"Fatih Mehmed Han Edirne'de padişah iken İstanbul'da büyük bir deprem olup Ayasofya Kilisesi kuzey tarafa doğru eğrilip yıkılır diye bütün kâfirler korkuya düştüler. O sırada Bursa'da Ulu Cami ve Edirne'de Eski Cami'yi Yıldırım Han için yapan Mimar Ali Neccâr hayatta olduğundan Fatih, Konstantin'e dostluğa binaen muhabbet sureti gösterip Ayasofya'nın tamiri için Koca Mimar Ali'yi tekfura gönderir. Kral gayet hoşlanıp Ayasofya'nın dört tarafına büyük ayaklar yapar ki her biri birer Kahkaha ve Yecüc (Çin) seddi gibi sütunsuz setlerdir. Hâla Ayasofya Cami'nin etrafında o ayaklar açık ve seçik olup Ayasofya onlarla sağlamlaşmıştır. Ama Ayasofya'nın sağ tarafındaki Sarıkçılar dükkânları arasında olan ayağın içini Mimar Ali 200 ayak minare yolu gibi yol eylediğinde sapık kral, Bu merdiven nedir?' diye sorar. Mimar Ali, 'İhtiyaç zamanında kurşun üzere çıkmak için ettim.' diye cevap verir. Tamam olduktan sonra Mimar Ali kraldan bol bahşişler alıp Edirne'de Sultan Mehmed'e geldiğinde, 'Padişahım sağlamlık üzerine öyle ayaklar yaptım ki son zamanda Hallac-ı Mansur yaya çilesi önünde Ayasof- ya kubbesi top ve çevgân yuvarlanıp yok olmaya. Tamir etmek benden, fethetmek senden ola ve sana bir minare yeri inşa edip onda dua ettim. Hemen fethine gayret göster' deyince bütün mecliste hazır olan Fatiha'yı okudular." Evet, Ali Neccar Ayasofya'nın gizli mimarlarından. Artık Ayasofya'yı ziyarete gittiğinizde Ulu Cami, Ulu Cami'ye ayak bastığınızda Ayasofya aklınıza düşecek ve tabi ki bu sanat eserlerini gü- nümüze taşıyan Koca Ali Neccar'ı da hatırlayacaksınız, Evliyâ'dan hikâyesi...
Cevap vermek için tam ağzımı açmıştım ki... Gümm... O esnada gök gürledi. Deprem oldu. Dünya yıkıldı... Keşke bunları söyleyebilseydim ama yanlış alarm, sadece karnımın gurultusuydu.
Sayfa 59·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kimi yedı kat yerin dibine batmıştır Yavaş yavaş çiseleyen yaz yağmuru Babil'dir Lüt şehri ansızın gelen gök sesidir Bardaktan boşanan İsken deriye' dir Isparta bir güz kırağısı Kudüs bitmeyen bir kış Roma her şimşek çakışında bir kere daha yakılır Atina'yı bir lodos çizer ufuklara Sonra birden silinir ters dönmüş bir fırtınayla Bir boğa rüzgarıyla sabahın lambası bir poyrazla Nuh şehri boğulmuştur O kurtaran geminin enkazı yoktur Çünkü o gemi ölmemiştir Bir şelale üstündedir sağdır dipdiridir Bir yay gibi yeni bir çağa gerilmiş Bir tufan öncesinin telaşı içindedir Üflenecek Sür için kulağı kiriştedir Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir Zavallı bir diriliş girişimidir Eski olan kendini yapmak için Yeninin düzgün taşlarını devirir Böylece gündüz bir kere daha taşların altında kalır Afrod it' in heykeli tam ortasından biçilir Putlar öğlenin yüksek fırınında erir Bir mangal dolusu kül haline gelir Her deprem sanki muzip bir tarihçınin işidir" At doğnıldu başını daha dik tuttu Adam doğruldu atın ipini tuttu Gün doğruldu doğu kubbelerini tuttu Ve humma yeli üfürdü atlı adamı güneşle birlikte Senin öminde kaldı yalnız uçsuz bir yol ve bucaksız bir ülke (1966)
Sayfa 161·Kitabı okuyor
Şiir
“Tencerelerim parçalandı, evim yakıldı, öyle görünüyor ki sıra ölmeye geldi.”
Sayfa 97·Kitabı okuyor
Siyah gözlerine beni de götür...
Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum.
Sayfa 13 - Timaş·Kitabı okuyor
Şiir