☽eli \/en?̈??

☽eli \/en?̈??
@darkmysterium_
Geceye benziyorum; en çok içimde karanlık var. Ben artık duygularımı da post-it’lere yazıp dolaşıyorum… hafıza denen şey ruhumu terk etti. #280678870
Takıntı, aşk kılığına girmiş bir delilik sadece ;)
7/10
·433 syf.··
2025 20. kitabı
·
140 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 08:59
Ah nasıl başlayayım ne yazayım :)) Kitaba başlayalı ne kadar oldu hiç bilmiyorum, incelemeyi paylaştığımda görürüm artık Hep biraz biraz okuyup araya başka kitaplar koydum, bitmesin diye Ama o gün geldi çattı , herşeyin bir sonu var :) Kitabı keşfetmeden önce diziyi izlemiştim. Aslında bu şekilde olması iyi olmuş; çünkü eğer önce kitabı okumuş olsaydım, muhtemelen diziyi izlemeyecektim. Çünkü neden bilmiyorum ama kitaptaki Joe’dan gıcık kaptım :/ Betimlemeler dizideki Joe’nun zekâsını, merhametini ve romantikliğini pek yansıtamamış. Pardon, sonlara doğru birkaç sayfada eh ufak ufak bir şeyler atılmış ama o kadar Joe Goldberg kitapta tam bir kadın ve seks düşkünü, takıntılı bir seri katil olarak öne sürülmüş. Ben onun dizideki o dahiyane numaralarını , samimiyetini, esprili ve sıcakkanlı yönünü alamadım. O yüzden dizide âşık olduğum, dilimden düşürmediğim adama, kitapta nefret ettim belki sorun bendedir, bilemicem :)) Yine de Caroline Kepnes ’in yaptığı şey çok zekice: bizi Joe’nun zihninin içine kapatıyor. Onun düşüncelerini, takıntılarını ve kendi deliliğini nasıl meşrulaştırdığını görmek hem rahatsız edici hem büyüleyici. Okurken fark etmeden onun bakış açısına kayıyorsun; bir süre sonra kurbanı değil, Joe’yu anlamaya başlıyorsun. İşte o an, kitap seni ele geçirmiş oluyor. Belki de en ürkütücü olan şey, Joe’nun bazı cümlelerinde kendimizden bir parça bulmamız. Birini fazla sevmek, fazla merak etmek ya da fazla sahiplenmek; bunların hepsi bir noktada Joe’nun diline dönüşüyor. Kepnes, bu ince çizgiyi öyle ustaca kuruyor ki, aşkın mı yoksa deliliğin mi içindeyiz, anlamak zorlaşıyor. Dizi bunu romantize ederken, kitap daha çıplak ve acımasız bir yüz sunuyor. Joe’nun iç sesiyle baş başa kalmak, bazen bir suç ortağı gibi hissettiriyor insana(kurukafa emojisi) ;
1000Kitap
YouCaroline Kepnes · Atria/Emily Bestler Books · 2014387 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Okumadım, o beni okudu.
10/10
·92 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2025 04:14
Uygulama kitabı sekiz günde okuduğumu söylüyor ama ben biliyorum iki günde taştım. Sekiz gün boyunca yalnızca taşkınlığımın yankısı sürdü. Kambur ’u okumak, bir insanın kendi ağırlığını fark etmesi gibi. Başta sırtında sadece bir eğrilik sanıyorsun; sonra o eğriliğin zamanla ruhuna da yerleştiğini anlıyorsun. Okudukça kamburun büyüyor, sözcüklerin içine siniyor. Sanki Şule Gürbüz bir aynayı değil, bir yara izini tutuyor önüne. Bazı kitaplar okunmaz; üzerimizden geçer, bizi kendi ritminde eğip büker. Kambur tam da öyle bir kitap. Okumakla bitmedi, içimde hala sürüyor. Belki ben onu bitirmedim, o beni bitirdi. Daha doğrusu, eğdi, büktü, hatırlattı; insanın sırtı kadar kırılgandır ruhu da. Ve şimdi, kitap bitti diyor. Ama ben hala aynı cümlede kamburumla birlikte eğiliyorum.
