Kimi zaman, Odysseus gibi, İthaka'ya varmadan önce tüm dün- yayı dolaşmak ve binlerce çılgınlığın içinde yolunu yitirmek gerekir. Çıkış, insanın hemen yanı başındaki bir tepenin yamacında da evinin iki adım uzağındaki bir nehrin kıyısında olsa bile, bunun bilincine varmak için bazen dünyanın sonuna kadar gidilip dönülmelidir. Her daim gidilecek sayısız yer vardır çünkü aramaya asla son vermeyiz. Her yolculuk, var olmanın bir tür apansız kabulleniş ve kendinden geçişle gerçekleşeceği bir yer arayışının parçasıdır. Herkes dünyada yeniden doğacağı yeri arar. Bir tür içsel manyetizma, korkusuzca yakalanacak bir şansa duyulan arzu rehberlik eder bize. Fazla uzağa gitmeye gerek yoktur. Thoreau şöyle der: "Bazen, sanki esen rüzgâr beni oraya çekiyormuşçasına, şöyle bir otuz metre katetmek isterim; hayatım, derim kendi kendime, orada bana gelecek; bir avcı gibi, onu bulmak için yürürüm. Kızılcıklarla kaplı tepenin çıplak yamacı ardımda kaldığında, işte o zaman düşüncelerim tam manasıyla çiçek açacak. Esen rüzgârlarda ya da zihnimde kendini gösteren tüm o hoş şeylerde gizli bir tesir, topraktan yayılan bir buğu, bir erdem mi var?" (1981, 66.)
Breton'a Cevap
Otuz Metrelik İllüzyon
Altmış yıl boyunca bu yeryüzünü delice sevmenin bedeli, Amansız bir hınca, sinsi bir nefrete teslim etmekmiş kalbi. İthaka bir vahâ değil, açık denizlerde kurulan bir tezgâhmış meğer; Vâroluşa duyduğum o kör aşk, kendi cellâdını beslemiş içimde.
Evimin iki adım ötesindeki o nehir, yanı başımdaki o sağır tepe...