Rasulullah (sav): "Ey amcam! Eğer güneş sağ elime, ay da sol elime verilse davamı, Allah bu davayı galip getirinceye veya bu dava uğrunda helak oluncaya kadar davamı terk etmem."
Sorgu sırası sana geliyor. Mikrofonun başına geçiyorsun. Fakat mikrofonun boyu kısa kalıyor. Görevliler gelip boyunu ayarlıyorlar.
Sözlerine başlıyorsun.
İddianameyi bölüm bölüm ele alacağını belirtiyor ve sözlerinin aynen zapta geçmesini istiyorsun. İki haftadır iddianamenin üzerinde çalışıyorsunuz. Küçük kâğıtlara aldığın birçok not var. Bunları sol elinde tutuyorsun. Sağ elin açıklamalarına eşlik ediyor.
Zaman zaman notlara bakıyor, bazen de bir başlıktan yola çıkarak aklındakileri iki elini arkanda kavuşturarak heyete anlatıyorsun:
“Evvelemirde iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur.
İddianame kelle istemek için hazırlanmıştır.
Yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir.
Yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen Türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz.
Ve Türk halkları ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız.
Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz.
İddianamede yapılan değerlendirmeler arz ettiğim gibi hatalıdır.
1908 tarihinden itibaren yapılan gelişme, isabetsiz tahlillere tabi tutulmuştur. Giriş kısmı muğlaktır. Açık değildir, bunun hangi manaya geldiğini anlayamadım, neyi kastettiği açık değildir. Eğer giriş kısmında korku, gaflet, kurnazlık ve ihtiras içinde bulunanlardan bizleri kastediyorsa, bu doğru değildir. Türkiye’de gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlar varsa, bunlar ancak Amerikan emperyalizmi ile iş yapan çıkarcılardır.
İddianame hukuk mantığından ari olarak hazırlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin gençliği ile az gelişmiş ülkelerin gençliği terazinin aynı kefesine konmuştur. Ve kız-erkek ilişkileri, içki olayları, toplum baskısından uzak bir yaşama isteği gibi değerlendirmeler vardır. Bunlar doğru değildir. Bizlerin tek özlemi, tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin