Bir keresinde insancı mı hümanist mi buna benzer özellikleri olduğu söylenen kimseler arasında bir rastlantı eseri bulunmuştum. Eski bir evde toplanılmıştı, ama güzel bir evdi ve en Batılı eğitimlerden geçmiş kimseler yerli motiflerle bezenmiş halıların, kilimlerin üzerine serilmişlerdi. Herkes birbirine “Can!” “Dost!” aynı adı taşıyanlar “Adaş!” filan diye sesleniyordu. Fakat herkes bir şeydi, ne bileyim yani önemliydi de alçak gönüllülükten, daha doğrusu hümanistlikten böyle davranılıyordu. Ben de hiçbir şey olmadığım ve kazık gibi bir köşede durmaktan başka bir şey bilmediğim için bu insanseverler arasına da karışamamıştım.
Batı uygarlığını yönlendiren endüstriyel ve post-endüstriyel maço mekanizmanın gözünde hisler değersizdir. Kadınlar da erkekler kadar kendi dişil değerlerini ölçme yetkisini, içsel veya dışsal patriyarkal yargıçlara devreder ve kendi özgün hislerini “saf, mantıksız ve aptal” olarak nitelendirip bir kenara atarlar. Bu çok derin bir kendine ihanettir.