İstanbul acımasız, İstanbul yitmiş, kendini unutmuş, insanlığını unutmuş; insanlık da İstanbul'un peşinden kendini ve vicdanını terk etmiş. Vicdan kanatlanmış, kuşlarla birlikte şehri terk etmiş.
İstanbul, içinde birçok değeri yaşatarak sayısız geleneğe ve kültüre ev sahipliği yapmıştır. Tarihi geçmişi ve kültürel dokusuyla içinde "Kuşçuluk" mesleğini barındıran bu şehir, Kuşlar da Gitti romanında işlenmiş; eskiden bir meslek olmasına rağmen eski popülerliğini kaybedip rağbet görmeyişi, kuşların kafeslerde ölümleri pahasına tutulmaları İstanbul insanının yitip giden vicdanına bağlanmıştır. Kuşlar değildir artık kafestekiler; vicdansız insanlardır, umursamaz insanlardır, insanlığın ta kendisidir!
Bu kitapla ilgili ilk incelemeyi yapma görevi bana kalmış anlaşılan... Bu kitabı Marmaris'e yılda bir kez açılan, minik bir sergiden almıştım. Yazarıyla bizzat tanıştım; zaten ilgimi çeken kitap falan değildi. Halim Yazıcı ve samimi gülümsemesi, bir baba kadar sıcak ve sevecen olması, biz gençlere kucak açmasıydı. Kitabımın kapağını süsleyen bir not armağan etti bana. "Sevgili Deniz için... Adın gibi sonsuz olsun ömrün. " Bu dilekten daha güzel bir şey var mı?
Ne kadar inkar etsek, kabul etmek istemesek de savaşlar, yıkımlar, kırık kalpler ve çocuklar, zarar gören bir sürü varlık var sır perdelerinin arkasında. Bu kitap, bize görmek istemediklerimizi, duymak istemediklerimizi, gerçekleri iki masum çocuk üzerinden anlatıyor. Okurken soluğunuzu kesecek, yer yer sizi ağlatacak, nefesinizi kesecek bir roman.
İyi okumalar...
Artaud'un öyküsü, varlık olmayı seçmemiş ve var olurken kendi bedenini de seçmemiş bir adamın öyküsüdür; bir gün bu adam, kendi sözcüklerini de seçmediğini açıkladı.