 31 Mayıs 1759’da, liman şehri Nantes’ta doğmuş. Tüccar ailesinden gelen bu soğuk benizli, tepesi kelleşmiş çıkarcı adam, manastırda yarı papaz olarak idame ettirir hayatını. Fransa’da devrim patlak verince, Jakobenler (radikalciler, cumhuriyet yanlıları) ve Jirondenler (ılımlılar, XVI. Louis’in, kralın giyotine gidişine engel olmak isteyenler) şeklinde ikiye ayrılırlar. Bundan sonrası, yaşamı boyunca iktidara gelebilmek için, Robespierre, Desmoulins, Danton, Collot, Lafayette ve Napoleon Bonaporte ve XVI. Louis’in kardeşi XVIII. Louis’de didişmeleri... Zweig, onun neredeyse ilişkilide bulunduğu tüm insanlara kazık attığı, iş çevirdiği ve alabileceğini alınca çöp sepetine atış tuttuğunu ileri sürüyor. Fransa’nın Michavelli’si diyebiliriz bir nevi. (Prens kitabının yarattığı iğrençlikleri unutmak mümkün değil.) Siyasi kariyer yapmış şahısların altını pisletmeden oturduğu koltuktan kalkacağının mümkünatının olmadığı da aşikar. Fouche, bu sebeple, Okunması gerekiyor. O’nun hayat hikayesini okurken, Fransız Devrimi ve Napoleon’un dünyaya politikalarıyla verdiği zararları, dünya tarihini anlamınızda şahane bir kaynak. Daha da ileride gidip, bu eserin üniversitelerde, Edebiyat Fakültelerinde “bir biyografi nasıl yazılmalı?” minvalinde okutulmasını öneriyorum. Okumadığınız taktirde çok şey kaybedeceğiniz çalışmalardan. Zehra Kurttekin’in çevirisi çok başarılı.
Joseph FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2007883 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
10/10
·174 syf.··
2021 31. kitabı
·
198 günde okudu
·
Okunma: 15 Eylül 2021 00:00
Dünya tarihini değiştiren 1789 Fransız Devrimi'ni, o devasa sınıf savaşımını, burjuvazinin feodalizme karşı verdiği o "görkemli" ama bir o kadar da sınırları olan kavgayı tarihsel materyalist bir gözle analiz eden kusursuz bir çalışmadır. Hobsbawm, devrimin sadece burjuva karakterini değil, aynı zamanda Jakobenizm ve Sans-culot (baldırı çıplaklar) hareketleri üzerinden, gelecekteki proleter devrimlere (ve tabii ki Ekim Devrimi'ne) nasıl bir tarihsel laboratuvar oluşturduğunu anlatır. Devrimin kendi evlatlarını (Danton, Robespierre) yediği o diyalektik süreci, sınıf ittifaklarının parçalanması üzerinden müthiş açıklar. Burjuva devriminin sınırlarını ve aşırılıklarını anlamak için temel bir referanstır.
1000Kitap
Fransız Devrimi'ne BakışEric J. Hobsbawm · Agora Kitaplığı · 200976 okunma
10/10
·278 syf.··
2012 16. kitabı
·
250 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2012 00:00
Aydınlanma'nın Türkiye'deki gür sesi Server Tanilli, devrimin akışını değiştiren liderleri, sadece biyografik olarak değil, temsil ettikleri sınıf çıkarlarıyla ele alıyor. Mirabeau'dan Danton'a, Marat'tan Saint-Just'e kadar her portre, devrimin farklı bir aşamasını ve çelişkisini simgeliyor. Tanilli Hoca, tarihi "büyük adamların" yaptığını değil, ama büyük adamların tarihin kırılma anlarında nasıl rol oynadığını, o akıcı ve öğretici üslubuyla anlatıyor. Devrim tarihini sıkıcı bir kronoloji olmaktan çıkarıp, yaşayan bir insanlık dramına dönüştürüyor.
