​"Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?..." Necip Fazıl Kısakürek ​Üstad’ın bu sarsıcı feryadı, kulağıma sadece tarihi bir serzeniş değil, ruhun bu dünya gurbetindeki en büyük acısı gibi geliyor. Tasavvuf ufkuyla baktığımızda; bezm-i elestte söz verip yüklendiğimiz o "mukaddes emanet", bu fani alemin hengamesinde, nefsin bitmek bilmeyen oyunlarında ne hale geldi? ​Kitaptaki mısralarda geçen "şapka, eldiven ve aynalı dolap", aslında insanın hakikatten kaçıp sığındığı o geçici illüzyonların, modern putların ve maddeperestliğin birer sembolü. İnsan, nefsini arındırmadıkça ve kalbini esfel-i safiline çeken bu dünyevi "hokkabazlıklardan" temizlemedikça, hakiki inkılaba yani kalbi bir uyanışa eremez. ​Arkamda duran kütüphanem, İslam'ın ve şanlı tarihimizin asil gölgeleriyle bana hep bu fani yolculuğu hatırlatıyor. Bizler, surete aldanıp sirreti (özü) kaybedenlerden olmamakla mükellefiz. Rabbim kalbimizi asıl sahibine sadık kılsın, Üstad'ın dertlendiği o mukaddes dava şuurunu ruhumuza nakşetsin. Kendisinden ümit kesilmez olan Allah'ın selâmı üzerinize olsun!..
1000Kitap
TABİÎ İNSAN...
Jean-Jacques Rousseau’da ise mesele başka bir yönden karşımıza çıkar. Batı düşüncesinde mücerret insan özü arayışının en çarpıcı örneklerinden biri, Rousseau’nun “tabiî insan”ıdır. O, adeta Cennet’ten düşüş imgesini canlandırır. Çünkü o, insanı anlamak için tarihin, dilin, cemiyetin, mülkiyetin ve kurumların gerisine gitmeye çalışır. Sanki insanın hakikati, bütün tarihî elbiseler soyulduğunda ortaya çıkacak çıplak bir ilk hâlde saklıdır. O, insanı cemiyetin, dilin, tarihin, terbiyenin, ahlâkın ve mükellefiyetin içinde kavramaz; bütün bunlardan soyulmuş, ağaçların arasında dolaşan çıplak bir tabiî varlık olarak hayal eder. Fakat böyle bir insan, insan değil, insanın tarih öncesine doğru çekilmiş gölgesidir. Rousseau’da insanın hakikati tarihten önceki tabiî hâlde aranır. Dayandığı insan tasavvuru, çoğu zaman tarih içinde ete kemiğe bürünmüş gerçek insandan ziyâde, tarihin öncesinde hayâl edilen saf ve çıplak bir insan tabiatıdır. İnsan, onda hâlâ insanlaşmamış gibidir; çünkü insanı insan yapan ne varsa -dil, aile, cemiyet, hukuk, ahlâk, dâva, irâde, hâfıza, imân, inkâr, mücadele- henüz ortaya çıkmamış ya da bozulmanın başlangıcı sayılmıştır. Dolayısıyla Rousseau, Batı’nın insan meselesindeki başka bir çıkmazını temsil eder. -REHA KANSU, “Mücerret İnsan”dan “Gaye İnsan”a, -Mihraksız “İnsani Öz” Tartışmaları, b) Rousseau ve Herder -III-, besincidevre.org/5devre, 17 Haziran 2026-
İnsana Bakış
Reklam
Cidden evren dahil karşıma kim çıkarsa dava açıcam başta kendime
Kork ki, hakimin kendisi şahit
Helalleşmek;mahkemede dava kazanmaktan daha üstündür!
BABAMIN MİRASI
İnce belli bir çay bardağı başucumda kum saati Her kum tanesi ömürden bir gün Yetmiş iki yerden kırılır mı bir gönlün takati Bir öncekinden acımasızsa her dün Katli vaciptir beklenen bu son gün. Bassana bağrına şu yaşlı başımı Parmakların dolaşsın saçlarımda Erkek adam nasıl ağlarmış görsünler Ne fark eder ha altmışında ha otuzunda Hep kadınlar mı ağlayacak erkeklerin omuzunda. Sözün bittiği yerdeyim gözümün önünde yüzün Birkaç damla gözyaşı birkaç tutam hüzün Ne kapanmaz yaraymış, birde zaman her derde devadır derler… Oysa ben arasındayken kapanmış gök ile yerler Sevgiden daha çok şefkata ihtiyacım Başımdan büyük dertlerim, darağacına muhtacım Kendime celladım ben verilecek bir başım Elliyi çoktan aştım ama bir çocuk kadar yaşım. Yırtılsa şu göğsüm her kaburgam bir Havva Sura üflenmeden kapanmaz vallahi bu dava. Hakkım varsa helal olsun, ki ram’dım emrine Bir tek onun sevgisi merhem olurdu derdime Ne sevdiğini söyledi ne başımı okşadı Bir kez olsun aferin deyip, benim ile coşmadı Adam olmaz senden derdi hiçbir gün unutmadım Adam olmadım baba yüzünü karartmadım.
Şiir
Benim sözüm altından hallice, gümüşten yeğdir. Yere düşen ırzı bozuk olana sofi kesilemem kinim tufandır. Benim sevgim neşterdir, hak yolunda karşı gelirse kırk erenler 'den dava edilir,hakkı selimdir. Benim sözüm birdir, sözüm bana küserse dönüşte şeytanla el birdir. Benim fikrim hürdür, bağlanılırsa Hak karşısında kafirdir. Neek
Edebiyat
Reklam
Reklam