İtiraf ediyorum, başaramadım. Aradan geçen aylar, yıllar sonra bunu itiraf etmek tarif edilemez bir rahatlama ve katlanılamaz bir acı veriyor aslında. Fakat yarayı iyileştirmenin birinci şartı hastalığı kabullenmek değil mi? Kabul ediyorum artık başaramadım. İstediklerimi yapamadım, elimdeki imkanları layıkıyla kullanamadım, zamanımı boşa harcadım. Ehem varken mühimi, elzem varken lazımı seçtim. İtiraf edemedim, kabul edemedim. Hata yapmak, yanlış yolda olmak ağır geldi de inanamadım belki de.
En azından artık farkındayım bazı şeylerin. Gerçi o zaman da biliyordum belki ama bilmemezlikten geliyordum. Arkasına sığınacağım, çaresizliğin yakıcı sıcağından kaçıp gölgesinde ferahlayacağım son ağacım da yandı kül oldu. Sanırım o yüzden itiraf ediyorum şimdi. Çünkü kral çıplak artık. Örtecek kıyafeti kalmadı.
Peki ne oldu da böyle bir sona geldim. Ne oldu da hikaye böyle bitti. Gerçi daha bitmedi hikaye ama son bölüme geldik sayılır. Hikayenin bitmesine sayfalar, ömrün dolmasına günler kaldı. Kaldı kalmasına da bütün bir ömür nasıl yaşandı?
O an için düşüncenin olağan akışında ağzının ucuna gelen bu soru beyninde kıvılcamlar yakmış, bütün bir ömrü gözlerinin önüne getirmişti. Yaptığı hataları düşünüyor, her karede gözlerinden yaşlar akıtıyordu. Sanki hiç doğru bir karar vermemiş gibi nedense sadece hatalarını hatırlıyordu. O kadar daralmıştı ki oracıkta ruhunu teslim etmeyi, hatta hiç var olmamış olmayı diledi. Fakat ne var ki her şey yaşanmış bitmişti. Şimdi yapabileceği sadece göz yaşı dökmek ve affını istemekti. Affını isterdi istemesine de o kadar utanıyordu ki günahlarından, huzura çıkma düşüncesi bile onu öldürmeye yeterdi. Sanırım bu yüzden yok olma düşüncesi bütün bedenini kaplamıştı.
İçerisini kaplayan buhranın ağırlığından bir nebze kurtulmak istedi. Bunun için