Arkadaşlar tüketmekten çok korktuğum baş düşmanım olan şekerin tarihini sonunda okudum. Hazır mısınız aydınlanmaya:)
Bizim ailenin genetiği ne yazık ki şekere çok yatkın. Annem şeker hastası ve bir teyzemi de şekerden kaybettik. O yüzden şeker konusunda ben çok hassasım. Çocuğuma doğal şekerler dışında hiç bir şekeri vermemeye de özen gösteren bir anneyim. Biz çok çektik o çekmesin. Bizim şeker ile imtihan devam ederken bu kitabı gerçekten merak ettiğim okumak istedim.
Eskiden şeker öyle her önüne gelenin çayına, kahvesine üçer beşer attığı bir şey değildi. Bir dönem İngiltere’de veya Avrupa’da şeker sahibi olmak; bugün son model bir elektrikli araç sahibi olmak ya da sınırlı üretim bir tasarım çanta taşımak gibi bir şeydi. Bu kitabı okuyunca anlıyorsunuz ki; o meşhur "tatlı yiyelim tatlı konuşalım" sözü, tarihin tozlu sayfalarında pek de "tatlı" başlamamış.
Walvin, işin mizah tarafını bir kenara bırakıp bizi tokatlayan gerçeklere de hızla çekiyor. Şekerin ucuzlaması ve her eve girmesi için koca bir kıtanın (Afrika) insan gücü sömürülmüş. Kitap, şeker plantasyonlarının aslında bugünkü dev fabrikaların ve modern kapitalizmin "beta sürümü" olduğunu kanıtlıyor. Şeker, bir gıda maddesinden ziyade; dünyayı şekillendiren, sınırları çizen ve milyonları yerinden eden siyasi bir aktör olarak karşımıza çıkıyor.
Kitabın 6. bölümünde değindiği gibi; çay ve kahve aslında şekerle evlenene kadar o kadar da popüler değilmiş. Acı olan bu içecekleri "içilebilir" kılan şeker, bir nevi tarihin ilk pazarlama stratejisi olmuş. Bugün Starbucks kuyruğunda beklerken aldığımız o karamel macchiato’nun arkasında, yüzyıllar süren bir "damak zevki mühendisliği" yatıyor. Walvin, bu bağı öyle bir anlatıyor ki; kahvenize şeker atarken sanki bir suç ortağıymışsınız gibi hissediyorsunuz.
Yazarın
Bu kitap Michelle'in 30. doğum gününü takip ediyor. Mia için gittikleri yere gidiyorlar, ancak Mia bir ayı almıyor... dev bir adam şeklinde pasta alıyor.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
...ON İKİNCİ GECE...
..William Shakespeare..
Eser adını, Noel’in 12. Günü olan Epifani yortusundan alır. Her Shakespeare eserinde olduğu gibi bu eserde de kurgu pagan ritüelleri de çağrıştıracak şekilde yapılandırılmıştır. Saturnalia şöleni de bir “kuralsızlık zamanı”dır. Bu gece, tekrar çalışmaya dönmeden önce oyunların, maskaralıkların ve cümbüşün hâkim olduğu son gecedir.
Kızlar erkek, erkekler kız kıyafetleri giyerler ve dev bir pasta içindeki sikkeyi bulan kuralsızlık Lordu olur. Efendiler hizmetkar, hizmetkarlar efendi olmuşlardır. Oyundaki karmaşa da tam olarak bunu anlatır.
On İkinci Gece oyununun konusu oldukça karışıktır aslına baktığmızda;
Gemi kazasından kurtulan Viola, aslında kurtulmuş olan ve kendisine çok benzeyen ağabeyi Sebastian’ın öldüğünü sanır ve onun kılığında, kurgusal bir dükalık olan Illyria Dükü Orsino’nun hizmetine girer ve ona âşık olur. Orsino ise kardeşinin ölümü için yasta olan Kontes Olivia’ya fena halde âşıktır ve hizmetine yeni girmiş olan Viola’yı – onu Cesario sanarak – Olivia’ya olan aşkını anlatması ve inandırması üzerine kontese yollar. Kontesin de erkek görünümündeki Viola’ya aşık olması ile elimizde karmakarışık, erkek kılığına girmiş bir kadın da içeren aşk üçgeni vardır artık.
Tiyatro türüne hiç ısınamasam da türüne özgü güzel bir eserdi. Shekespeare'ı kötülemek zaten olmazdı, türünün en iyilerindendir.
Keyifli okumalar...
On İkinci GeceWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20227,3bin okunma
“On İkinci Gece”, diğer ismiyle “Siz Nasıl İsterseniz” Shakespeare’in tüm eserlerinde fark edilen, rol değiştirme, kimlik karmaşası, cinsiyet değiştirme, kandırma/kandırılma temalarının zirve yaptığı 1601 tarihli komedyasıdır.
Eser adını, Noel’in 12. Günü olan Epifani yortusundan alır. Her Shakespeare eserinde olduğu gibi bu eserde de kurgu pagan ritüelleri de çağrıştıracak şekilde yapılandırılmıştır. Saturnalia şöleni de bir “kuralsızlık zamanı”dır. Bu gece, tekrar çalışmaya dönmeden önce oyunların, maskaralıkların ve cümbüşün hâkim olduğu son gecedir. Kızlar erkek, erkekler kız kıyafetleri giyerler ve dev bir pasta içindeki sikkeyi bulan Kuralsızlık Lordu olur. Efendiler hizmetkar, hizmetkarlar efendi olmuşlardır. Oyundaki karmaşa da tam olarak bunu anlatır.
