📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tren yolculuğu boyunca geçmişini, yaşamını sorgulayan, iç hesaplaşmalarla, düşüncelerle, anılarla geçen bir kitap. Yaşı ilerlemiş romanın kahramanı Francis Servain Mirkovic, Roma'ya uçakla yapacağı yolculuğu, uçağı kaçırınca trenle yapmaya karar verir. Yolculuk sırasında aklına neden bir sonraki seferi almak gelmediğini sorar. Belki de karanlık geçmişiyle tren yolculuğunda hesaplaşmak için bilinçaltında yaptığı bir tercih olmuştur. Hatta bu yolculuğun bitmesini istemez, daha da sürsün gitsin ister. Belki de bu uzun yolculuğu, yapacağı hesaplaşmalarla bir şeyleri kurtaracağına, kendini kurtaracağına olan inançla seçmiştir.
Annesi babasıyla tanışana kadar konser sanatçısı, piyano çalıyor ve yakın çevresindeki çocuklara evde ders veriyor. Mirkovic’in bir ablası var. Düşünceden düşünceye geçerken çocukluğundaki günlere de gidip geçmişiyle ilgili bilgiler veriyor. Gerçek kimliğini bilen ve bilmeyen sevgililerinden bahsediyor. Ölüler, kayıplar, sırlarla geçen yılların ardından Yven Deroy ismiyle Roma'ya yepyeni bir hayata yolculuğa çıkıyor, çantasında mıntıkasındaki topladığı bilgileri verdikten sonra yepyeni bir geleceğe başlamayı arzu ediyor.
Yazar, savaşın korkunç yüzünü anlatıp ajan olarak topladığı bilgileri, bunun sonucunda yaşanan ölümleri düşünerek içini okuyucuya dökmüş. Savaş alanlarında geçen onca yılın ardından son olarak sorumlu olduğu bölgelerdeki yani ona göre kendi mıntıkasında yaşanan gizli kalmış cinayetleri, katliam hatıralarını çantasında götürmektedir. Bu sırada kendi yaşamından, ailesinden, görüştüğü kadınlardan o konudan bu konuya atlaya atlaya ilerliyor. Kafası kopmuş bir oğlan çocuğunun elinde oyuncağını sıkarken kalan yalnız bedeni ve karnı haçla deşilmiş bir ninenin görüntüsü hafızasından asla silinemeyen görüntülerden. Savaşa dair birçok
Paul Muad'Dib efsanesi serinin ikinci kitabıyla devam ediyor. İlk kitap Dune gezegenini ana hatlarıyla tanıtıp bunun etrafında şekillenirken, bu kitap derin sorgulamalar içeriyor. Paul, İmparator olduktan sonra kendisini insanlıkla tanrılaştırılma arasında kalmış bir yaşamda buluyor, kitap boyunca onu bu iki kavram arasında sıkışmış bir şekilde okuyoruz. Kendisi istemese de insanlar ona Tanrı gibi fanatik bir şekilde tapıyor, ilahlaştırıyorlar, bu yüzden de ondan ve kardeşi Alia'dan korkuyorlar.
Muad'Dib, Rahibeler Birliği'nin binlerce nesildir uyguladığı döllenme programı yoluyla ulaşmaya çalıştığı Kuisatz Haderah ve Caladan gezegeninde doğmuştu. Kardeşi Alia ise Leydi Jessica'nın hamileyken yaşadığı baharat dönüştürme deneyimi sırasında annesinin anılarını özümsüyor, tüm bunları bilerek doğuyor. Abisinin İmparatorluğunda tanrıça oluyor, iki bin metre boyunda tapınağına gelen inanan insanlar var.
Muad'Dib, aynı anda birçok yerde olabilen kişi, bu peygamber İmparator oluyor ve yendiği Padişah İmparator'un kızı Irulan ile mantık evliliği yapıyor. Bu zorunlu bir evlilik, bu evlilikten sonra da Paul Fremenlerden Chani'yle yaşamaya devam ediyor.
Dinsel bir güçle başa gelen Muad'Dib, o istememesine rağmen bu durum ona dayatılıyor. İlk kitaptan sonra 12 yıl kadar bir cihat dönemi gerçekleşiyor. Cihat için yaklaşık altmış bir milyar insan öldürülüyor, doksan gezegen yakılıp yıkılıyor, beş yüz gezegenin halkını sindiriyor. Kırk kadim dine inananların hepsini öldürüyor. Dune kitabının sonunda da yaşadığı bir iç hesaplaşma, cihadın hiç olmamasını istiyor fakat bazı olaylar insanın kararı dışında oluşup şekillenir, elinde olmasa da yaşanıyor, tıpkı ilahlaştırılmayı da istemediği gibi.
İnsanların İmparator'un yönetimine ihtiyaç duymasının sebebinin uzayın sonsuzluğu olduğunu