Bu ayrılış hasretine dayan ve Allah'a tevekkül et, sonun selâmettir.
Sayfa 443·Kitabı okuyor
Din
Kendimizi tanıyamaz olduk, görüp selam vermiyor hatta görmezden geliyoruz. Mütebessim bir çehre olmaktan uzak duruyor çehrelerimiz. Nasıl da meşhur tacirleriz, sirke satıyor yüzlerimiz. "Dayan yavrum, dayan ölme" diye ümit pazarlıyoruz çaresiz kıvrananlara. Fikrin var mı kadim dostum, hayâ ne ara uğrar acaba buralara?
Sayfa 14 - Merve ALP·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Maral bu sahne ne yaa...
Farah…” diyen fısıltısıyla yüksek sesle ağlamaya başladım. “Bunu yapma, baba beni bırakma!” Göğüs kafesi şiddetle inip kalktığında boğazında hırıltılı sesler çıkmaya başlamıştı. Bir anda öksürüp kan kusmaya başlayınca kendimi daha çok parçalayıp, “Yardım edin!” diye haykırdım. Birinin yardımımıza koşmasını bekledim ama kimse gelmedi. Kendimi daha önce hiç bu kadar çaresiz ve köşeye sıkışmış hissetmemiştim. “Yalvarırım biri babamı kurtarsın!” Neden kimse gelmiyordu?5 Babam acı dolu iniltiler çıkartırken konuşmak için yanak kaslarını zorladı. Ağrının gölgesi kasılan yüzünü esir aldığında gözleri doldu. “Se-seni tek başıma bıraktığım için affet…” “Böyle konuşma.” Gözlerimde birbiri ardına yaşlar akarken onun kanıyla yıkanan ellerimi daha çok yarasına bastırdım. Parmaklarımın arasında sızan kanı görünce hıçkırıklar içinde başımı iki yana salladım. “Ba…baba olmuyor.” Kalbimin ağıtı titreyen sesime nüfus ettiğinde, “Durduramıyorum,” dedim. “Çok kanıyor…Baba çok kanıyor, durduramıyorum!” Babam kendini zorlayarak kolunu kaldırmaya çalıştı. Her zaman beni saran o güçlü kolu şimdi o kadar zayıftı ki, yerden kaldırmaya zorlanıyordu. Aldığı nefesler giderek çarpıntılı ve yavaşlayan bir ritme dönüştüğünde elini elimin üstüne koyabildi. Eski ısısını yitiren parmakları elimin üstünde durunca, “Özür…özür dilerim babam.” diye fısıldadı. “Sana…” Göğüs kafesinden gelen hırıltıların arasında konuşmak için kendini zorladı. “Ve-verdiğim sözü…” Kan kusarak öksürdüğünde gözlerinden bir damla yaş süzülmüştü. “Tutamayacağım.” Hep yanımda olacağını söylemesinin üzerinden daha bir saat bile geçmemişti. “Baba kurbanın olayım dayan.” Parmaklarımınkanı görünce hıçkırıklar içinde başımı iki yana salladım. “Ba…baba olmuyor.” Kalbimin ağıtı titreyen sesime nüfus ettiğinde, “Durduramıyorum,”
Akşam bölüm geliyor bakalım neler olucak
Gecenin bir yarısı bu ıssız yolu aydınlatan tek şey arabalarımızın farlarıydı. Buluşma noktasını ben seçtiğim için tetikçilerim etrafa dağılıp en iyi menzillerdeki yerini almıştı. Yolun bir tarafında bana ait araçlar ve arabalar vardı, diğer tarafında Leonard’a ait araçlar… Leonard arabasından inince zamanın geldiğini anladım. Kalçamı arabanın kaportasından ayırıp öne doğru bir adım attığımda Kılıç Aslan bileğimi yakaladı. Salazarlara hiç güvenmediği için kaşlarını hafifçe çatarak, “Bırak takası ben yapayım,” diyerek bana buradaki zırhlı araçlardan birini gösterdi. “Sen içeri geçip bekle.” “Bu liderlerin kavgası, asıl sen geride dur.” Kolumu ondan kurtararak yanından geçtiğimde onu ne kadar kızdırdığımın farkındaydım. “Salazarların lideri bizzat gelmişken bir korkak gibi arabanın içinde beklemeyeceğim.” Ortada buluşmak için Leonard’la birbirimize doğru yürürken ikimizin arkasında bekleyen adamlar tetikteydi. Bu gece her iki tarafta kendi liderlerini hayatı pahasına koruyacaktı. Kulağımdaki kulaklıktan Zaza’nın, “Korkmana gerek yok, bölge avantajı bizde,” diyen sesini duydum. “Endişelenme seni koruyacağım.” Bunu biliyordum. Başım yukarıda, omuzlarım dik bir şekilde yürümeye başladım. Bunu yaparken içimde sayısız kez dua ediyordum ama dualarımın hiçbiri kendim için değildi. Kalbimi bir hastane köşesinde bırakmışken bu gece tüm dualarım Gurur içindi. Ben ona gereken kanı bulana kadar biraz daha dayanmalıydı. Beni böyle bir vicdan azabıyla bırakıp gidemezdi, açmadığım bir telefonun cezası Gurur’un hayatı olmamalıydı. İntihara kalkışmadan hemen önce beni aradığını bilseydim yemin ederim ki iki elim kanda da olsa o telefonu açardım. “Dayan…” dedim içimde. “Sana yalvarıyorum biraz daha dayan.” Bu gece ne olursa olsun ona gereken kanı Gurur’a ulaştıracaktım ama o yeter
