Bir Bilim Adamının Romanı
Puan vermedi·283 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 12:34
"Bir Bilim Adamının Romanı" Oğuz Atay Oğuz Atay’ın "Bir Bilim Adamının Romanı" adlı eseri, kurgu bir hikâye değil; İTÜ’nün kurucu hocalarından matematikçi ve fizikçi Prof. Dr. Mustafa İnan’ın gerçek hayat hikâyesidir. Yazar, hocasının anılarını, mektuplarını ve defterlerini derleyerek biyografiyi roman formunda okura sunar. Kitap, yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğan Mustafa İnan’ın, köyden çıkıp Avrupa’da eğitim görmesini ve ardından Türkiye’ye dönerek bilim için çalışmasını anlatır. Eserde olay örgüsünden çok bir insanın bilim aşkı ve iç dünyası ön plandadır. Oğuz Atay "Tutunamayanlar"daki karmaşık ve sorgulayıcı dilini bir kenara bırakıp bu kitapta sade, duru ve saygılı bir üslup kullanır. Çünkü konunun kendisi zaten etkileyicidir; süslemeye gerek yoktur. Romanın üç temel teması vardır. Birincisi 'bilim aşkı' Mustafa İnan için bilim, meslek değil bir yaşam biçimidir. "Bir denklem çözmek, bir şiir yazmak gibidir" sözü, onun bilime bakışını özetler. İkincisi 'yalnızlık' Avrupa’da Türk olduğu için dışlanır Türkiye’de ise "fazla kafalı" bulunarak tam anlaşılamaz. Bilim insanının toplumdaki yalnızlığı çok net işlenir. Üçüncüsü 'üretmek' Onun için en büyük mutluluk, yeni bir şey üretmektir. Kitap boyunca dersler, makaleler ve hesaplar vardır ama Atay bunları insanî detaylarla dengelediği için metin asla sıkıcı olmaz. Eserin en güçlü yanı okura bıraktığı etkidir. Mustafa İnan’ın mütevazılığı, vatan sevgisi ve vazgeçmeyen azmi okuduktan sonra insana "Ben hayatımı ne için harcıyorum?" sorusunu sordur. Kitabın zayıf yanı sayılabilecek tek şey biyografi olduğu için kurgusal bir merak unsurunun olmamasıdır. Ancak son bölümlerde hasta yatağındaki Mustafa İnan’ın vedası, kitabın en dokunaklı kısmıdır ve okuru derinden etkiler. Sonuç olarak "Bir Bilim Adamının
Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnanOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202020,5bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 19. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 18:00
Bakırköylük bir deli beklentim fazlaydı ve farklıydı bir ruh hastası manyağı okumak beni üzdü hadi erkeleri öldürmesi neyse de o kediye köpeğe yaptıkları beni derinden sarsttı ruh hastasısın bari git erkeleri öldür sadece değil mi mal selma senin ben babanı
Selma ve GölgesiPeyami Safa · Alkım Basım Yayın · 20173,396 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·384 syf.··
2026 16. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:43
Herkese merhaba Serinin üçüncü kitabıyla geldim. Anné'i büyürken okumak, sanki yıllardır tanıdığım bir arkadaşın hayatına uzaktan eşlik etmek gibi geliyor. Onun hayal gücü hiç eksilmese de yaşadıkları zamanla olgunlaşıyor; sevinçleri kadar kayıpları da derinleşiyor. Belki de bu yüzden Anné'i sadece çocuk edebiyatının bir karakteri olarak görmek haksızlık olur. Her kitabında bana umut etmeyi, değişmeyi ve hayatın sıradan anlarında güzellik bulmayı yeniden hatırlatıyor ve bu bana çok iyi geliyor. Serinin bu kitabında Anné artık Green Gables'tan ayrılıyor. Üniversite hayatına, yeni arkadaşlıklarına