Bu kitabı okumak için mideniz sağlam olmalı
Puan vermedi·336 syf.··
2026 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:00
Merhablar, Körlük kitabında ışıklı bir görme bozukluğunun salgın şeklinde tüm dünyaya yayılması sonrası yaşananları okuyoruz. 1-2 kişi hasta olursa gerisi onlara bakabilir bu kolay iş, ama günümüzde hiçbirimiz gerçekten üretmezken, birilerinin yiyecekleri marketlere üretip taşıyıp getirmesiyle beslenirken eğer herkes görmez olursa ne olurdu? Marketlere yiyecek taşıyan o ağ çöktüğü anda. İnsanlar bir anda kör olma korkusuyla araç bile kullanamaz olduğunda. Hangi dünyada olursak olalım bu kadarını ben de hayal edemezdim. Ne okudum ben ya dedirtiyor insana. Yazarın ilk Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabını okuyup çok sevmiştim. O yüzden ilk fırsatta herkesin okuduğum körlük ve görmek kitaplarını aldım. Ama bundan sonra diğerlerini okuyabilir miyim emin değilim. Herkesin deli gibi okuduğu kitap bu muymuş, insanlar bunu nasıl okuyor dedirtti. Yanlış anlaşılmasın eleştirdiğim asla edebi yön, yazarın kalemi falan değil. José Saramago 'nun kendine has bir tarzı var. Paragrafsız yazar derler ona ve bu yüzden seviyorum ancak. Bu kitabı hiçbir kadın yazamazdı, yazmazdı. Benim eleştirdiğim çirkin erkek beyni. Erkekler kötülük düşününce illa akıllarına karşı cinse yapılan cinsel suçlar geliyor. Müslüman kadın beynim o ortalarda okuduğum şeyleri asla kabul edemedi. Hatta başlarda okuduklarımı da edemedi. Biz düşeni kaldırmak, eksiği tamamlamak yardım etmek üzere kodlanmışız. Askerlerin körlere böcek, zombi gibi davranmasını da asla anlayamadım. Öldürüp kurtulma isteklerini de, ilaç isteyenlere yardım etmemelerini de. Yazar aslında kitapta iyi ve kötü insanları çok net anlatmış. Askerlerin arasında da yardım etmek isteyenler vardı, en azından öldürmeye karşı olanlar. E karantina sürecinde dışardan yemekleri de yardımseverler yapıyordu. Pandemiyi aklı başında yaşayanlar bilir ki çinde ilk virüs çıktığında da
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Yaşamak
Puan vermedi·210 syf.··
2026 7. kitabı
"Bu kitaba başlarken Fugui’ye o kadar sinir oldum ki... Karısına davranışları, kumarbazlığı, her şeyini kaybedişi... Kumar bittiğinde içimden 'İyi oldu' bile dedim. Askere gitti, orada acılar çekti ama hiç üzülmedim. Hele parası yok diye gidip kızını satmaya kalktığında adama dair tüm empatim bitti. Karısının o bir kez bile sitem etmeyen, isyan etmeyen hali bana çok gerçek dışı geldi. Asıl öfkem küçük oğluna olan sevgisizliğindeydi. Belki o dönem için, o coğrafya için bu yaşananlar normal görülebilir; ama ben o çocuğun babasından nasıl korktuğunu gördüm. Adamın zenginken, paralıyken karısına nasıl davrandığını da gördüm. Herkes bu kitabı farklı anlayabilir, 'mücadele dolu bir hayat' diyebilir. Evet, bir mücadele var ama eğer bu adam en başında karısını tokatlamasaydı, hovardalık yapıp insanları küçümsemeseydi onun o mücadelesinin önünde saygıyla dururdum. Yani sorun yokluk ya da dönem değildi, sorun tamamen adamın kendisiydi. Adamda sevgi ve çaba yoktu. Oğlu öldüğünde adama ilk kez üzüldüm; evet hatalıydı ama bedeli bu kadar ağır olmamalıydı. Ama en çok o çocuğa yandı içim. Keşke gitmeden önce biraz sevgi görseydi. Ölümün ne zaman geleceği belli değil, çocuk kalbi kırık gitti. Sonra kızlarını evlendirirken 'Kusuru var, topal da olsa alan çıksın' mantığıyla bakmaları beni deli etti. Kız açlıktan ölse bu bakış kadar acı çekmezdi. Fugui milleti cahil görüyordu ama asıl cahil kendisiydi. Hayatındaki herkesin ölümüne çaresizce şahit oldu. Bence ona verilen ceza buydu: Zamanında o kadar kalbi incitti, insanları sevgisiz bıraktı ki, gidenlerin yokluğu onun en büyük hapishanesi oldu. Kitabın adı Yaşamak ama içi yaşanmamışlıklarla dolu. Hani bir dert geldi mi üst üste gelir ya, tam öyle bir kitap!