ÖZETLEYELİM (Göğüs Kafesindeki O Daralmaya Merhem/
İnşirah Suresi: Göğüs Kafesindeki O Daralmaya Merhem Hayat bazen insanın üzerine bir gölge gibi çöker. Nefes alamazsın, omuzlarındaki yük belini büker ve dünya dar gelir. İşte İnşirah suresi, tam bu "tıkanma" noktasında kalbin kapılarını ardına kadar açan ilahi bir rüzgardır. 1. Manevi Bir Genişleme: "Biz Senin Göğsünü Açmadık mı?" İnşirah, her şeyden önce bir "genişlik" talebidir. Sorunlar bazen yok olmaz ama kalbin genişlerse o sorunlar artık seni boğamaz hale gelir. Sure, en büyük mucizenin insanın iç dünyasındaki o ferahlama olduğunu hatırlatarak başlar. 2. Yüklerden Özgürleşmek Belini büken, seni uykusuz bırakan, "nasıl altından kalkacağım?" dediğin her ne varsa; İnşirah der ki: "O yükü üzerinden aldık." İnsan, her şeyi kendi başına sırtlanmaya çalıştığı için yorulur. Sure, tevekkülün o hafifletici gücünü fısıldar. 3. Matematiği Bozan Müjde: 1 Zorluk = 2 Kolaylık Surenin kalbi, o meşhur tekrardadır: "Zorlukla beraber bir kolaylık vardır." Dikkat edin; zorluktan "sonra" değil, zorluğun "içinde" bir kolaylık vardır. Her imtihan, içinde kendi çözümünü ve huzurunu da barındırır. Eğer bir kapı kapandıysa, mutlaka daha hayırlı iki kapı aralanmış demektir.
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle;balık sahibi (Yunus) gibi olma
Kalem Suresi'nin 48. ayetinde geçen "Balık Sahibi" (Sâhibi’l-Hût) ifadesiyle kastedilen kişi Hz. Yunus’tur. Bu ayet, Hz. Muhammed’e (sav) ve onun şahsında tüm insanlara, zorluklar karşısında pes etmemeyi ve "aceleci" davranmamayı öğütleyen çok derin bir hayat dersi içerir. 1. Tebliğ ve Umutsuzluk Hz. Yunus, bugünkü Irak sınırları içinde bulunan Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti. Uzun yıllar boyunca onları doğru yola davet etti, ancak kavmi ona inanmamakta direndi, hatta onunla alay etti. Hz. Yunus, bir süre sonra halkının düzelmeyeceğine dair bir kanaate kapıldı ve içini büyük bir hüzün kapladı. 2. İzin Almadan Ayrılış (Acelecilik) Normalde bir peygamber, Allah'tan bir işaret veya izin gelmeden görev yerini terk etmezdi. Ancak Hz. Yunus, halkının inadına daha fazla dayanamadı ve öfkelenerek, bir nevi "küstü" ve şehirden ayrıldı. İşte ayetteki "Balık sahibi gibi olma" uyarısı tam bu noktaya, yani sabrın tükendiği o ana atıf yapar. 3. Gemideki Kura ve Denize Atılış Şehirden ayrılan Hz. Yunus bir gemiye bindi. Gemi denizin ortasındayken büyük bir fırtına koptu. O dönemin inanışına göre, gemide bir uğursuzluk varsa veya efendisinden kaçan bir köle varsa fırtına dinmezdi. Kura çekilmesine karar verildi. Kura Hz. Yunus’a çıktı. O, yaptığı hatayı (izinsiz ayrılmayı) anlamıştı; kendini denizin hırçın sularına bıraktı. 4. Balığın Karnındaki Karanlık ve Tesbih Denize atılan Hz. Yunus’u dev bir balık yuttu. Balığın karnında, denizin derinliklerinde ve gecenin karanlığında yapayalnız kalan Yunus Peygamber, içinde bulunduğu durumun bir "uyarı" olduğunu anladı. Orada şu meşhur duayı (Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn) etmeye başladı: "Senden başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim. Gerçekten ben, (izinsiz ayrılmakla) kendime