AZ, kapağını kapattıktan sonra bile günlerce zihninizin içinde o uğultulu kalabalığı yaşatan, insanı kendi konforlu alanından söküp alan bir roman. Bir okur olarak bu kitabı masaya yatırdığımda söyleyeceğim ilk şey şu olurdu: Bu roman, tezatlıkların muazzam felsefesidir. Hakan Günday, alfabenin ilk harfi A ile son harfi Z’yi alır ve aralarındaki o upuzun mesafeyi insan hayatının uçurumlarıyla doldurur.
Eğer bu kitabın ruhunu ve özellikle o derin sızısı olan "Derda"ları anlatmam gerekirse, nereden başlayacağımı bilemesemde...
İki Hayat, Tek İsim: Derda ve Derda
isimleri aynı, kaderleri ise birbirinden tamamen farklı iki Derda'nın hikayesidir. Günday bize daha ilk sayfada şu soruyu sorar; Bir isim, iki farklı bedende ne kadar ağırlaşabilir?
Oğlan Derda: Şiddetin ve Arayışın Çırağı
Mezarlıkta doğan, hayatı ölümün ve şiddetin gölgesinde öğrenen oğlan Derda... Onun hikayesi, insan ruhunun en karanlık dehlizlerinde hayatta kalma mücadelesidir. Suçun, acının ve yeraltının tam ortasında büyürken, aslında hep bir "anlam" ve "aidiyet" arar. Günday onun karakterinde, toplumun görmezden geldiği, dışladığı ve kirlettiği bir çocuğun nasıl bir canavara ya da nasıl bir dervişe dönüşebileceğinin sınırlarını zorlar. Oğlan Derda, adaletsiz bir dünyada kendi adaletini arayanların sessiz çığlığıdır.
Kız Derda: Henüz on bir yaşındayken tarikat şeyhlerine satılan, çocukluğu ve geleceği elinden alınan kız Derda... Onun yaşadıkları, okurken insanın boğazında düğüm olan, sayfaları çevirirken parmakları sızlatan cinstendir. Ama Günday, kız Derda’yı sadece bir "kurban" olarak bırakmaz. O, uğradığı her türlü istismara, kapatıldığı o karanlık odalara rağmen içindeki o vahşi direniş ruhunu kaybetmeyen, küllerinden doğmaya çalışan bir ANKA'nın simgesidir. Kız Derda, acının insanı nasıl