Zaman donmuş, her şey donmuş, dün yok, yarın yok, sadece şimdi vardı. Sonsuz, kopkoyu bir şimdi, bütün ağırlığıyla üzerimize çökmüş, çiçek açmaya teşne gençkız kalbimizi kurutmuş,bizi kapısız, penceresiz bir ağrının içine gömmüştü. Bugün uzaktan baktığımda kapkara bir dumanın içinde bir görünüp bir kaybolan, eski bir ameliyat izi gibi ara sıra sızlayan bir andan başka bir şey yoktu.
Kopan fırtınayla birlikte yerden havalanan ve insafsızca etrafımızda uçuşup duran şeylerin ortasında, Handan'la arada göz göze geliyor, birbirimizden medet umuyorduk. Ne yapsak bir türlü uyanamadığımızı bir kabusun içinde debeleniyor, altımızdan sandalyeler, halılar, koltuklar çekilirken dünyaya geri dönmenin yollarını arıyor, bulamıyorduk.
...Ayaklarımızın altında bir zemin yok artık. Bir çatımız da. Gelecek yok. Geçmişin izleriyse çoktan silinmeye başladı. Aşk, bize bu sonsuz boşlukta ev olacak tek şey....
... İki insan, bir çanak karpuz, masaya serili Fotomaç'ın üzerindean be an yükselen bir kabuk tepesi ve bir televizyon. Balkonun sinekler üşüşmüş lambasının altında, sessizce oturmuş ömür tüketiyorlardı.
O gece sabaha karşı deprem oldu....