Duygularımızı, düşüncelerimizi, hissettiklerimizi, acıyan yanlarımızı, gülen taraflarımızı, korkularımızı, sırlarımızı, içimizde olan ve dışımıza yansıtmadığımız ne varsa, hepsini, yalnızca biz biliriz. Ta ki birilerine söyleyene kadar. Ve artık söylediğimizde, bunlar sadece bize ait gerçekler olmaktan çıkar.
Söyleme Bilmesinler'de yazar Şermin Yaşar, yıllarca söylenmeyen duyguların, saklanan sırların, yüzleşilmeyen ve kabul edilmeyen gerçeklerin zamanla bir aileyi nasıl sarstığını anlatıyor bize. Üç kardeş, onların eşleri ve anne babalarının bir gününü ve aslında yıllarca içlerinde sakladıklarını dinliyoruz.
Kitabın en güzel yanı ise, tüm karakterlere ayrı ayrı söz hakkı vermesiydi. Kimi dinlesek ona üzülüyor, kimi dinlesek ona hak veriyoruz. Hepsinin de bakış açısından bakabiliyoruz yaşanmışlıklara. Ama keşke dedim, en başından; yalansız, sırsız, her şeyi açıkça konuşabilen, gerçekleri geç olmadan kabul edebilen, aile olmayı, eş olmayı, anne baba olmayı, evlat olmayı zoraki değil, samimiyetle ve içtenlikle seçen bir aile olsaydılar dedim. Bunları bize değil, en baştan kendilerine anlatsaydılar dedim. Belki her şey daha farklı olabilirdi. Çünkü bazen kaldıramayız sandığımız gerçekler, onlarla yüzleştikten sonra hafifler; aşamayız sandığımız duygular onları kabul ettiğimizde özgürleşir.
Bazen güldürdü, bazen kızdırdı, bazen gözlerimi doldurdu, bazen yüreğimde kocaman bir sızı bıraktı. Öyle akıcı bir hikayeydi ki, her karakter üzerine konuşulacak çok şey var aslında. Birkaç günde okuyup bitirdim, birkaç gün de etkisinden çıkamadım. Bir ailenin tüm sırlarını -hala birkaçı hariç- öğrenmek, bana biraz yük oldu. Söylemeseler de bilmese miydik acaba?
İyi okumalar...