“Ömrünü yanlışlarının doğru olduğunu iddia etmekle, olmadığı bir adam olabilmek için kendi halinde bir kadını ezmekle tüketmiş bir adamın devamı, zavallı bir kopyasıydı.”
Evi kurmak, aileyi yuvalaştırmak ve insana kendisinin devamı hissini verici üreyişe yol vermek memuriyeti içinde erkek - kadın alâkasının gerçekleşmesinde ilk şart Allah huzurunda edilen akit. «Allahın emri, Peygamberin kavli ile» klişesi, bu incelikten kinaye...
(Miladi IV. yüzyılın sonlarına doğru), Anadolu'ya ilk Türk girişi, Hun - Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Şöyleki:
Asya Hunları'nın devamı ve torunları oldukları bilim alemince tespit edilen Batı-Hunları (Avrupa Hunları), hareket kabiliyetleri fazla olan çevik atlı birliklerden oluşan kalabalık ordularla Karadeniz'in kuzeyindeki Alan, Ostrogot ve Vizigotları daha ilk saldırıda ağır yenilgilere uğratarak darmadağın ettiler; çok geçmeden milādi 378 yılında, Tuna ırmağını geçerek Batı Roma ve Bizans imparatorlukları topraklarını istilāya başladılar. Yayılmalarına devam eden Hunlar, Roma imparatoru I. Theodosios'un ölümünden (395) sonra, bir yandan Balkanlar üzerinden Trakya'ya yürürlerken, öbür yandan da Kafkas dağlarını aşarak Anadolu'yu istilâya giriştiler. Ancak bu istila harekâtı, Batı - Hunlarının Doğu Bölümü tarafından yönetilmiştir. Kursık ve Basık adındaki iki başbuğun komutasındaki Hun atlı kuvvetleri, Erzurum üzerinden hareketle Karasu ve Fırat havzalarından Malatya'ya ulaştılar. Daha sonra bu kuvvetler, Çukurova'yı istila ile Orta Doğu'nun en sağlam surlarına sahip olan Urfa ve Antakya kalelerini başarısız bir kuşatmada bulundular. Çok geçmeden Suriye'ye inen Hun atlı birlikleri, Sur ve daha sonra da Kudüs şehir ve yörelerini ağır bir şekilde akınlara uğrattılar. Adeta bir yıldırım hızıyla sürdürülen bu istilâ hareketleri sebebiyle bölge halkları, büyük bir korku, dehşet ve heyecana kapılmışlardı. Suriye'de pek fazla kalmayan Hun atlı kuvvetleri, kuzeye yönelerek Orta Anadolu bölgesinden geçip, Doğu Anadolu ve Azerbaycan yoluyla yeniden Kafkas dağlarını aşarak Karadeniz'in kuzeyindeki yurtlarına döndüler (396). Fakat iki yıl sonra, yani 398 yılında, Anadolu'ya, daha küçük çapta olmak üzere, yeniden birtakım akınlarda bulundular.
Her şeyde unutulmuş bir şeye ima var gerçekten unutuluşları Başka unutuşlarla değiş Tokuş etmeyi yaşam saydığımız bu noktada Herkes bir unutuluşun devamı değil de nedir?
Sürekli ölüleri gören zihin bir süre sonra onların gerçek olmadığına kendini inandırmaya çalışır. Unutuşa teşne bir zihin yaratılmıştır , kadınlar bir unutuştan ibarettir artık. Gördüğüm her ölü kadın bir öncekini unutuşumun devamıydı artık. Bir unutuşun devamı kadınlardı onlar.