Türk Edebiyatı yeni kuşak yazarlarına şans vermeyi seviyorum. Son 20 yıl kitaplarını nadir alsam da aldığım ve rafta bana bakan bu kitapları okumaya çalışıyorum. Çünkü benim ruhumda ebedi izini bırakan klasiklerden sonra aralara neşemi yeniden kazanmak için bu kitapları serpiştiriyorum.
Nermin Yıldırım; adını dergilerde duyduğum ancak hiç okumadığım kadın yazarlarımızdan. ‘Dokunmadan’ isimli yüksek puan alan kitabının bana dokunaklı gelen bir yanı oldu ve yeşilçam melodraması tadı alacağımı düşünerek başladım. Beklentim mi yüksekti yoksa bendeki edebi çıta çok mu yukarıda bilmiyorum ama kitabı beğenmedim.
Karakterimiz Adalet travmalarla, suçlulukla boğuşan; takıntılı hareketleri ve psikolojik problemleriyle başa çıkmaya çalışan ve çözümü geçmişindeki o ilk hatayı bulursa çözebileceğini düşünerek çocukluğundaki anılara geri dönen bir kadın. Döndüğünde orada akli melekeleri yerinde olmayan Mahsun’u bulur. Ve onu bulmak için yollara düşer. Bu yolculuklardaki gözlemleri, halkın günlük uğraşları, gazete 3. haberlerinin ve takriben hissedilen duygu ve düşüncelerin aktarımı oldukça klişe ve sığ ve yer yer abartı. Sık tekrarlanan kelime oyunları, uzatılan konular, laf kalabalıkları, kullanımı olmayan kelimelerin varlığı sıkıcı. Zorlama bir tip Adalet. Muzip bir anlatımı var denmiş ama bence tamamen atlanarak okunan yerler. Kitabın ismi ile içerik de uyumsuz. Dokunmama hastalığından mustarip ancak dokunmadığı kimse kalmadı. Bunun altı doldurulmamış. Kitapta tek sevdiğim şey her bölümün başında farklı yazarların dokunaklı cümlelerinin yer almasıydı. En azından okurları başka yazarlara yönlendirir belki.
Bir daha Nermin Yıldırım kitabına para vermeyi düşünmüyorum. Sonunu x15 hızlandırılmış şekilde bitirmiş. Bizlere de kişisel gelişim olsun diye bir nasihati var yazarın: Yaşam