1000Kitap
KamburŞule Gürbüz · İletişim Yayıncılık · 20198,6bin okunma
Zihnin savruluşu ve kavuşulamayan aşk
8/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2025 04:10
Guillermo Rosales ’in Felaketzedeler Evi’ni okurken, şizofreninin hayatı nasıl alt üst edebileceğini her cümlede hissettim. William Figueras’ın zihninde, hastalığın yarattığı kaos ve yalnızlık, kelimeler aracılığıyla öyle yoğun aktarılıyor ki, okurken adeta sarsılıyorsunuz. Sevdiği kadınla kurduğu bağ ve bu bağın sınırları, romanın kalbini oluşturan duygusal yoğunluğu yaratıyor. Kadınla olan ilişkisi ve sonrasındaki içsel mücadele, William’ın savruluşunu ve yazma ihtiyacını derinlemesine hissettiriyor; yazdığı şeylerin bir kısmını yok etmesi, yaşadığı içsel çalkantıyı sembolize ediyor. Askerlikle ve diğer sosyal bağlantılarla olan ilişkilerindeki kopukluklar, hem karakterin hem de hastalığın içsel yıkıcılığını gözler önüne seriyor. Rosales’in yazdıkları, sadece bir hikâye değil; zihnin kırılganlığını, çaresizliği ve insanın hayatta kalma mücadelesini anlatan bir çığlık. Kitabın beni en çok etkileyen yanlarından biri ise yazarın yazma inancı. “Sadece yazmak zorunda olduğum şeye yer var zihnimde. Umarım daha fazla yer açılır,” diyor Rosales. Bu cümle, hem William’ın hem de yazarın hayata tutunma çabasını, kayıplar ve zorluklar arasında bir umut kıvılcımı olarak gösteriyor. Her harfi, her cümlesiyle okuyucunun içini titreten bir duygu yoğunluğu var; okurken hem William’ı hem de onun içsel dünyasını adeta yaşamak mümkün. Felaketzedeler Evi, hastalık, yalnızlık, aşk ve yazma tutkusunun iç içe geçtiği, derin bir acı ve güzellik taşıyan bir roman. Rosales’in eserinde her satır, insan ruhunun kırılganlığına ve dirençsizliğine tanıklık ediyor, ve okurken sarsılmamak neredeyse imkânsız. Belki de bazı kitaplar okunmuyor, içimize bırakılıyor. Çünkü onların sayfalarında, çoktan yaşayıp susturduğumuz şeyler yeniden nefes alıyor
1000Kitap
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,428 okunma
Bugün iki kadının sesini duydum
8/10
·225 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 04:43
Bugün iki kitabı aynı gün bitirdim: Virginia Woolf ’un Kendine Ait Bir Oda’sını ve Nihan Kaya ’nın Beni Zorla Sağma, Bırak Ben Emzireyim Seni yi. Sayfalar farklı, kelimeler farklıydı ama ikisi de aynı yerden konuşuyordu. Farklı dönemlerin kadınları, aynı meseleyi anlatıyor gibiydi. Bir kadının yaratma hakkı. Bir kadının kendine ait olma, kendi sesini koruma mücadelesini. Virginia Woolf , bir kadının yazabilmesi için fiziksel bir odaya, kendi alanına ihtiyacı olduğunu söyler. Nihan Kaya ise o odayı içe çevirir bedenin, ruhun, hatta annenin sütü bile bu alanın bir parçasına dönüşür. “Beni zorla sağma” derken aslında “benden zorla üretim, zorla fedakârlık bekleme” demektir. Her iki kitap da kadının sadece vermekle değil, kendinden taşanı geri almakla da var olabileceğini hatırlatır. Bu iki sesi arka arkaya dinlerken, içimde tuhaf bir yankı oluştu. Kadınlar yüzyıllardır yalnızca doğurmakla değil, kendi benliklerini doğurmakla da uğraşıyor. Woolf’un odası bana nefes aldırdı, Kaya’nın sesi ise içimdeki bastırılmış üretme arzusuna dokundu. Ve günün sonunda, iki kitap da aynı cümleyi fısıldadı bana: “Kendine ait bir oda, kimsenin zorla sağamadığı bir benliktir.” Dipnot: Artık kadınların, annelerin ve tüm yaratan ruhların, toplumun kalıplarından değil, kendi iç seslerinden beslenme zamanı.
1000Kitap
Beni Zorla Sağma, Bırak Ben Emzireyim SeniNihan Kaya · Okuyan Us Yayınları · 2024257 okunma
Aşk mı büyü , Büyü mü aşk ?
Puan vermedi·98 syf.··
2025 15. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 03:25
Shakespeare burada aşkı bir duygudan çok, bilinçdışının rastlantısal oyunu olarak sunar. Rüya ile gerçek, arzuyla akıl arasındaki sınırlar silinir. Orman, bastırılmış arzuların sahnesidir; karakterler orada kim olduklarını unutur, tıpkı bizlerin arzular karşısında unuttuğu gibi. Belki de Shakespeare’in asıl sorusu şudur: Aşk mı bizi büyülüyor, yoksa biz mi kendi büyümüzün içinde kayboluyoruz? Bana kalırsa büyü aşktır; çünkü hiçbir gerçek, insanı bu kadar güzel kandıramaz.
1000Kitap
Bir Yaz Gecesi RüyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,9bin okunma