uyum sağlamaya çalışıyor. Sınavlarla, gezilerle, edindiği dostluklarla hayatı daha da renkleniyor. Aşk hayatı da tabii. Kendi yakın arkadaşı Diana'nın düğünü, etrafındaki herkesin yavaş yavaş evlenmesi onu etkilese de çizgisinden ve kendi isteklerinden vazgeçmemesi bana daha da yakın hissettiriyor. Ve elbette Gilbert Blythe Duygularını asla çözümleyemeyen Anné'nin son dakikalarda kendine gelişlerini okurken hayatın gerçekçiliği daha da anlamlı hale gelmeye başladı. Neyse ki sonunda doğru kararı verdi karakterimiz. Kitapta yetim kızımız anne ve babasının evine giderek yarım kalmadığını da derinden hissediyor. Bu kitap bana bir kez daha gösterdi ki mutluluk sadece büyük olaylarda değil; dostluklarda, paylaşılan bir sofrada, güzel bir manzarada ya da sevdiğin insanlarla geçirilen sıradan bir günde de saklı. Anné'in dünyasında umut, iyilik ve hayal kurmak hiçbir zaman değerini kaybetmiyor. Belki de bu yüzden seriyi okumaya ara versem de tekrar döndüğümde umutla devam ediyorum. "Gülümsediğimiz sürece hayatın yaşamaya değer olduğuna inanmaya çalışıyorum sanırım." "Bence çoğumuz aslında istemediğimiz şeyler için dua ederiz çünkü yüreğimize dikkatle bakacak kadar dürüst
Yeşilin Kızı Anne 3L. M. Montgomery · Ephesus Yayınları · 20205,5bin okunma
İvan ilyiç’in Ölümü
9/10
·83 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:39
Kitaba puanım 10 üzerinden 9 oldu. Bunun sebebi eserin herhangi bir eksikliği değil; tam tersine çok çabuk bitmiş olmasıydı. Okurken o kadar büyük bir keyif aldım ki İvan İlyiç’in iç dünyasında biraz daha kalmak, Tolstoy’un kaleminden birkaç sayfa daha okumak istedim. Belki de kırdığım o bir puan, kitabın bana yetmemesindendi. Çünkü bazı eserler vardır, son sayfasına geldiğinizde bitmesini istemezsiniz. İvan İlyiç’in Ölümü benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Bazı kitaplar vardır; bittiğinde “iyi ki okudum” dersiniz. Bazıları ise son sayfasını kapattığınızda sizi uzun süre düşünmeye mahkûm eder. İvan İlyiç’in Ölümü benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Sadece 83 sayfalık bir eser olmasına rağmen, birçok kalın romandan daha fazla düşündüren, daha fazla sorgulatan ve insanın içine daha derinden işleyen bir metin. Kitabı bitirdiğimde sayfa sayısına değil, içinde taşıdığı düşünce yoğunluğuna hayran kaldım. Üstelik Tolstoy’un bu eser üzerinde yaklaşık dört yıl çalıştığını öğrenince, her cümlenin neden bu kadar güçlü ve etkileyici olduğunu daha iyi anladım. Bir yazarın eserine verdiği emeği ve önemi görmek, kitabı benim gözümde daha da değerli hâle getirdi. Tolstoy’u zaten dünya edebiyatının en büyük romancılarından biri olarak görüyorum. Bu kitabı okuduktan sonra bu düşüncem daha da pekişti. Çünkü Tolstoy burada yalnızca bir insanın ölümünü anlatmıyor; yaşamı, insan ilişkilerini, toplumun ikiyüzlülüğünü ve ölüm karşısındaki çaresizliği anlatıyor. Bunu yaparken de okuyucuyu sarsmayı başarıyor. Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca İvan İlyiç’in hikâyesini okurken değil, aynı zamanda kendi hayatınızı sorgularken buluyorsunuz. İvan İlyiç karakteri, dışarıdan bakıldığında başarılı ve düzenli bir hayat sürmüş bir insan. İyi bir kariyeri, toplum içinde
Roman
