Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir Müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?
Evet, koca bir ağacın bir derece ruha benzeyen programını ve kanun-u teşekkülatını, bir nokta gibi en küçük çekirdekte derc edip muhafaza eden bir Zat-ı Hakim-i Zülcelal, bir Zat-ı Hafiz-i Bizeval hakkında "Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder?" denilir mi?
Allah'ın emri yerine gelsin, şeytan zelil olsun, ümmetin iffeti korunsun diye hor görülen bir kıyafetin içinde caddelerde yürüyen mümin kadının yaptığı cihat değil midir?
Ey insan! Şu kainattan maksad-ı ala, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir. Ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulum ve kemalatla yetişmektir.