Bir Ömrün Direnişle Yazılan Hikâyesi
10/10
·184 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 02:07
"Benim değil bu hikâye, bir başkasının hayatını anlatıyor.  (...) 1976 Haziranı'nda Paris'te, metroda tesadüfen çıktı karşıma. "İşte o!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Görür görmez tanımıştım." Evet, Amin Maalouf'un hikâyesi değildi bu; bir tarih kitabının sayfalarında yer alan, bütün ufku dolduran bir posta vapurunun altında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kadim Topraklar'dan Direniş saflarına savaşmaya giden ve dönüşte de kahraman gibi karşılandığı yazan bir görselin içerisindeydi İsyan. İlk karşılaşma metro istasyonunda gerçekleşmişti. Ve onun sorduğu tek soru şuydu: "Bir sokak arıyorum. Bu civarda olmalı. Adı Hubert Hughes." İsyan'ı takip etme merakına yenilmişti anlatıcı. Aradığı sokağa kadar eşlik etme fikrine sadık kaldı. Kafasına takılan o tuhaf soruyu sordu adama: "Kaç numarayı arıyorsunuz?" Adamın vermiş olduğu yanıt içini daha da büyük bir merakla kapladı. Hayır, belirli bir numarayı aramıyordu, sadece sokağı görmeye gelmişti.             Hubert-Huges Sokağı                      Direnişçi                    1919-1944 Sıradan bir insan baktığında bu sokak adı hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ancak onun için maziyi simgeliyordu. Paris'te direnişçilerin adını taşıyan otuz dokuz sokağı keşfe çıkmıştı. Fakat bu gezi için yalnızca dört günü vardı. Neden dört gün? Çünkü dört günün sonunda geleceğinin yönünü belirleyecek bir olay meydana gelecek... Yıllardır sessiz kalma mecburiyetinde bulunmuş İsyan Kitabdar, ilk kez derdini anlatmak için birine teslim oluyordu. Devrimci bir babanın tıp fakültesinde okuyan oğlu da tıpkı babası gibi direnişçi olmayı tercih etmişti. 6 Nisan 1909. O gün ne mi olmuştu? "Benim doğmama neden olan bir kıyamet." Adana'da ayaklanmalar başlamıştı. Ermeni mahalleleri yakılıp talan hale getirilmişti. Yıllar
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Toksik Bir Aşk ve Kurtarıcı Dostluklar
Puan vermedi·344 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 11:56
Parçalarını tekrar bir araya getirdiğinde, parçalandığı zaman nasıl hissettiğini unutuyordu insan. İyileşen yaraların ilk açıldığında nasıl hissettirdiğini de. O yaraların nerede olduğunu az çok hatırlıyor, tazeyken nasıl sızladıklarını biliyor ama artık parmağını üzerine bastırıp işte beni tam buradan incittin, diyemiyordu. Acı zamanla dinecekti. Ama şimdi değil. Genevieve Wheeler’ın Adelaide romanında, ana karakter Adelaide’in kendi hariç çevresindeki herkesin yarasına karşı aşırı duyarlı, şefkatli ve fedakar yaklaşımı, kitabın en trajik ve can alıcı noktasını oluşturuyor; nitekim kendisi dışındaki her insanın derdini sarmaya koşan ve herkese sonuna kadar kulak veren bu kadın, sıra kendi hislerine geldiğinde adeta bir duvar örüyor. Yaşadığı ağır manipülasyonlara ve hayal kırıklıklarına rağmen kendine üzülmeye bile fırsat tanımıyor, acılarını zihninin en uzak, en karanlık köşelerine fırlatarak yok saymayı seçiyor ve en acısı da günün sonunda üzülmeye, yas tutmaya veya kırılmaya hakkı olduğunu bile düşünmüyor. Tam da bu yüzden, Eloise ile olan o şahane ve iyileştirici dostluğu okurken içimizi ne kadar ısıtıyorsa, Adelaide’in kendi benliğini böylesine hiçe sayıp başkalarının hayatında figüranlaşması ve kendi acısına karşı sergilediği bu acımasız kayıtsızlık bir o kadar içimizi sızlatıyor.
