Kendi ruhumuzu tedaviyle uğraşırken sosyal çarpıklıklara yol açan toplumsal ilişkileri gözden kaçırırız. Korku ve güvensizlikle boğuşurken bunun sorumlusunun toplum değil kendimiz olduğunu düşünürüz. Halbuki devrimin mayası birlikte hissedilen acıdır.
Ürpermekten aciz bir bilinç, şeyleşmiş bir bilinçtir. Deneyim yaşamaktan yoksundur, çünkü deneyim “varlığın özsel başkalığının alışılmış olan karşısında kendini açığa vurduğu acıdır öz olarak”. Her tür acıyı yadsıyan bir hayat şeyleşmiş bir hayattır. Yalnızca “öteki tarafından dokunulmuş olmak”tır hayatı canlı tutan. Aksi takdirde aynının cehenneminde hapis kalır.
Ruhsal bir ağırlık antrenmanı olarak dayanıklılık çalışması, insanları acıya olabildiğince duyarsız, daima mutlu bir performans öznesi olarak şekillendirmeyi amaçlar.