1000Kitap
Fransız Devrimi'nden PortrelerServer Tanilli · Cem Yayınevi · 199566 okunma
9/10
·443 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Victor Hugo bu işi çok iyi yapıyor. Bazı karakterler gerçek isimleri ile aktarılıyor, bazı karakterler, eserin ana karakterleri -aynı zamanda duygu yüklü karakterleri- ise kurgu. Hem bir tarih kitabı hem de bir roman. Eserin bitmemesini umuyorsunuz. 19. Yy ın son çeyreği Fransasını özellikle taşra ve Paris halkının değerlerini, yaşantı biçimlerini, kişisel hırslarını, amaçlarını, din anlayışlarındaki farklılıklarını, benzerliklerini duygu durumlarınızı harekete geçirerek tasvir ediyor. Marat - Danton - Robespierre i anlatıyor. Bu eseri okuduktan sonra kendi kişisel özelliklerinize göre Dantoncu, Maratcı, Robespierre ci oluyorsunuz. Tek eleştirim, biraz daha uzatılabilirdi. Bu arada, İletişim yayınları klasik eserlerin çevirilerinde çok başarılı. Eserin başında dönemin önemli olayları, önemli şahsiyetlerin önsözü ve son sözü ile noktalanıyor.
Doksan ÜçVictor Hugo · İletişim Yayıncılık · 2018885 okunma
Zamanın Raydan Çıktığı Bir Roman
8/10
·184 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 16:38
2026’nın ilk romanı Nazlı Eray’dan: "Arzu Sapağı’nda İnecek Var." Türk edebiyatındaki büyülü gerçekçilik damarının güçlü temsilcilerinden, fantastik romana 1980’lerden beri yön veren Eray’la tanışma kitabım. Romanı biraz önce başım dönerek bitirdim. Sebeplerini konuşalım. 1989 Ankara’sında, Gelincik Sokak’ta bir ev. Ev sahibi Nazlı Eray. Bir dergide “Düşsel Söyleşiler” yapan Eray’ın o akşamki misafirlerinden biri dönemin başbakanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal. Ötekisi ise Fransız Devrimi sırasında giyotinle öldürülen Fransa Kraliçesi Marie Antoinette! “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler!” sözünü söylediği iddia edilen meşhur kraliçe! Romanın giriş sahnesi, özellikle Fransız Kraliçesi’nin başta televizyon olmak üzere devrinde bulunmayan teknolojik aletlere şaşırmasıyla açılır. Semra Özal’ın, eşi Turgut Bey’le telefonda görüşmesini aklı almaz. Yazar, bu ilk bölümden itibaren zaman algısını altüst eder. Günümüzle geçmişi, hayalle hakikati harman eder; hepsini bir hevenk hâlinde okuruna sunar. Eray’ı okudukça onun çılgın hayal dünyasının da şahidi oluruz. Nazlı Eray, romanın daha ilk bölümünde farklı tarihî zamanlarda yaşamış kişileri bir araya getirerek okurunu şaşırtmayı ve eğlendirmeyi başarır. Çok geçmeden Fransız Devrimi’nin önde gelen isimlerinden Fouché, Robespierre ve Danton da sahne alır. Nazlı ile eski militan arkadaşı Mehmet, 18. yüzyıldan fırlayıp gelen Kraliçe’yi gezdirmek için Ankara Hilton’un dans salonuna götürürler. Ertesi günkü bir davette Nazlı’nın arkadaşı Hilmi’nin evinde piyano çalan bu kez Mozart’tır. Şaşırma sırası Nazlı’dadır. Düşsel Söyleşiler için hayal dünyasının genişliğini kendisinden başka bir kişide —Hilmi’de— de görmek onu çok sevindirir. Mozart’ın Nazlı’ya kur yapması ve onu öpmesiyle sahne bir anda değişir; kendilerini Fransız
Edebiyat
Arzu Sapağında İnecek VarNazlı Eray · Everest Yayınları · 2019144 okunma