9/10
·64 syf.··
2026 58. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 15:43
Mrs. Rosie and the Priest” is the first book in the Penguin Little Black Classics series, which includes three stories selected from Boccaccio’s “Decameron”. Even though it was written in the 14th century, guess which characters aren’t passive? Of course, the women. It was truly a pleasure to read these four stories, which blend both traditional and modern family structures.
Duygu ve Düşünce
Mrs Rosie and the PriestGiovanni Boccaccio · Penguin Classics · 20153 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2026 14. kitabı
Carlo Ginzburg’un mikro tarih akımının başyapıtı kabul edilen “Peynir ve Kurtlar"kitabını nihayet bitirdim. Uzun zamandır kitaplığımdayken neden bu kadar ertelediğimi sorgulatan, bittiğinde ise beni derin bir düşünce sarmalına iten muazzam bir eser oldu. Size biraz bu okuma deneyimimden ve kitabın bende bıraktığı izlerden bahsetmek istiyorum. Eğer tarih kitaplarının sadece kralları, savaşları, antlaşmaları ve büyük siyasi figürleri anlatması gerektiğine inanıyorsanız, bu kitap ezberinizi tamamen bozacak. Çünkü Ginzburg kamerayı "büyük" tarihten alıp, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan, kendi hâlinde bir değirmenciye çeviriyor: Sıradan Bir Değirmencinin Sıra Dışı Kozmolojisi Menocchio, yaşadığı döneme göre okuma yazması olan, eline geçen her kitabı (İncil’den tutun Decameron öykülerine kadar) adeta yutarcasına okuyan bir köylü. Ancak onu asıl ilginç kılan şey, okuduklarını kendi hayal gücü, halk kültürü ve pratik mantığıyla harmanlayarak tamamen kendine has bir evren teorisi (kozmoloji) üretmiş olması. Kitaba adını veren o meşhur metafor tam olarak burada devreye giriyor. Menocchio’ya göre evren, başlangıçta kaotik bir çorba gibiydi; tıpkı sütün pıhtılaşıp peynire dönüşmesi gibi şekillendi. Peki ya tanrılar ve melekler? Onlar da tıpkı peynirin içinde kendi kendine üreyen kurtlar gibi bu maddeden türediler. Her şey bir kaostu... ve o kütleden tıpkı peynirde kurtların oluşması gibi bir kütle peynirleşti ve onlardan melekler çıktı..."i Dönemin Katolik Kilisesi ve Engizisyon mahkemeleri için bundan daha büyük bir sapkınlık (heresi) düşünülemezdi haliyle. Menocchio sadece bununla da kalmıyor; İsa’nın tanrılığını reddediyor, kilisenin zenginliğini eleştiriyor ve her dinin (Hristiyanlık, Müslümanlık, Yahudilik) eşit derecede değerli olduğunu savunuyor. 16. yüzyıl için bu
Peynir ve KurtlarCarlo Ginzburg · Metis Yayınları · 2021882 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·107 syf.··
2025 94. kitabı
ürt yazar Burhan Sönmez'in Decameron'a selam çaktığı "İstanbul İstanbul" kitabını bayıla bayıla okumuştum; dün gibi aklımda orada anlatılan anılar, hikayeler... Sönmez'in Franz K. Aşıkları, bizleri darbeler ve öğrenci hareketlerinin yoğun yaşandığı ve arka planına bir romantizmin yerleştirildiği nostaljik edebiyata götürüyor. Bu romanda Sönmez, "Nazi taraftarı olan Alman annesi ile Türk babası İkinci Dünya Savaşı sırasında Berlin'de ölmelerinin ardından, çocuk yaştaki İstanbul'a, dedesiyle dokuzunun yanına gönderilen Ferdy Kaplan. 1968'de onun gençlik ayaklanmalarıyla sarsılmaya başlayan öğrenci dergilerinde hararetli tartışmalar yaşanmaktadır." Bu romanın meselesini anlamak için, Kafka ve Max Brod arasındaki ilişkiyi bilmek gerekiyor, yoksa "ne anlatıyor bu?" deyip ipin ucunu kaçırmış olursunuz. Kafka en yakın arkadaşına yazdığı yazıların ölümümden sonra asla yayınlanmamasını ve yakılmasını vasiyet etmiş ve en yakın arkadaşı da bu vasiyete uymayıp yazıları yayımlamıştır, hepimize malum olduğu üzere.. "Dönüşüm" romanının kapak resmi için, kapağa asla bir böcek yerleştirilmemesi gerektiğini de söylemiş," bildiğiniz gibi dünyanın her yerinde kapak resminde "böcek" olmayan kapak yoktur neredeyse. Anlayacağınız üzere, Kafka kendisine verilen sözlerin tutulmaması konusunda bir marka yapmış isim olarak. Sönme, buradan hareketle romanın çatısını inşa etmeye başlıyor ve Soğuk Savaş dönemi ve absürt bir konuyu birleştirerek, ilginç ve edebi bir anlatı ortaya koyuyor. Milan Kundera'nın "İhanete Uğramış Vasiyetler" adlı eseri, Brod'u ihanetinden dolayı kınayan, yine bir polemik eser. Brod'u eleştiren kadar övenler de mevcut; başkaları onu dünyanın en iyi edebiyat eserlerinden bazılarını unutulmaktan kurtardığı nı da düşünüyor. İkinci düşünceye daha yakınım, itiraf ediyorum.