Hem güldüren hem de düşündüren sözleriyle en sevdiğim karakter soytarı Feste oldu. Şarkılar, sarhoşluklar, aldatmacalar yer almakta fakat sonunda her şey tatlıya bağlanmaktadır. Tıpkı “Bir Yaz Gecesi Rüyas’ nda olduğu gibi. Shakespeare, her zaman söz cambazlığıyla bizi etkilemekte, tekrar statü farklarına değinmekte, dengeleri yine değiştirmektedir. Ana teması aşk olan bu oyun, aşkı için insanların ne duruma geldiğini göstermekte ve bir anlamda birine duyulan aşkın değil, aşkın bizzat kendisine aşık olunduğunu yansıtmaktadır. Herkese farkındalıklı günler diliyorum.
On İkinci GeceWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20227,3bin okunma
Kitabı okurken, diğer Harry Potter kitaplarında da yaptığım gibi film ve kitap farklarını not aldım. Bu farkların birçoğu sinemaya uyarlanırken gereken zorunlu değişikliklerken, bazıları serinin devamını etkileyen değişiklikler. Gelgelelim ben de bunları bilmeyerek değil tamamen şahsi zevkimi tatmin etmek için not aldım. Notlar içerisinde aklıma gelen küçük bir detay olarak Sihir Bakanı’nın İngiltere Başbakanı ile görüşmesini, büyük bir film - kitap farkı olarak da Dumbledore’un Dursley’lerin evine gelip Harry’nin bir sonraki yaz tatilinde oraya mutlaka gelmesi gerektiğini açıklamasını örnek verebiliriz. Bu notların başına önemini gösteren yıldız ya da yıldızlar -bir adet önemsiz, beş yıldız çok önemli- koydum. Eğer okumak isteyen çıkarsa şimdiden iyi okumalar dilerim.
Son olarak; önceki kitaplardan da çıkardığım notlardan anladığım kadarıyla Melez Prens’in filme uyarlanışında değişiklikler çok daha az. Tabii Zümrüdüanka Yoldaşlığı ile Ateş Kadehi’ndeki çok fazla değişiklikten sonra belki size uzun gelecek notlar bana çok kısa geldi. Felsefe Taşı ve Sırlar Odası’ndan sonra (onlar çok daha az hacimli kitaplar olduğu için bu çok normal) Azkaban Tutsağı, sonrasında da Melez Prens en az not çıkardığım kitap oldu.
1- Öteki Bakan
* -Fudge, İngiltere Başbakanı’nın yanına gidiyor. Fudge’ın daha önceki ziyaretlerinde, kendisine de normal davranmadığını fark etmiş olan Başbakan, bu durumdan pek de hoşnut değil. Fudge’ın geleceğini, duvardaki portrelerden biri hareket edip konuşarak haber veriyor. Başbakan bu portreyi yerinden söktürmek için elinden geleni yapmış ama ne kadar uğraşsalar da yerinden sökememişler.
* -Fudge daha önce İngiltere Başbakanı’yla, biri Başbakan seçimi kazandığında, biri Sirius Azkaban’dan kaçtığında, biri Quidditch Dünya Kupası’ndaki sorunlardan
Seride, en sevdiğim film hep Ateş Kadehi olmuştur.
Filmleri defalarca izlemişimdir ama birçok kişi tarafından filmlerin kitabı çok iyi yansıttığı söylendiği için kitabın bu kadar farklı olacağını düşünmezdim. Filmleri izlerken hiç sormadığım soruları kitapta sormaya başladım ve sonunun gelmesini heyecanla beklerken bir yandan da bitmemesi için uğraştım. Özellikle de son iki kitaptır böyle.
Ve ben, tamamen kendi kişisel zevklerim (filmleri izlerken eşe dosta, “aslında şu kısımda şöyle oluyor…” vb. sözlerle eşi dostu gıcık etmek ) için, kitapları okurken film ile kitap arasındaki ufak farklılıkları (e ufak demek zorundayım çünkü sonuçta birçok Harry Potter hayranı filmlerin kitapları çok iyi yansıttığını düşünüyor) not alıyorum. İlk iki kitapta belki de toplasak beş - on sayfa etmeyecek farklılıklar, üçüncü kitapta, ilk iki kitabın notlarından daha fazla olmuştu. Dördüncü kitapta da -hep böyle gidecekse işimiz var- ilk üç kitabın farklılıklar notlarından daha fazla hale geldi. Kim okur, kimin işine yarar, kim önemser bilemem ama meraklısı varsa ilgisini çekebilir diye paylaşmak istiyorum.
1-Riddle Evi
-Riddle’ların evi orada kimse oturmamasına rağmen hâlâ aynı şekilde anılıyor. Yıllar önce evdekilerin hepsi enteresan bir şekilde öldürülmüş. Hiçbirinde kurşun yarası, bıçak yarası vs yok. Frank ismindeki bir bahçıvan eve yeni yetme bir çocuk girdiğini söylüyor. Kimse ona inanmıyor. Ev şimdilerde zengin bir adamınmış ve orada oturmuyor ama hala Frank’e ödeme yapıyor o da bahçıvanlık işini yapmaya devam ediyor.
-Kılkuyruk, Voldemort’un yanına giderken Bertha Jorkins isimli bir büyücüyü de yanında getiriyor. Voldemort onu sorgulayıp işe yarar bilgiler aldıktan sonra onu öldürüyor.
-Frank isimli yaşlı Muggle adam, koltuğun arkasından kendisiyle konuşan Voldemort’a