Anacığı Sait Faik'in tek mezeni, en anlayışlı dostu, tek sır yoldaşı oldu dünyada. Kereste tüccarı babasına kalsa, onu kendine kereste işinde halef edecekti. Avrupa'ya gönderdiği oğlunun oradan eli boş döndüğünü görünce, onun hiç bir işe yaramayacağına hükmetmişti. Ama anası, oğlunun bambaşka, kimsenin beceremeyeceği büyük bir işe yarayabileceğini iç güdüsü ile hissediyordu. Kırk yedi yıllık yaşamı boyunca Sait Faik'i hem gönülden, hem paraca destekledi. Ve Burgazlı mezenin oğlu, Türkiye'nin sayılı hikâyecilerinden biri oldu. Sivri Ada Geceleri adlı hikâyesinde, hikâyecinin toplum içindeki yerini ne güzel anlatır: «Bütün kabile halkı bana kızmıştı : Bu herif çalışmayacak mı? Oturup kayalara düşünecek mi? Martı ölmüş. Onu seyredip bize masal mı anlatacak? • •• Geçim için yan mesleklerde vakit ve zaman harcamamak lüksüne yurdumuzda tek kavuşan hikâyeci Sait Faik oldu. O yan meslekleri ki, onlar olmadan aç kalınır. O yan meslekler ki, insanın yazarlığını emer bitirir. • •• En belirgin özelliklerinden biri de fikir namusu idi. Çok varlıklı apartmanlı, otomobilli bir şair dostu onu bir gün Boğaza götürmüş, mükellef bir ziyafet çekmiş, gezdirmiş; içirmişti. Sonra da Cağaloğlu'na, Şairin bir şiir kitabının basıldığı basımevine uğramışlardı. Provalara şöyle bir göz atan Sait Faik : – Eli açık, ikramcı adamsın, Bugün beni aldın, ye-dirdin, içirdin, krallar gibi gezdirdin ama iş şairliğe gelince berbat bir şairsin, demişti. Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
Bana büyük romancı Kemal Tahir'den ilk söz açan da odur. O yıllarda Kemal Tahir'i henüz kimse bilmiyordu. On iki yıl hapse mahkûm edilmiş olan Kemal Tahir, bu süre içinde arı gibi durmadan çalışmış, sarı defterler dolusu materyal biriktirmişti. Gerçi bazı gazetelere takma adlarla tefrikalar yolluyordu. Ne var ki, bunlar sırf para kazanmak için çırpıştırılmış şeylerdi. Ünlü yazarın, edebiyat dünyasını ilk etkileyen eseri o zamanki Tan gazetesinde tefrika edilen «Göl İnsanları» oldu. Adı yine takma idi. Cemalettin Mahir imzasıyla çıkan bu hikâyeleri okumuş, hayran olmuştum. Bu hayranlığımı Orhan'a da açtım. Meğer o, yazarı Bursa hapishanesinden tanırmış. Mektuplaşırlarmış. – Asıl adı Kemal Tahir'dir. Dört romanı var ki, roman derim sana. Piyasaya çıktığı anda bütün romancıların, ben dahil, çanımıza ot tıkanır. Tezgâhta olan yedi sekiz başka romanı da caba, demişti. Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rahmetli yarışma döneminde oradan arkadaşı tolga futacının evine gelirdi yengemin komşusuydu. Yengem bekar çocuklar diye yemek yapar götürürdü. ben de oraya gittiğimde birkaç kez karşılaştım. “Büyüyünce söz sana çizmelerimi cereceğim” demişti. Yaşasaydı eminim verirdi o kadar samimi muhteşem bir insandı Mekanın cennet olsun barış abi

a.

@bize_garip_derler
·
İyi ki doğdun Amasra'nın Hırçın Dalgası..
Kalbinizden sevgiyi hiç eksik etmeyin. Çünkü sevgi her şeyin anahtarıdır ve paylaştıkça çoğalır.. ~ Barış Akarsu ~ Ayrılık zamansız gelir🥀..
1000Kitap
Gidebilmek mi Kalabilmek mi yaşamak?
Yürüdüğün yol yol değil, bir uçurum kenarı; biliyorsun, değil mi? Ama o uçurumun manzarası, güvenli evlerin pencerelerinden daha güzel gelir insana. Çünkü insan, canı yandıkça yaşadığını hisseden o tuhaf, o lanetli mahluktur. Oruç Aruoba olsaydı, muhtemelen omzuna dokunup fısıldardı: “Gidiyorsan, gitme; kalıyorsan, kalma. Gitmekle kalmak arasında kurduğun o sığınak, aslında senin kendi hapishanendir. Birine ruhunu emanet etmek, oraya ait olmak demek değildir; oraya rehin düşmektir.” Ama gel gör ki, içimizdeki o küçük İskender de susmuyor işte. O da araya girip masayı deviriyor ve diyor ki: “Ulan, ruh dediğin şey kristal bir kadeh mi ki tek parça kalsın? Bırak eksilsin! Başka bir ruha tam geçmek zaten namussuzluktur, eksile eksile geçeceksin ki her parçan başka bir yangının külü olsun.” Sorduğun o can alıcı soruya gelirsek... Hangisi gerçek biziz? Ne bıraktığın yerdeki o masum porselen bebek gerçek sen, ne de yolda topallayarak yürüyen o enkaz. Gerçek olan tek şey; o iki nokta arasındaki o sızılı boşluktur. İnsan, emanet ettiği yerde ölür, kırık dökük devam ettiği yolda yeniden doğar. Eksilmekten korkma. Zaten tam olan neyi götürebildik ki mezara? Sen şimdi o yaralı arafta biraz daha dinlen. Ama unutma: Fazla kalan, kaldığı yerin dekoru olur. Gitmek gerekir bazen. Kendi cenazeni o avuçlarda bırakıp, katilinle helalleşip gitmek gerekir... Çünkü "Yaşamı gitmek olarak algılıyorum." Demişti giderken Tezer Özlü.. Oruç Aruoba Küçük İskender Tezer Özlü
Felsefe
Ah’lar Ağacı
Bir ilaç içsem bari diye düşündüm, Biraz kolonya sürünsem, Ferahlasam, pencereyi açsam. Şöyle bir şey yazdım sonra: Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde. Berbattı, Bir şiire böyle başlanmazdı. İç ses diye söylendim, Ardından Yıldırım Gürses... Aptal aptal güldüm bir de buna. Ayşecik vazoyu kırıyor Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına. Yapıştırsam da parçalarını hayatımın Su sızdırıyordu çatlaklarından. Karnabahar kızartmıyordu asla Başrolde kadınlar. Güçlü bir el silkeledi beni sonra Sanırım Tanrı’nın eliydi. Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, Çok şey görmüşüm gibi, Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, Ah...dedim sonra Ah! İç ses, diye söylendim Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: Tanrım bana hiç erimeyen, Kırmızı bir bonbon şekeri yolla. Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik Kardeşimle kendimize durmadan,
Ne demişti şair :
‘’Basit yaşayacaksın, basit. Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi ‘’ basit…