Franz K. AşıklarıBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 2024296 okunma
Küçük şeyler
7/10
·84 syf.··
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 20:45
Sezai'nin Küçük Şeyler'i Türk edebiyatında Batılı anlamda yazılmış ilk hikâye kitabıdır. Batıda hikâye türüne baktığımızda ilk defa Decameron adlı eserle ortaya çıktığını görürüz. Bu 14. yüzyıla tekamül etmektedir. Oysaki bizim ilk hikâye kitaplarımız ta 19. yüzyıldadır. Edebiyatımızda bu hikâye kitabı ondan öncekilerden teknik anlamda daha iyi olması yönüyle ayrılır. Kitabın içerisinde biri çeviri olmak üzere altı hikâye bulunmaktadır. Kalan beş hikâye özgündür. Edebiyatımızda önemli bir mihenk taşı olması yönüyle okumak için bir şans verilebilir. Zaten oldukça kısa.
Alıntı
Küçük ŞeylerSamipaşazade Sezai · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,2bin okunma
Puan vermedi·719 syf.·
2026 42. kitabı
Martın sonunda başlayıp nisanın ilk günü bitirdiğim #Decameron ile merhaba. Ben bu tür kitapları “kim var imiş biz burada yoğ iken” merakıyla okuyorum, 21. yüzyıldan kalkıp da 14. yy metnine puan vermek gibi bir niyetim yok :) Derdim anlatının kendisi, nasıl kurulduğu … Girişte Boccaccio biz kadınlara hafifçe göz kırpıyor.;) “Bu kitabı kadınlar için yazıyorum” diyor. Gerekçesi de erkeklerin canı sıkılınca çıkıp dolaşma, kendini dağıtma imkanı var; kadınlar ise çoğu zaman aynı mekanda , aynı düşüncelerle baş başa kalıyor ve sıkıntı büyüyor diyor .Ve ekliyor “Tanrı’nın izniyle amacıma ulaşırsam, beni zincirlerimden çözüp kadınları eğlendirmeme olanak sağladığı için Sevda’ya gönül borcu duysunlar.” :)) Sonra hikayeler başlıyor . Hikaye kurmanın teknik evrelerini oluşturuyor aslında Boccacio neyi niçin yaptığını da anlatıyor genelde. Hikaye kısmına girdiğimizde vebadan uzaklaşmak için yedi kadın ve üç erkek bir araya geliyor, on gün boyunca her gün on hikaye anlatıyorlar. Her gün biri tacı takıp o günü yönetiyor, temayı belirliyor (bir gün hariç - o bir gün herkes istediğini anlatmıştı ), gün sonunda da iş küçük bir ritüele bağlanıyor: şiir, şarkı, ardından tacın devri. Bir nevi anlatı programı kuruyorlar,gayet düzenli bir akış. Konu ne olursa olsun, her şey dönüp dolaşıp anlatının kurduğu dünyaya bakıyor. Neyse , ilk gün daha çok insanın zaafları, kurnazlıkları ve ikiyüzlülükleri üzerinden gidiyor;bir yalancının azize dönüşmesi, çürümüş bir düzenin inanca kanıt sayılması gibi ters köşelerle başlıyor. Talih, rastlantı ve “işlerin bir anda tersine dönmesi” , aşk ,aldatma vs gibi pek çok konuda hikaye var..(100 hikayenin hepsinden bahsedemeyiz değil mi kuzum ?:)Ve evet, bazı hikayelerde aşkın ve arzunun açık anlatıldığı pek çok yer var, ki bu rahatsız etmek için
DecameronGiovanni Boccaccio · Oğlak Yayınları · 20001,540 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 01:31
Malumdur, Ortaçağ boyunca Kilise, avrupa'nın üzerini dogmatik dünya görüşüyle sert bir kabuk gibi örtüp otoritesini kurumsallaştırma ve hakimiyetini sabitleştirme amacı gütmüştür. Kilise bunu skolastik felsefenin araçlarıyla oldugu gibi doğrudan fiziksel gücü, politik ve dinsel nüfuzuyla gerçekleştirirken dünya, dinamiklerinin kilisenin aleyhinde işlediği bir dizi dönüşüm geçiriyordu. Matbaa'dan kara vebayı izleyen Demografik dönüşümlere, dinsel karşı çıkışlardan ulus devlestleşmeye uzanan ideolojik kırılmalara, coğrafi keşiflerden sanayi devrimiyle sonuçlanan teknik dönüşümlere avrupa bilim, sanat ve teknikle üzerine örtülen kabuğu farklı zaman dilimleri ve mekanlarda engel olunamayacak şekilde çatlattı, kırdı ve bertaraf etti. Kıta içinde alt tabakanın şöyle veya böyle baskısıyla gerçekleşen bu dönüşümde, halk edebiyatı itici güç olarak önemli bir etkendi. Ortaçağın sonuna doğru Decameron, Canterbury Hikayeleri ve Carmina Burana gibi kaynağını halktan alan sanat, geleceğin dönüştürücü gücü olacak olan zamanın avrupasına ışık tuttuğu gibi onun edebi envanterinin de göz bebeği olmuştur. Carmina Burana'ya tam bu noktadan bakılmalı. Şiirler çok sade ve doğrudan. Meyhaneden kırlara, ihtiyarlardan gençlere, erkeklerden kadınlara yüzyıllar öncesinde yaşamış kıtanın sıradan halkının yaşamına açılmış küçük pencere gibi. Dünya başka bir dünyayken kader aynı kader, aşk aynı aşk, yaşlılara karşı gençler aynı gençler ve insanların tepesinde duran ihtiyarların, kralların, rahiplerin kanunlarının ölüm buyruğu, dünyayı boğan sert kabuğuna karşı insanın direnci her yıl yeniden şahlanan aynı bahar direnciymiş. Carl Orff'a ilham vermesini anlamamak mümkün değil. Oh, Fortuna (Ah Kader) youtu.be/GXFSK0ogeg4?si=...
Edebiyat
Carmina Burana Şiir, Şarkı ve BaşkaldırıKolektif · Alfa Yayınları · 201856 okunma