Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler kitabı, aslında hepimizin içinde biriktirdiği ama çoğu zaman dile getiremediği duyguların hikâyesi. Çünkü artık ya konuşamıyoruz ya da konuşmaktan korkuyoruz. Anlaşılmamaktan, yargılanmaktan, küçümsenmekten çekiniyoruz. Böyle olunca da insanların içindeki dertler büyüdükçe büyüyor ve hayat, ruhsuz bir akışa dönüşüyor. Tabii buna gerçekten yaşamak denirse…
Şermin Yaşar bu kitapta yine bizi; kendisiyle yüzleşememiş, anlaşılmamış ve hayatın içinde bir yere sıkışıp kalmış karakterlerin dünyasına götürüyor. Her karakteri ayrı ayrı dinliyoruz. Emin’i dinlerken Ethem’e ve Ekrem’e kızıyor, Ethem’i dinlediğimizde ise bu kez onun haklı taraflarını görüp haline üzülüyoruz. Hatta bir süre sonra Emin’e kızmaya başlıyoruz. Sonra Ekrem’i, Hülya’yı ve diğerlerini dinliyoruz. Kimi dinlersek ona hak veriyor, aynı zamanda onun adına üzülüyoruz. Çünkü hepsinin içinde eksik kalmış, tamamlanamamış bir şeyler var.
Kitap boyunca şunu fark ediyoruz: Kimse ne gerçekten kendini dinlemiş ne de karşısındaki insanı anlamaya çalışmış. Herkes biraz daha kırılmış, biraz daha susmuş ve sonunda suçu başkalarında aramış. Oysa hayat öyle işlemiyor. Her insanın taşıdığı yük farklı, her yaranın hikâyesi başka. Belki de en önemli şey; yargılamadan, küçümsemeden, sabırla dinleyebilmek. Gerçek bir konuşmanın, samimi bir dertleşmenin insan ruhunu nasıl iyileştirdiğini kitap boyunca hissediyoruz.
Bazen bir insanın hayatında değişen tek şey, ona uzatılan samimi bir el oluyor. İlk adımı sen atıyorsun ve bir bakıyorsun, karşı taraf sana koşarak geliyor. Yeter ki yaklaşım yalansız ve içten olsun. Şermin Yaşar’ın kitaplarında en çok dikkatimi çeken şey de bu oldu. Okuduğum ikinci kitabı olmasına rağmen yine aynı duygularla baş başa kaldım: anlaşılmayan insanlar, yalnızlaşan