Bazen sebepsiz pencereye çıkar uzaklara bakarım. Tatar Çölü'nü okuduktan sonra siyah bir leke arar oldu gözlerim. Son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaptı.
.
📖Uzun zaman, hep aynı rutinde yaşayan insanın nasıl yutulduğunu,
"Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. “Dur! Dur!” diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu."
📖bir süre sonra kurtulmak bile istemeyecek kadar nasıl kendini bıraktığını,
"Hayır, Drogo fiziksel olarak çökmemişti, eğer yeniden ata binmek ya da merdivenleri hızla çıkmak istese, bunu pekâlâ yapabilirdi ama önemli olan bu değildi. Önemli olan, böyle bir şeye hiç heves etmemesiydi, öğleden sonraları taşlıklı ovada yürüyüş yapacağına kısa bir uyku çekmeyi tercih ediyordu. İşte önemli olan budur, ancak bu, yılların geçişinin bir göstergesidir."
📖kendini bir şeyi, asıl önemli şeyi beklediğine nasıl inandırdığını,
"Halbuki, birisi ona “Yaşadığın sürece bu hep böyle olacak, sonuna kadar hep aynı şey,” demiş olsaydı o da kendine gelirdi.
“Olamaz,” derdi, “Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki insan: Artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli”.
unutulmuş, işlevsiz bir kalede, 'durgun' çölden gelecek ve onu kahraman yapacak düşmanı 'bekleyen' Drogo'nun gözünden anlatıyor yazar Dino Buzzati.
Henüz kapı kapanmamışken soralım mı?:
"Burada her şey bir feragati andırıyordu; ama ne uğruna,