Bir yanda umut ve umutsuzluk, sevgi ve nefret, zenginlik ve sefalet, inanç ve inançsızlık vardı, öte yanda da, doğanın bitkiler, sonra da hayvanlar yaratarak altında olanları yeniden üste getirdiği bir topraktaki balçık. Ve her şey gecenin dinginliğinde olup bitiyordu.
binlerce vahşi ya da uysal inanç, kaplandan ev kedisine envaiçeşit yönetim biçimi varken, her ulus nasıl da doğru inancı ve doğru yönetim biçimini bulmuş; hepsi de bir diğerini küçümsüyor, hepsi kendisininkinin en doğru olduğu konusunda böbürleniyor, hepsi Tanrı’nın onu sevdiğinden emin, hepsi savaş esnasında Tanrı’nın kendilerinden yana olduğunu düşünüyor ve yenildiklerinde şaşırıyor ve kimse bu durumun tuhaflığını görmüyor bile
Tahtlar, asalar, peniler, mücevherler, kasabadaki kötü şöhretin ya da dünyada meşhur olmanın hepsi aynıdır; maddi değerleri yoktur, ruhu tatmin ettikleri ölçüde değerlidir; bunu çıkarırsan geriye bir şey kalmaz.