“Kendimi umutsuz hissediyorum: Keşke ağlayabilsem. Ağlayamıyorum. Pasif olmayan, isyan barındıran bir umutsuzluk içindeyim. Ağlayabilmek için sadece acı hissetmem gerekir. Bütün bunlardan çok sıkılmaya başladım. Zaman zaman umutsuzluğuma gülümseyebiliyor ve onu alaya alabiliyorum.”
“Bu gitmek bilmez hüzün duygusunu artık hissetmek istemiyorum. Heyecandan yoksunum ve bu benim için çok önemli. Hüzün belki de bunun bir sonucu. Yapmak istediğimi yapamadığımı fark ettiğimde kendimi hüzünlü hissediyorum. Öğretmenlik yapıyorum ama heves duymuyorum. En ufak bir tutkuya bile kapılamıyorum. Yaptığımı öylesine yapıyorum. Noel’i biraz da dehşetle düşünüyorum. Beni krize sokan şey kararlar, intihar edemeyeceğimi hissediyorum, acımı ve kaygımı daha da derin ve sancılı kılan da bu. İntihara umut bağlayabilsem, yakın bir ölüme bel bağlayabilsem, kendi ölümümü seçebilecek olsam, o zaman bu korkunç acıya daha kolay katlanırım çünkü acımın sonu olduğunu bilirim. Ölümden yana umudum yok. Bu umuda sahip değilim. Artık hiçbir umudum yok.”
Depresyonda, iletişimin yitimi ve bunun uzantısı olarak da, yaşayabilmenin yitimi öyle bir yoğunluk gösterir ki, kişin in varoluşunun tamamı kansız, cansız ve boş olur, insanın karşısındaki her gelecek engelli gibidir, hayatın yerini yıkım ve umutsuzluk gerçekliği almıştır. Girişimcilik ve doğallık can çekişmektedir;
kaygı, yitmişlik hissi ve zayıflık artmıştır; hayatın bir-parçası-olmayı-istemez-olmak, hatta hatta artık-hayatın-bir-parçası-olamamak, melankolinin anahtar kelimesi olur.
Dolayısıyla Hegelci diyalektik, hiç olmazsa, psikotik bir hal göstergesi olarak yorumlanmıştır: Bu sav da, G. W. F. Hegel’in “hipokondri hastalığından” muzdarip olduğu ve kız kardeşi Christiane’nin psikotik bir deneyimden geçip intihar ettiği yargıları üzerine temellendirilmiştir.
Fenomenolojik(fenomenolojik ve hermeneutik) bakış ise, psikotik deneyime hastalığın tıbbi paradigmasından değil de, insan olma hali paradigmasından: psikotik deneyim de dahil olmak üzere, her insan deneyiminde ortaya çıkan, anlam ve anlam-sızlık çatışmasının ve parçalanmasının manidar bir göstergesi olarak bakar.