"Hazreti Muhammed, kendi tekâmülünün üst noktası olan miraç hadisesinden sonra birçok sırra nail olur.
Bir gün nail olduğu sırlar üzerine tefekkür ederken, Hazreti Ali girer içeriye ve “Efendim sizi çok düşünceli görüyorum, acaba bir sorununuz mu var?” diye sorar.
Hazreti Muhammed “Yoktur ya Ali. Bana verilen sırları düşünüyorum” diye karşılık verir.
Hazreti Ali bu cevaptan çok etkilenmiştir. “Küçücük bile olsa o sırlara benim de vâkıf olmam
mümkün müdür acaba?” diye sorar. “Kaldıramazsın ya Ali” der Hazreti Peygamber.
Fakat Hazreti Ali’nin gözlerindeki isteği görünce, yanına oturmasını işaret eder ve başlar anlatmaya.
İşittiği şeylerden sonra Hz. Ali’nin içinde yoğun bir aşkınlık dalgalanır. Yerinde duramaz gibi olur. Dışarı çıkmak için Hazreti Peygamber’den müsaade ister. Öylesine yüklenmiştir ki yüreği, haykırmak gelir içinden."
(Devamı diğer alıntıda)
"45682" ???
.....şifreyi çözmeyi başardı.ilk rakam kitabın kaçıncı sayfası olduğuydu.ikinci rakam kaçıncı paragraf olduğu, 3.rakam kaçıncı cümle olduğu,
4.rakam kaçıncı kelime olduğu, 5.rakam......ve şifre çözüldü.
Şifre .......' ydu.
Devamı için kitabı okumanızı tavsiye ederim
Sayfa 71 - Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık·Kitabı okudu
(Eftim) için Türklük, ancak ve ancak, temiz duygularla kalpte yer bulabilecek bir şuur olduğu aşikardı. Ne Müslüman olup işgalciye destek veren Türk olabilirdi, ne de Ortodoks olup Ortodoks olup Türklerin katliamına yol açan Fener Rum Kilisesi onun dindaşı. Milli şuur da, kalpteki iman da ancak temiz ahlaktan gelebilirdi. Aynı Türk Töresi'nin binlerce yıldır Türk budununa öğütlediği gibi. Bu sebepledir ki Milli Mücadele, her şeyden önce, Türk'ü kurtarmak ve Türklüğün tarih sahnesinden silinmesini engellemek adına bir savaşım olmuştur.
Erkek ve kadın; fizikî yaratılışlarındaki farklılıklarının, fıtratlarının, rûhî ve hissî husûsiyetlerinin ve de neslin sürdürülmesindeki vazifelerinin îcâbı olarak bir iş bölümü yapmışlardı. Yerine göre, sert ve acımasız olabilen dış dünyaya, kadınlar itilmezlerdi.
Sayfa 115 - Yüzakı Yayıncılık, İstanbul 2019·Kitabı okudu
Mustafa Kemal’in Doğu mebusları ve Kürt aşiret reislerine gönderdiği telgraflarda ve Sovyetler Birliği Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektuplarda “Kürdistan” terimi kullanıldı. Ayrıca, Birinci Mecliste Doğu’dan gelen milletvekillerine “Kürdistan milletvekili” denildi. Ancak, 1923’ten itibaren resmî belgelerde Kürdistan terimi yerini “Vilayat-ı Şarkiya” veya “Şarkî Anadolu” gibi terimler kullanılmaya başlandı. Bu terimler, Osmanlı’daki “Şark vilayeti/eyaleti” kavramının devamı niteliğinde, doğu illerini tanımlama amacı taşıyordu.