Kahramanımız Deli Dumrul
Melanie Klein paranoid ve depresif durumların, insanın sürekli olarak aralarında gidip geldiği durumlar olduğunu saptar. İnsan ilkelleştikçe paranoid, olgunlaştıkça depresif özellikler sergiler. Hiçbir psikiyatrik ayrıntıya girmeden bu durumları ifade etmek için yukardaki örnekleri seçiyorum. Kahramanların her ikisi de başlangıçta daha çok paranoid durumdadır. Kendileri haklıdır, karşılarında yok edilmesi gereken bir kötülük vardır. Kendileri neredeyse büsbütün iyi, öteki (diğer insan) büsbütün kötüdür; iyilikle kötülüğün bu dengesiz kümelenmesi ise sorgulanmamaktadır.
Dünyada çok büyük dengesizlik, bozulma var; insanlar son derece dengesiz. Sokaklarda yürümek tehlikeli. Korkudan özgürlük hakkında konuştuğumuzda, dışsal özgürlük, kargaşadan, düzensizlikten, zorbalıktan özgürlük istiyoruz. Ama hiç içsel bir özgürlüğün, zihinsel özgürlüğün olup olmadığını sorgulamıyoruz, böyle bir özgürlüğü istemiyoruz.
Sayfa 168·Kitabı okuyor
Reklam
Kinyas’la hiçbir zaman fazla konuşmazdık. Çünkü başkalarıyla kurabildiğimiz kolay diyalogları birbirimizle yaratmak çok zordu. Kendisini, uzaydan dünyaya düşmüşçesine yalnız hisseden bir adama ilgisini çekebilecek ne anlatılabilirdi ki? Dışarıdan bizi izleyen bir çift göz olsaydı, herhalde dünyanın en dengesiz insanları olduğumuzu düşünürdü. Yanımızda birileri varken sohbete hâkim olan, mutlaka konuyla ilgili en ilginç cümleleri kurabilen, kahkahalar atan, sosyal ilişkilerden haz alıyormuşçasına karşısındakileri dikkatle dinleyen adamlardık. Ama insanlar gittiği zaman, bir saniye içinde o karanlık halimize bürünüp, biraz önce yaptıklarımızın hepsi de sevmediğimiz ama gerçekleştirmek zorunda olduğumuz işlermişçesine sadece asgarî düzeyde cümleler kurup otururduk. O da ya diğerinin hatırlamadığını itiraf ettiği ortak geçmişimizden gelen bir anı ya da zihinlerimizden birinde kazma kürek zoruyla açtığımız yeni bir kapının bize gösterdikleri olurdu. Birbirimizin doğum gününü bilmez ve bundan gurur duyardık.
Sayfa 47
Aşırı Duygusallıktan Nasıl Kurtulabilirsin?
Bazı insanların, "Keşke bu kadar duygusal olmasaydım," dediğine şahit olmuşsundur. Aslında duygusallıktan kastedilen şey, bazı durumlarda duygularını yoğun bir şekilde hissetmekse bunu engellemenin henüz bir yolu yok. Çünkü insan olmanın en heyecanlı taraflarından birini duygular oluşturuyor. Düşünsene çok neşelenmediğini, hayranlıkla bir manzaraya bakmadığını, sana zarar verecek şeylerden korkmadığını, haksızlıklar karşısında öfke hissetmediğini, ilk defa gördüğün bir şey karşısında şaşkınlığa düşmediğini... Hayat çok garip olmaz mıydı sence? Hayatta birçok şey A ve B noktası arasındaki çizgiden oluşuyor; duygular bu iki nokta arasındaki çizgiyi çekilebilir hâle getiren güzellikler aslında. Aşırı duygusal olmanın karşıtı, duyguları tamamen hayattan çıkarıp aşırı mantıklı olmak değildir. Çünkü duyguları hayatından çıkarman mümkün değildir, en fazla yok sayabilirsin. İnsan psikolojisi söz konusu olduğunda var olan hiçbir şey öylece ortadan kaybolmuyor, halının altında da olsa seni etkilemeye devam ediyor. - Dengesiz duygu dağılımında dikkat etmen gereken her şey, içinde duygularını bekletmemen gerektiğidir. İçinde biriken güzel şeyleri de kötü şeyleri de kocaman olmadsn karşı tarafa ifade etmelisin
Çok ehemm, kıymetli ahkâm, tespitler
Özü bulmayan kabuk ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayallere sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Dengesiz ve ölçüsüz olan çok aldanır ve aldatır.
Sayfa 92·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
"Bay Bennet, kıvrak zekâsı, alaycı esprileri, kayıtsızlığı ve kaprisleriyle öylesine karmaşık bir adamdı ki, yirmi üç yıllık evlilikleri bile karısının karakterini anlamasına yetmemişti. Oysa onu anlamak hiç de zor değildi. Kıt anlayışlı, biraz cahil ve dengesiz bir kadındı. Beğenmediği bir şey olduğunda bahaneyi hep sinirlerinde arardı. Hayatının tek amacı kızlarını evlendirmek, gezip tozmak ve dedikodu yapmaktı."
Reklam
Reklam