İsmini daha önce duyup bir türlü okuyamadığım sahtekâr bir kitap kendisi. Sahtekâr diyorum çünkü yazar bu kelimeyi kullanarak sayamadığım kadar çok cümle kurmuş kitap içinde. Bir de “Lanet olasıca, lanet olsun, bittim buna.” gibi söz ve sözcük öbeklerini sürekli kullandı. İlk başlarda ergen bir çocuğun iç dünyasını ve çevreye bakışını anlattığı için üsluba çok takılmamaya çalıştım. Ayrıca kitap çeviri olduğu için belki de tarzı böyledir dedim ama devamlı olarak hep aynı cümleleri göre göre bunalmaya başladım. Hani bazı kitaplar vardır, okursunuz okursunuz ama bir türlü o akıcılık ve olaylar silsilesine giremezsiniz ya işte bu da öyle bir kitap. Tam diyorsunuz ki tamam şimdi herhalde açılır kitap ama yok. Baş kahramanımız holden daha önce bir okuldan atılmış ardından pencey denilen ve herkesin “çok iyi bir okul” olarak gördüğü okula yatılı yazılıyor. Fakat holden buraya uyum sağlama konusunda hiç başarılı değil. Aslında kitabın genelinde holden her şeyden nefret ediyor. Özellikle kendi yaşındaki ergenlerden. Onların sürekli sahtekâr olduğunu söylüyor ama işin garip yani kendisi de bir ergen. Kitap boyunca holden'ın bu herkesten nefret etme ve bir yere ait olamama duygularını kendimce yorumladım ve haklı bulduğum noktalar da oldu. Bir an çok mutlu olurken birden morali bozuluyordu. Tipik bir ergen modeli diyebilirdik ama holden çok fazla karamsarlıkla bakıyordu hayata. Bunun sebebi de çok sevdiği kızıl saçlı kardeşi Allie'yi kaybetmiş olmasıydı bence. Öyle ki soğukta yürürken bir anda panik atak geçirmeye başladığı zaman bile sürekli “Allie bırakma beni, yok olmayayım.” diyerek kendini sakinleştiriyordu. Kitabın bazı yerlerinde Allie'yi ne kadar sevdiğini anlatıyor zaten. Böylesine ağır bir travmayı atlatamamış olmasından belki de herkesten nefret ediyordu. Herkes