Ne tam anlamıyla bir tarih kitabı ne de gezi kitabı diyebiliriz. Bence başkarakteri "İstanbul" olan masalsı bir hikaye olabilir bu kitap. Yazar Sami Bayraktar'ın şehre olan aşkını hissetmek hiç zor değil.
Kitabı bitirdikten sonra İstanbul'a olan sevgimin biraz yüzeysel kaldığını farkettim. Çok defa denemiştim taşlara ses vermeyi ama anladım ki yetersiz kalmışım. Fakat kitabı okurkenki öğrendiklerimle sevgimin derinlere yavaş yavaş kök saldığını hissettim. Bu yüzden kitap hedefine ulaştı.
Önsözden:
Bu kitabin İstanbuľu tanımaya katkısı olursa çok mutlu olacağım. Çünkü İstanbul tanındıkça sevilecek, sevdikçe korunacak ve üzerine titrenecek eşsiz bir şehir.
Anlatım sade. Okurlar herkesin zaten malumu olabileceği bilgilerle karşılaşabilirler ama başta da bahsettiğim gibi Eyüpsultan'dan başlayıp Küçüksu Kasrın'da noktalanan rotamız beni masalsı bir hikayenin içinde gezdirerek bende bir yer edinmeyi başardı.
Ayrıca kitabın kapak ve iç tasarımı, koyulan fotoğraflar olsun okumayı kaha keyifli hale getirdi.
Kitab, halihazırda okumalarıyla vs. İstanbul'la çok haşır neşir olmuş okurlara basit gelebilir.