Mayıs ayının biten ilk kitabı: Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?
İpek Ongun’dan hayranlık uyandıran bir kitaptı. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen beni fazlasıyla etkiledi. Anlatımı o kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki her bölümü, bir sonrakinde ne olacağını büyük bir merakla okudum. Hatta kitap bittiğinde, “Keşke devamı da olsaydı.” diye düşündüğüm eserlerden biri oldu. Kitabı okurken bir kez daha şunu fark ettim: Hayatta en büyük hayal kırıklıklarını bazen en çok sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanlardan yaşayabiliyoruz. Yağmur öğretmenin yaşadıkları bunu bana derinden hissettirdi. Bunun yanında, hayatta iyi bir öğretmene denk gelmenin ne kadar büyük bir şans olduğunu da bir kez daha düşündüm. Yağmur öğretmen karakteri bu duyguyu bana çok güçlü bir şekilde hissettirdi. Kitabı okurken kendi lise yıllarıma da döndüm. Düşündüğümde fark ettim ki hayatın en güzel dönemlerinden bazılarını, duygularımıza fazlasıyla yenik düşerek farkında olmadan tüketmişiz. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Soyun devamı ilkesi en temel genetik kodlarımızdan biri olduğundan beyniniz biyolojik uygunluk açısından size uygun bir partner görür görmez kontrolü anında sizden alır ve her şey otomatik pilotta gerçekleşir. Öyle ya belki de biyolojik açıdan hiçbir önemi olmayan sosyal ya da kültürel herhangi bir detaya takılıp güzelim fırsatı kaçıracaksınız. Beyniniz bu riski asla almaz. O nedenle de dü-şünmenizi engeller çünkü çok iyi bilir ki düşünürseniz, vazgeçebilirsiniz.
Sayfa 51 - ortapia
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Türkiye-Cumhuriyeti-ulus-devleti içinde, güçlendirdi. İmparatorluk mirası aslında devam ediyordu. Safkan milliyetçinin özlediği bütünüyle (“etnik" bakımdan) homojen toplum değildi, TC sınırları içinde yaşayan toplum. Cumhuriyet, farklılıklar üstüne oturmaktan tedirgin olmayan imparatorluğun tersine, homojen nüfus istiyordu. Bunu gerçekleştirmenin, bugüne kadar bilinen iki yolu vardır, iki karşıt yol: etnik temizlik ve asimilasyon. Bunların birincisi, Türklük değil de Müslümanlık temel alınarak, Cumhuriyet öncesinde başlatılmıştı; ama Cuınhuriyet'le de devam etti: mübadele. Varlık Vergisi, 6-7 Eylül bu yöntemin değişik dönemler ve koşullarda büründüğü biçimlerdir. Asimilasyon ise ağırlıkla Cumhuriyet dönemin de olmuştur. Burada en büyük direnç, başından beri, kampanyanın asıl hedefi olan Kürtlerden gelmektedir ve bugün de bu durum değişmemiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında nazizm ve faşizmin çökmesi bütün dünyada demokrasi rüzgârını güçlendirdi. Bu ortamda, Cumhuriyet’in kurucusu CHP de “çokpartili” düzene geçerek demokratik dünya içinde Türkiye’ye bir yer bulma gereğini duydu. Bu aynı zamanda, Cumhuriyet’in “devrim” ve “kuruluş” sürecinin bittiğini de kabullenmek anlamına geliyordu. Bu kendine özgü sürecin gerektirdiği olağanüstü rejim artık sona ermiş ve durum normalleşmiş olmalıydı. Ama Demokrat Parti iktidarında geçen on yılda böyle olmadığı görüldü. İktidarın seçimle değişmesinden on yıl sonra iktidar darbeyle geri alındı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî darbeler dönemi açıldı. 27 Mayıs’ın getirdiği 1961 Anayasası, nüfusun büyük çoğunluğunun köylü (ve mantık gereği “cahil”) olduğu bir toplumda, bu seçmenleri kandıracak kötü niyetli bir hükümetin kazandığı iktidarı suistimal etmesini önleyecek hükümlerle dolduruldu ve buna göre kurumlar kuruldu. Seçim
Sayfa 25·Kitabı okudu
Düşünce
ABAASI
Abaası, Abahı veya Abazı isimleriyle anılabilir. Tek ayaklı, bazen ayaksız, tek gözlü ve kel olarak bilinirler. Ateşten yaratılmışlardır. Böcek ve leş gibi kötü kokulu şeylere bayılırlar. Bazen insan eti de yerler. Zararlı ve iğrenç görünümlü ne varsa onların bu durumda olmasına Abaasılar sebep olmuştur. Hayvanları ve böcekleri yer altında kötü şekillere sokan onlardır. Ulu Tengri'nin böyle hatalar yapması mümkün olmayacağından, bir köstebeğin çirkin ve kör gözleri, kurbağanın siğilli vücudu ve yılanın soğuk derisi hep onların işi olarak bilinir. Yeryüzüne çıktıkları zaman onları görmek mümkün olmadığından, en iyisi Abaası ruhlarından korunmaktır. Bunun için adlarına her yıl düzenli olarak kurban kesilir. Türk toplumlarında bu kötü ruhlardan korunmak için başka yöntemler de uygulanmaktadır. Mesela küçük çocuklara zarar vermesinler diye beşiklerine kurumuş ayı pençesi asılması bu yöntemlerin başında gelir. Bostanlara dikilen korkulukların da yine bu varlıklarla yakından ilişkisi bulunduğu düşünülmektedir. Hatta bostan korkuluklarına verilen Yakutça isim de yine bu kötü varlığın ismini çağrıştırmaktadır. Abakı denilen bu korkuluklar, kötü ruhlardan korunmak için evlere ve bahçelere dikilen heykellerin, ongun ve totemlerin devamı niteliğinde bir tür tapınak/sunaktır. Bostan korkuluklarına verilen bu kötücül atıf, özellikle Tatar Türklerinde ve Yakutlarda karşımıza çıkmakta. Yer altında şekillendirdikleri çirkinlikleri yılın belli dönemlerinde tek sıra halinde yeryüzüne çıkarak insanların dünyasına yayarlar.
Sayfa 16 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
bak sen sustukça kalbime kaçıyor sesim bak kendimin devamı değilim ben yüzümün devamı değil gövdem
Daha basit anlatayım: Boşlukta kalan bir şey yoktur. Ha­yat denen Hereke halısının birbirine ilmeklenmemiş düğü­mü yoktur, onun bununla alakası yok diyebileceğin bir şey yok, şu şunun başlangıcı değil, zaten şu da şunun devamı değil diyebileceğin hiçbir şey yoktur. Alnını kırıştıra kırıştı­ra bakar, görmezsin.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Alıntı