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,6bin okunma
Reklam
Deli herif
4/10
·384 syf.··
2026 92. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 09:42
Yani nereden başlasam… Edanur okuma demesine rağmen inat edip okudum. Aiden karakterini o kadar soğuk ve duygusuz yazmış ki 312. sayfaya kadar karakterle bağ kurmak bir yana dursun yaptıklarına sinir olmaktan kitaba odaklamıyorsun Dark kitap bu, normal diyemiyorum çünkü sonunda birbirlerini sevecekler ve kıyamayacaklar klişesine bağlanacaksa biraz da olsa karakteri sevdirecek argüman şart. Manipülasyon birini taciz edip onun fiziksel sınırlarını ihlal etmek değil. Aiden bunu yapıp yapıp ufak bir iyi niyette Elsa ona gardını indiriyorsa bu benim gözümde stockholm sendromunun bir çeşididir. İlişkileri ilerlediği zaman da bile bunu yapmaya devam ediyor. Bir de bu çifte üç kitap yazmış diye duydum. Levi > Aiden
Sapkın KralRina Kent · Ren Kitap · 20241,291 okunma
10/10
·292 syf.··
2026 43. kitabı
Her duyguyu yaşadığım bir kitaptı o kadar güzeldiki deli olıcam sandım. Bir an hiçbir şey düzelmeyecek falan da sandım ağladım güldüm cidden serinin en iyi kitabı olabilir ama Emmile çok üzüldüm ya kahroldım canım benim ya keşke ona iyi bir son yazılsa offf offf cidden bu kitap beni dertli yaptı ama bayıldımmm
Beni KışkırtmaTahereh Mafi · Dex Yayınevi · 2020630 okunma
7/10
·72 syf.··
2026 48. kitabı
Konusu kısaca Bir kasabadaki hastanenin Altıncı Koğuş adı verilen akıl hastaları bölümünde geçen hikâyede, doktor Andrey Yefimiç Ragin ile hasta İvan Dmitriç Gromov arasındaki diyaloglar merkezdedir. Doktor başlangıçta pasif, kaderci ve “her şey zaten anlamsız” düşüncesindedir. Zamanla bu koğuşa ve özellikle Gromov’un fikirlerine ilgi duyar, ama sonunda kendisi de “hasta” ilan edilip aynı koğuşa kapatılır. Bu kitap en çok şuradan vurur: “Dışarıdaki düzen aslında içeridekinden daha akılcı mı?” Çünkü doktorun dış dünyası da en az koğuş kadar anlamsız ve acımasızdır. İnsan bazen dünyayı anlamak yerine, onu “önemsizleştirerek” kendini korumaya çalışıyor. Yani “nasıl olsa her şey boş” demek, ilk bakışta felsefi bir olgunluk gibi duruyor. Ama Çehov bunu tersine çeviriyor: Bu tavır, aslında hayatın içindeki acıya, sorumluluğa ve eyleme kapıyı kapatmak. Bir tür zihinsel kaçış. Koğuştaki Gromov ise bunun tam karşı kutbu gibi. O daha “canlı” bir bilinç taşıyor; acıyı hissediyor, tepki veriyor, itiraz ediyor. Ama ironik olan şu: toplum onu deli sayıyor. Burada Çehov’un rahatsız edici sorusu ortaya çıkıyor: Eğer duyarlılık “delilik”, kayıtsızlık “normallik” ise, normalliğin kendisi ne kadar sağlıklı? Benim okuduğum kadarıyla kitap şu fikri dayatıyor: İnsan sadece düşünerek değil, dünyayla temas ederek var olur. Temas kesildiğinde (duygu, sorumluluk, eylem), felsefe bile bir tür uyuşmaya dönüşüyor. Çıtır okumalık bir kitap ama çok yüksek beklentiye girmemek lazım…10/6.5
Duygu ve Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,3bin okunma
Puan vermedi·181 syf.··
2026 53. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:20
Gökyüzünü bile esirgeyen o dertli gecekondu mahallelerinden birine, Müstesna Leyla’nın ve onunla aynı kaderi paylaşan çocukların dünyasına konuk oldum. İyi ki de olmuşum. Okurken yüreğimin en derin yerinde hissettiğim, beni derinden etkileyen ve kesinlikle çok beğendiğim, çok sevdiğim bir kitap oldu. İki isimli kahramanımız Leyla, daha çocuk yaşta kız olmanın ve yokluğun tüm ağırlığını omuzlarında taşıyan merhametli bir kız. Ailesinin köyden kente göçüyle başlayan bu hikayede, abisine her imkan sunulurken Leyla’ya bir okul önlüğünün bile çok görülmesi içimi sızlattı. Ancak onun bu baskılara ve yoksunluğa rağmen pes etmeyip okuma azmine sarılması hayran olunasıydı. Komşusu Zühre’nin uzattığı dost eli ve bir araya gelen diğer mahalle çocukları, Leyla’nın bu karanlık dünyasındaki en büyük ışığı oluyor. Kitabın bende en çok iz bırakan, adeta kalbimi dağlayan karakteri ise Yaşar oldu. Yaşar, küçük yaşta kardeşinin ölümüne tanık olmuş ve o günden sonra zihni hep beş yaşında takılı kalmış koca bir çocuk. Annesinden gördüğü kötü muameleye rağmen o pencerelerin arkasından Leyla ve arkadaşlarına tutunuyor. Mahalledeki her bir çocuğun, Apo’nun, Mahir’in, Roja’nın hayatı ayrı bir dram barındırıyor. Hepsi o zor şartlarda erken büyümek zorunda kalırken, Yaşar’ın pencereli evinin altında kurdukları o güçlü dostluk bağı insanı hem ağlatıyor hem de umutla gülümsetiyor. Yazarın o kadar derin ve insanı içine çeken bir anlatımı var ki, adeta günümüz dünyasında yanı başımızda yaşanan ama bizim görmezden geldiğimiz hayatlara, halının altına süpürülen acılara bir ayna tutuyor. Karakterlerin psikolojik derinlikleri, yaşadıkları kalp kırıklıkları ve birbirlerine olan bağlılıkları beni o kadar etkiledi ki bu eseri elimden bırakamadım. Eğer siz de yüreğinize dokunacak, geçmişin sızılarını ve her
Mavi Duvar Deli YaşarDeniz Toprakkaya · Armoni Yayıncılık · 20259 okunma
Reklam
Reklam