Kendini denize düşmüş farzet. Çabalarsan boğulacağını düşün. Anladın mı? Çabalamak, çırpınmak fena. Tehlikeli. Gözünün önüne getir. Kendinı, suyun yitztünde serbest bırak. Daha serbest. Daha serbest. Hiç sıkma kendini. Kollarını, bacaklarını tamamiyle rahat bırak. Korkma. Ben de senin yanında yüzüyorum farzet. Şimdi gözlerinin önüne bulutsuz, masmavi, sakin bir gökyüzü getir. Bulutsuz, masmavi, sakin. Bulutsuz, masmavi sa- kin... bulutsuz masmavi, sakin... Suyun yüzünde, arkaüs- tü, bir yatağa uzanmış gibi rahat, kıyıya doğru yüzüyoruz. Anladın mı? Bu emniyeti çırpınmaktan, çabalamaktan, haykırmaktan sakınmaya borçlusun.
Düşün bunu. İyi düşün: Çırpınmak ve çabalamak batmaktır; haykırmak boğulmaktır; sakin ol. Kendini bırak. Emin ol. Batmayacağına, selâmete çıkacağına emin ol. Bak, şimdi ne kadar düzeldi. Yine gözönüne getir. Bulutsuz, masmavi, sakin bir gökyüzü. Tehlike geçtı. Sahile yaklaşıyoruz. Teneffüsün derinleşiyor. Daha rahatsın, daha iyisin çünkü. Değil mi? Doğru söyle.
Ablam artık titrek sesle cevap verdi:
- Evet. Sahiden.
Hayat da böyledir, Mefharet, hayat da böyledir. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki, o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Menfi, miskin, âciz bir tevekkül değildir bu. Anlıyor musun? İsyanın tekniğidir. Yani sabırdır. Müspet, enerjik, hedefli, iyimser bir sabır. Dikkat et sözüme. Bu dünyada ölümden başka hemen herşeyin bir çaresi vardır.
Bir an çok güçlü görünüyor, ne olursa olsun yıkılmazmış gibi. Ama hemen ardından kırılgan bir hal çöküyor üstüne. Aynı anda hem neşeli hem hüzünlü olabiliyor
"Ruhum sıkılıyor," diyę mırıldandı. "Belki rahat batıyor diyorsundur. Ama ne yapıyorum ben, diye sormadan duramıyorum. Ne oluyor yani? Deli gibi çalışıyoruz, paspal otellerde sürünüyoruz da ne oluyor? Ne geçecek elimize? Para mı? Mevki mi? Ne olacak bunlar elimize geçecek de?”