İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.
Hiçbir şey düşünmüyor, sadece kaçmak, hayatının en korkunç devirlerini geçirdiği bu yerlerden mümkün olduğu kadar çabuk uzaklaşmak istiyordu. Nereye olursa olsun! Dağbaslarına, kimsesiz ormanlara veva kalabalık şehirlere!. Yalnız adamakıllı uzak ve kimsenin onu bulamayacağı bir yere!.
İnsan dediğin mahluk hicbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma..
Sonra en mühimi: Kendini halinden şikâyet etmeve alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez.
Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra vapılacak hiçbir sey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir sekilde hissetmek.
Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.
Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hâlâ bilmeyeceklerdi.