AdelaideGenevieve Wheeler · Kairos Kitap · 20251,946 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·159 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Öncelikle ilk defa bir kitap hakkında inceleme yazıyorum hatalarım olabilir, öğrenciyim Kitaba çok büyük bir önyargı ile başlamıştım, yazarın başta Zehra'nın "acımasızlığına" sonra da babasının bu yaptıklarına nasıl bir sebep bulacağını merakla bekledim. Zehra'nın acımasızlığı kulağa pek hoş gelmese de memuriyetindeki başarısının en büyük sebebi belki de buydu. Belki de hayatta kalmak için gerekli buluyordu bilemiyorum. Zehra'nın babası hakkında bildiği şeyleri okuduğumda ben de pek tabii nefret ve kin besledim, asla bu olanlara bir açıklama düşünemedim. 'Adam basbaya kötü biri' dedim sürekli kendi kendime ama yazar o kadar güzel yazmış ki romanı,sanki kendi günlüğümü okur gibi empati kurdum. Genç bir gül fidanın soluşunu izler gibi okudum Mürşit Efendi'nin hikayesini. Gül fidanı diyorum çünkü öksüz-yetim olarak büyüyüp son derece çalışkan ve etik ilkelerine bağlı birinin çöküşünü okudum. Çöküşü mutlak olabilir aslında çünkü sadece çocukluk ve evlilik hayatı değil meslek hayatı da zorluklarla dolu geçmiş biriydi Mürşit Efendi, belki de onun yazgısı böyleydi zordu. Kimi zaman meslektaşlarının ahlaksızlığı kimi zaman kanun- vicdan çatışması. Kanun ile vicdanın çatıştığı yerleri okurken Sabahattin Ali'nin hikayelerinden birini okuyor gibi oldum, ortada bir hüzün vardı ama çaresi yoktu... Her gün evinin önünden küçük çocuk cesedi geçiyor ve sürekli kendini suçlu bulup bir çözüm arıyordu ama tek çözüm yolu da sorunu çözemeden işini kaybetmek gibi sonuçlar getiriyordu. Kitabı okurken sürekli bir çıkış yolu aradım kafamda,aslında bu durumdan şu şekilde kurtulunabilir şu şekilde her şey farklı olabilirdi diye ama bir şeyin olacağı varsa her türlü oluyor farklı seçenekler belki anlık rahatlama yaşatabilir ama final her türlü belli gibi. Ne çok isterdim Mürşit Efendi'nin,
İnsan ve Duygular
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
9/10
·200 syf.··
2026 146. kitabı
Söyleme Bilmesinler insanın kalbine oturup sessizce derdini anlatan türden bir kitap. Bu kitabı okurken kendimi birçok kez durup düşünürken buldum. Çünkü anlatılanlar uzak hayatlar gibi gelmedi; aksine hepimizin içinde bir yerlerde sakladığı duygulara dokundu. Aile ilişkileri, sırlar, kırgınlıklar ve yıllarca söylenmeden biriktirilen duygular gibi. Ben bu kitapta en çok, insanların birbirinden sakladığı sırları değil; söyleyemediği sevgileri gördüm. Bazen bir aileyi yaralayan şey büyük olaylar olmuyor, yıllarca söylenmemiş birkaç cümle olabiliyor. Şermin Yaşar'ın kaleminde sevdiğim şey karakterleri yargılamaması. Onları olduğu gibi anlatıyor. Bu yüzden okurken taraf tutmuyor, her karakterin içinde kendinden biraz bir şey buluyorsun. Okurken karakterlere dışarıdan bakmıyorsun; sanki aynı sofraya oturuyor, aynı sessizlikleri paylaşıyorsun. Kitapta bazı sayfalarda gülümsedim, bazı sayfalarda içim burkuldu. Çünkü hayat da böyle değil mi zaten? Aynı sofrada hem kahkaha hem kırgınlık, hem sevgi hem sessizlik yan yana durabiliyor. Kitabı güçlü yapan şeylerden biri de, gündelik hayatın içindeki görünmez yükleri gösterebilmesi. Çünkü bazı ailelerde sevgisizlikten çok, sevgiyi gösterememek vardır. Bir aileyi ayakta tutan şey bazen gerçeklerin yerine, birlikte taşınan suskunluklardır. Bazı sırlar kötülükten değil, insanları koruma isteğinden saklanır. Ama ne sebeple olursa olsun, söylenmeyen her şey bir gün ağırlığa dönüşür. Herkes, anlatamadığı bir hikâyeyi içinde taşır. Bazı sırlar ortaya çıktığında insanın hayatını değiştirmez; sadece yıllardır taşıdığı yükün adını koyar. Ve bir ömür, söylenemeyen birkaç sözün etrafında şekillenir.
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
Paso Muhabbet
7/10
·344 syf.··
2026 17. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:20
Virginia Evans'ın Muhabbet kitabını birkaç saatte okuyup bitirdim. Sybil mektuplarla derdini dökmüş. Oğlunu 8 yaşında kaybetmenin acısı ciğerini dağlamış. Yalnız 1000 kitap okurları 9 puan vermişler. Çok yüksek bir not. Ben 7 veriyorum. O da mektuplarla anlatma tarzını sevdiğimden.
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202697 okunma
Her Ülkeden Bir Kitap - 32 Kırgızistan
9/10
·136 syf.··
2025 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2025 13:21
Türk coğrafyasının en önemli yazarlarından biri olan Cengiz Aytmatov, bu eserinde savaşın ön cephesini değil, geride bıraktıklarını anlatıyor. Bütün olaylar, İkinci Dünya Savaşı sırasında, o yıllarda SSCB’ye bağlı olan Kırgız topraklarındaki bir köyde geçiyor. Eserin ana karakteri Tolgonay; hem savaşın kayıplarına tanıklık eden bir anne hem de toprakla iç içe yaşayan güçlü bir semboldür. Tüm derdini toprağa, yani Toprak Ana’ya anlatır. Biz de eser boyunca bu sohbetlere şahit oluruz. Birkaç kavram ve yer adı olmasa, bu hikâyenin Millî Mücadele döneminde herhangi bir Anadolu köyünde geçtiğini düşünebilirsiniz. Savaş, maalesef her coğrafyada benzer etkiler yaratıyor: ölüm, acı, yokluk, açlık ve niceleri… Cengiz Aytmatov’u ilk defa okudum ve çok beğendim. Diğer kitaplarını da en kısa sürede okuyacağım. Bu kitabı her yaştan okura tavsiye eder, herkese keyifli okumalar dilerim.
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,9bin okunma