"Ey sizler, kötü günü uzak sanan,
zorbalık tahtını yakıştıranlar,
Ey sizler fildişi yataklara uzananlar,
sedirlere serilenler,
seçme kuzular, besili buzağılar yiyenler,
çenk eşliğinde türkü söyleyenler,
Davut gibi beste yapanlar,
tas tas şarap içenler,
Yağların en güzelini sürünenler
..............
Sürgüne gidenlerin başını çekecekler;
sona erecek sedire serilenlerin saltanatı."
Tutsak edilmiş fillere benzeriz; onlar da günlerce dehşetle öfkelenir ve çırpınır, ta ki bunun nafile olduğunu anlayana dek; ve sonra aniden sakinleşip boyunlarını boyunduruğa uzatırlar, sonsuza dek dizginlenmiş olarak. Aynı zamanda Davut Peygamber gibiyiz: Oğlu hâla yaşarken, durmaksızın Yehova'va yalvarmış, kendini perişan etmiştir ancak oğlu ölünce, artık onu hiç düşünmemiştir. İşte bu yüzdendir ki, sakatlık, yoksulluk, alt sınıfa ait olmak, çirkinlik, nahoş bir yerde yaşamak gibi sayısız kalıcı kötülük, sayısız insan tarafından kayıtsızlıkla taşınır ve artık hissedilmez bile, adeta kabuk bağlamış yaralar gibidir. Çünkü bu insanlar, ister içsel ister dışsal zorunluluk olsun, bu durumlarda hiçbir şeyin değistirilemeyeceğini bilirler. Buna karşılık daha şanslı olanlar, bu koşullara nasıl katlanıldığını anlamakta zorlanırlar.
Âsım'ın hayaletinin Dâvut'a dadanması ve Zâhir hakkında da "peygamberliğini ilân ettiği" söylentisinin çıkmasından aşağı yukarı otuz küsür sene kadar önce Galata şehri ahalisi, tedavileri sonuç vermeyen Rafael'in tabâbet yeteneği hakkında ileri geri konuşmaya yeni yeni başlamıştı. Kabadayılar nasıl ki "leşleriyle" anılıp korku salıyorlarsa, Rafael de "naaşlarıyla" yâd edilip "dehşet saçmaya" başladı. O güne kadar tedavi etmeye çalıştığı yirmi hastasından ondokuzu vefat etmişti. Geriye kalan bir tek hastanın da, Rafael'e getirildiginde, ne nabzı atıyor ne de adam nefes alıyordu. Hastayı defalarca muayene eden Rafael, sonuçta bir teşhis koydu: Adam ölüydü! O güne kadar koyduğu tek doğru teşhis de zaten bu olmuştu.
Yoşiya'ya kadar bütün krallar, dinin merkezîleşmesi üzerinden değerlendirilirken, Yoşiya'dan sonra böyle bir uygulama görülmez; Yoşiya zamanına kadar Davut düzenli bir şekilde ve önemli bir kişi olarak hikâyelerde yer alırken, daha sonrasında kendisinden bahsedilmez; o halde bu, Yoşiya'yla ilişkilendirilebilecek bir kırılma noktasına ve konuya bakış açısındaki değişimi gösteren kanıtlara sahip olduğumuz anlamına gelir. Bu iki yeni kanıt, Yoşiya'da bir son ve kırılma olduğunu gösteren diğer kanıtlarla da uygunluk gösterir. Kanıtlar, Tesniyeci tarihin ilk edisyonunun yazar-editörünün, Yoşiya'nın hükümdarlığı döneminde yaşayan biri olduğunu gösterir. Bu yazar-editör aynı zamanda Yoşiya'yı destekleyen biriydi.
Bunlar, Tesniye'yi ve ondan sonra gelen altı kitabı yazan kişiyi nerede ve hangi zaman diliminde arayacağımızı bilmek için, benden öncekilerin ve benim Kutsal Kitap'tan çıkardığımız ipuçlarıdır. Artık bu kişinin ne zaman yaşadığını biliyoruz: Yaklaşık olarak MÖ 622 civarında. Nerede yaşadığını da biliyoruz: Yahuda'da ve neredeyse kesin olarak biliyoruz ki Kudüs şehrinde. Ancak şu soru hâlâ cevap bekliyor: Kimdir bu yazar?
Mesele, Tesniyeci tarihçinin, sadece, Yoşiya ile ilgili bir kehaneti öykünün başına ve {bu kehanetin} gerçekleşmesini de sonuna yakın bir yere koymasından ibaret değildir. Tarihçi hem Yahuda hem de İsrail'in Yoşiya'dan önceki bütün krallarını tarih boyunca değerlendirmekte ve her bir kralı iyi veya kötü olarak sınıflandırmaktadır. Kralların çoğu kötüdür; iyiler de mükemmel değildir. Davut bile Bat-Şeva'yla zina yaptığı ve Bat-Şeva'yı kendisine alabilmek için kocasının ölümüne sebep olduğu için eleştirilir. Hizkiya da peygamber Yeşaya tarafından eleştirilir. Tesniyeci tarihin yazarı Yoşiya'yı değerlendirirken yalnızca onun tam anlamıyla iyi bir kral olduğunu belirtir ve açıkça şunu söyler:
Ve ondan önce Musa'nın tora'sına uygun olarak onun gibi tüm yüreği, tüm canı ve tüm gücüyle Yahve'ye dönen hiçbir kral çıkmamıştı ve ondan sonra da onun gibisi çıkmadı.
Davut Aleyhisselam’ın hikmetinde şu sözler vardır:
“Akıllı kimsenin yapması gereken, zamanını bilmek/basiretli olmak, dilini korumak, kendi işlerine/haline yönelmektir.”