Aldığınız cevapları değiştirmenin de yolları var... Değiştiremiyorsanız bu sizin "de" probleminiz. Problemin bir parçası olmayı kabullenin ve denemeye devam edin.
Duygu ve Düşünce
Veli Koca, ak kıllı kaşlarını gözleri üzerine sayvan gibi çatarak delikanlıyı denemeye devam etti: _ Yâni demek istiyorsun ki... Ödenecek bir şükran borcu var. Mustafa, süzük ve mahzun duruşunda kalarak tâne tâne cevap döküyordu: _ Evet, Koca Ağam. İnsanın gönlüne Tanrı makâmından kopmuş bir nûr düşerse o kişi emsâline karşı yükselmiş olur. En çok seven en büyük işleri başarmak borcundadır. Şöyle ki: Aşık olan zâten alacağını almıştır, artık bir şey isteyemez, bundan geri o verecektir, hep o verecektir. Veli Koca, kemikli parmaklarını havaya dikip büyük hoşnutluk ve hayır dua zamanlarında yaptığı gibi Mustafa'ya Sipâhî! diye seslendi: Haydi Sipâhî, git mübarek mürşidinin yanına, berhüdar ol. Seni gene çağırtırım. Ciğerdelen

KerZeY35

@kerzey35
·
Çilenin haftasında Veli Koca, Mustafa'yı çağırttı: __ Di bakalım, muhabbet ummânında kaç kulaç derine indin? İlk evvelâ ne yapmak murat edersin? diye sordu. Mustafa, durgun süzük yüzünde şebnemler gibi berraklaşmış mâvi gözlerini duvarın yüksekçe bir yerine asılmış tâlik yazıya dikmiş dalgın duruyordu. Bu Kur'an'dan bir âyetti ki, cennet bahçelerinde akan sulardan bahsediyordu. Delikanlı dedesine döndü. Çok düşünmüş, kararlara varmış, bu kararları sıraya koymuş bir insanın tereddütsüz sükûnetiyle cevap verdi: -İzniniz olursa evvelâ kendime âit malımdan bir miktârını aşkımın kutsiyetine hürmeten hayrata sarf etmek isterim. Hânedânımızın vakfı olan Sigetvar misâfirhanesi tâmir ve ihyâ edilmek gerektir. İstolni'den konağımıza kadar yolda su yok. Ahlattepe ayağından bir çeşme yaptırmaya niyet ederim. Gāzi Rüstem Baba Dergâh'ına gümüş şamdan, buhurdan gülâbdan adadım. Sadaka dağıtacağım, kurban keseceğim, günü gelince aşkımı anarak Rüstemâne cenk edeceğim.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Çok uzun zamandır hazır hissetmeyi bekliyoruz. İçimizdeki her şeyin nihayet yerine oturduğu, kim olduğumuzu, ne istediğimizi, ne için yaratıldığımızı tam olarak bildiğimiz sakin bir sabahı bekliyoruz. Sanki bir gün hayat birdenbire ağır olmaktan çıkıp netleşecekmiş gibi. Sanki gelecekte bir yerlerde her şeyi çoktan çözmüş bir versiyonumuz var ve biz sadece onlarla tanışmak için yeterince uzun süre hayatta kalmalıyız. Ama o sabah asla gelmez. Bu işler böyle yürümüyor. Bunların hiçbiri böyle yürümüyor. Keşfedilmeyi bekleyen, tamamlanmış bir versiyonunuz yok. Tüm karmaşanızın altında gizlenmiş, tamamen oluşmuş bir benliğiniz de yok. Tek bir doğru cevabı olan bir bulmaca değilsiniz. Gömülü bir hazine değilsiniz. Bulunmayı bekleyen biri değilsiniz. Yavaşça, acı verici bir şekilde, gerçekleşirken her zaman anlamlı görünmeyen şekillerde inşa ediliyorsunuz. Ve Tanrım, sanırım kimsenin sizi hazırlamadığı şey bu. Kendinizi yaratmanın, olmaya hiç benzemediği gerçeği. Çoğu zaman başarısız olmak gibi hissettiriyor. Yirmi üç yaşında olup gece saat 2'de dizüstü bilgisayarınıza bakıp herkesin hayatı sizden daha iyi anladığına inanmak gibi hissettiriyor. İnsanların ilerlediğini izlerken sizin sürekli yön değiştirmek gibi hissettiriyor. Sanki elinizde umutla bir şey alıp, aylar sonra onu geri bırakıyorsunuz çünkü yol boyunca bir yerlerde kendinizi onun içinde tanımayı bıraktınız. Bir şeyler denersiniz. Gerçekten yapabileceğiniz tek şey bu. Kursa kaydolursunuz. Kitapları alırsınız. Hayat dikkatinizi tekrar tamamen yutmadan önce üç hafta boyunca dili öğrenirsiniz. Spor salonuna gitmeye başlarsınız. Sonra bırakırsınız. Kendinizi yazar, tasarımcı, müzisyen, koşucu, erken kalkan biri, sonunda hayatını düzene sokan biri olacağınıza ikna edersiniz. Ve sonra birdenbire saat sabah üç olur ve
Substack
2 ay sonra 2, 4 ay sonra bir sınavım var ve benim gram çalişma isteğim kalmadı. ve omzum ağriyo. biraz 'ben yarınları bugünden tanırım' modum açık gibi yine boşa gidecek emeğim kafasındayım. umutsuzluk kötü bişey. umutlarımızla beslenen sistemde umudunu kaybetmeden denemeye devam etmeye çalışmak daha kötü bişey. vardir bi hayir. öyle işte
Hayatımda "bence bunu denemeye değer" dediğim şeylerin, gerçekten "değdiğini" görmeyi nasip et Ya Rabbi 🤲 Ayşe ESMER
Başkalarına karşı nazik olmayı öğrendik. Affetmeyi, susmayı, anlamaya çalışmayı… Ama sıra kendimize geldiğinde en küçük hatamızda bile kendinizin en acımasız yargıcı olduk. Kendi yorgunluğumuzu hiçe saymayı marifet sandık. Oysa gerçek merhamet, dışarıya değil içeriye döndüğünde büyür. Kendi kalbini dinleyebildiğinde, “Ben de hata yapabilirim” diyebildiğinde. Bir sabah uyanıp “Kalk, denemeye devam edelim” diyebildiğinde… Çünkü merhamet kendine acımak değil Kendine yoldaş olmaktır. Önce kendi kendinin sırtına elini koymaktır. Kendi içindeki üşüyen çocuğu battaniyeyle sarmak, elini tutmaktır.