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,2bin okunma
Puan vermedi·%62 (124/200 syf.)·
Kitap, Tokyo’nun ara sokaklarındaki gizemli bir kafede geçiyor. Burada belirli kurallara uyarak zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz. Ama en can alıcı kural şu: Geçmişe gitseniz bile şu anki gerçekliği değiştiremiyorsunuz. "O zaman gitmenin ne anlamı var?" diye düşünürken, yazar bize asıl değişimin insanın kalbinde ve bakış açısında başladığını çok güzel gösteriyor. ​Özellikle son bölümde Kei’nin hikayesi beni derinden etkiledi, hatta gözlerimi doldurdu diyebilirim. Kei’nin yaşadığı tüm zorluklara, geçirdiği rahatsızlıklara rağmen içindeki o pozitifliği, neşeyi ve yumuşaklığı hiç kaybetmemesi, karakterle aramda çok güçlü bir bağ kurmamı sağladı. ​Kitaptan aklıma kazınan ve hayata bakışımı özetleyen şu cümle oldu: ​"İnsanların karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun ama her zaman üstesinden gelecek güce sahip olduklarına inanmaya devam ediyordu. Sadece cesaret gerekiyordu. Eğer sen dahi bir kişinin bile kalbini değiştirebiliyorsa o halde kesinlikle bir anlamı vardı." İyi okumalar dilerim
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma
BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN YANSIYAN BÜYÜLÜ BİR DÜNYA
Puan vermedi·144 syf.··
2026 19. kitabı
Eser, Orta Asya’nın sert, büyüleyici ve bir o kadar da amansız coğrafyasına davet eder. Eser, ilk bakışta isimsiz küçük bir çocuğun dünyasını anlatıyor gibi görünse de derinlerde insan doğasını, modernleşmenin sancılarını, toplumsal yozlaşmayı ve yok olan kültürel değerleri evrensel bir düzlemde sorgulayan sarsıcı bir eleştiridir. Aytmatov, çocuk masumiyetinin yetişkinlerin katı ve çıkarcı gerçekliği karşısındaki kırılganlığını işlerken okuyucuya adeta bir insanlık dersi verir. En etkili anlatım stratejisi, olayların isimsiz bir çocuğun gözünden aktarılmasıdır. Yazar, bu saf ve önyargısız bakış açısı sayesinde toplumsal yabancılaşmayı çok daha berrak bir şekilde gözler önüne serer. Toplumun "öteki" olana karşı geliştirdiği dışlayıcı tavır, romandaki ninenin "Bir yabancıyı ne kadar yedirip içirsen yine yabancı kalır." sözünde vücut bulur. Buna karşın çocuk, "Ben başkasının çocuğu olmayı istemezdim." diyerek bu yabancılaşmayı reddeder. Aytmatov’un kurguladığı bu tezat, asıl yabancının ve canavarlaşanın çocuk değil; hırsları, nefretleri ve sınırları olan yetişkinler dünyası olduğunu derinden hissettirir. Mümin Dede’nin temsil ettiği pasif iyi doğa , yalnızca karakterlerin üzerinde hareket ettiği pasif bir fon veya mekân değildir. Orman, dağlar ve hayvanlar; yaşayan, insanla birlikte sevinen ve acı çeken birer canlı organizmadır. Ağaçlar hunharca kesildiğinde kuşların çığlık çığlığa uçuşması ve ormanın kalbinin sökülüyormuş hissi uyandırması, insanın doğaya verdiği zararın kozmik boyutunu gösterir. Bu evrende doğayla gerçek bir bağ kurabilen yalnızca iki karakter vardır: Çocuk ve dedesi. Çocuğun kayalara isim vermesi, bitkilerle konuşması, modern insanın çoktan unuttuğu "doğayla bütünleşme" arzusunun birer kanıtıdır. Bu bütünleşmenin ve katıksız iyiliğin somut hali ise
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Elips Kitap Yayınevi · 201587,5bin okunma