Çocukken üstesinden gelemeyeceğimiz
kadar büyük duygular uyandıran durumlar, tıpkı birer şarapnel parçası gibi sarıp sarmalanıp bilinçaltımızın
derinl iklerine gömülür. İşte böylece bilinçaltı çocuğu acıdan korumak için ilk savunma mekanizması ile
müdafaaya başlar: Bastırma. Bu hususla ilgili Alice Miller şöyle demiştir, "Çocukluğumuza ilişkin gerçekler bedenimizde birikmiştir, onları bastırabiliriz ama asla değiştiremeyiz." Bu çocuklar yetişkin olduğunda, onlardan şu
cümleleri duyabilirsiniz:
"Çocukluğuma dair pek bir şey hatırlamıyorum."
"Çok mutlu bir çocukluk geçirdim, hiç travmam yok."
Bu cümleleri duyarsınız çünkü bilinçaltı çok iyi iş çıkarmıştır. Acı verici tüm anılar bilinçten çıkarılmış ve hatırlanması mümkün olmayacak şekilde derinlere gömülmüştür.
Herkesin bulunabileceği bir yerde idim; fakat ben gittiğim zaman bir masada karşı karşıya oturmuş, dirseklerini beyaz örtüye dayamış, birbirlerine hakan, yahut da birbirlerini seyreden bir kadınla bir erkekten başka, kimse yoktu.
Tesadüfen, her an onları görebileceğim bir masaya oturdum ve üç saat müddetle, adeta büyülenmiş gibi birbirlerine bakan o kadınla o erkeğin hiç konuşmadıklarını ister istemez gördüm. Sonra birer cümle söyleşdiler ve kalkıp gittiler.
İşte, size anlatmak istediğim, o birer cümle söyleşinceye kadar aralarında olup bitenlerdir.
Yarabbi !.. İnsan yüzünden daha mukaddes ne vardır ki?.. Hiç değilse, o kadının yüzüne bakan o adam böyle düşünüyordu. Bir insan çehresi!.. düşünün bir kere... Sizin dışında fakat sizin kadar hakîkî, yer kaplayıcı ve canlı bir varlık. Canlı hem de nasıl.... Bir hayatı aksettirmek hussunda, insanın yüzünün kudreti hiç bir varlıkta yok.
O adam, o kadının yüzüne bakıyordu. Çehrenin mihrakını teşkil eden gözlerine... Hiç bir insanın gözlerine bakdınız mı?.. Bu suali yersiz bulmayın. Birisinin gözlerine bakmak nadiren başımızdan geçer. Ve ekseriya dışımızdaki varlık hâdisesinin hakikilik derecesinden hayrete düşeriz.
O gözler çehrenin en çıkık ve en çökük hadleri arasında ve tamamile gayri muayyen bir yerde bulunuyordu. Adam, burun kenarlarına doğru adeta şeffaflaşan o tatlı ve çok hususi bir beyazlıktaki cildin ince farklarla dalga dalga renklenişini görüyor fakat göz şeklinin derinlik derecesini bir türlü doğru olarak tayin edemiyordu. Onların o kadının yüzünde resmedilmiş olduğu pilanı bulamayınca, içinde tuhaf bir tereddüt ve nefsine itimatsızlık uyandı. Bu hissi anlatmağa imkân yok. Zira nefsimizde yaşamadığımız hiç bir şeyi idrak edemiyoruz. Adam bakışlarımı cildin şeffaf matlığından; yalnız o noktada yani ışığın
Lincoln, 14 Nisan' da, Paskalya yortusundan önceki Cuma günü, Ford Tiyatrosu'nda bir oyun izlemeye gitti. Seyirciler onu ve karısı Mary'yi balkondaki koltuklarına otururken görünce alkışlamaya başladı, çünkü General Lee daha beş gün önce teslim olmuştu. Performansın ortasında, Konfederasyon yanlısı bir oyuncu olan John Wilkes Booth, gizlice başkanın oyunu izlediği balkona girdi ve onu bir Deringer tabanca ile başının arkasından vurdu. Booth daha sonra balkondan sahneye atladı ve yan kapıdan kaçtı. Sonunda Virginia' daki bir tütün çiftliğinde olduğu tespit edildi ve burada teslim olmayı reddettiği için vurularak öldürüldü. Başkan Ford Tiyatrosu'n dan çıkarılarak sokağın karşısındaki evlerden birine götürüldü , ama ölümcül bir yara almıştı. Ertesi sabah, saat 7:22' de hayatını kaybetti.
Belli bakımlardan Namık Kemal ve Mustafa Kemal aynı sentezin ürünü olarak karşımıza çıkar. Her ikisi de nihai olarak "devlete faydalı olma" arayışındadır.