Farz et ki; buldun kış içinde baharı...
Farz et ki; geri gelmiş o gamsız devir Delicesine sevdiğin, senin olmuş.. Bir bahar sabahı sahilde seninledir Yanan alnını, alnına dayamışsın ○ incecik elleri ellerindedir Farz et ki; mazidir devamı yarının Sevdiğin başını dizlerine koymuş Bahar bahar kokan siyah saçlarının Her telini ayrı ayrı öpmektesin Ve tadı dudağında avuçlarının.. Farz et ki; buldun kış içinde baharı Rüzgâr yine ılık ılık esmektedir Aynı şehirde, aynı deniz kenarı Köpükler, dalgalar ve sonsuz mavilik Tekrar yaşıyorsun hatıraları.. - Ümit Yaşar Oğuzcan
Alıntı
Karanlığın İçinden Geçen Yolcu İnsan, kendisine doğru yürüyen bir sırdır. Bir sabah ışığın avuçlarında doğar; henüz dünyanın ağırlığını bilmeden, gökyüzünü kendi kalbinin devamı sanır. Rüzgâr onun için yalnızca bir şarkıdır, zaman ise kırılmamış bir aynanın sonsuz yansıması. Her şey mümkündür. Her şey olacak gibidir. Sonra hayat gelir. Sessizce. Bir ağacın gövdesine işleyen yıllar gibi, görünmeden yerleşir insanın içine. Bazı kapılar kapanır, bazı sesler uzaklaşır. Bir zamanlar yıldızlarla dolu olan göğün altında, eksilen şeylerin gölgesi büyümeye başlar. İnsan, kaybettiklerinin adını koyamadığı bir mevsime girer. İşte umutsuzluk o mevsimin adıdır. Ne tamamen gece, ne de tam anlamıyla gündüzdür. Bir eşiğin üzerinde bekleyen gölge gibidir. İçinde konuşan bütün sesler yorulmuştur. Düşler, kıyıya vurmuş eski gemiler gibi sessizce çürümektedir. Kalp, kendi yankısını bile duymakta zorlanır. Ve insan yürür. Nereye gittiğini bilmeden. Bazen kendi içindeki uçurumun kenarında durur. Aşağı baktığında gördüğü şey karanlık değil, cevapsız sorulardır. Çünkü en derin boşluklar ışığın eksikliğinden değil, anlamın kaybından doğar. O anlarda ruh, kendisini terk edilmiş bir ev gibi hisseder. Pencerelerinde bekleyen hatıralar vardır. Tozlanmış odalarında yarım kalmış sevinçler dolaşır. Duvarlarında eski umutların solgun izleri asılıdır. İnsan kendi içine döndükçe, kaybettiği şeylerin aslında kendisinden kopan parçalar olduğunu fark eder. Fakat karanlığın da bir dili vardır. Sessizlikle konuşur.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"NESH" MESELESİ ve ANLAYIŞLAR...
(...) Mustafa Öztürk, tarihselciliğe yöneltilen “Kur’ân’ı nüzûl çağına gömme” suçlamasını tersine çevirmeye çalışır. Herkesin bildiği fakat açıkça söylemekten kaçındığı bir gerçeği ilân ettiğini imâ eder: Anânevî İslâm ilimlerinde kabul edilen nesh anlayışı ile modern dönemde “tarihselcilik” diye adlandırılan yaklaşım arasındaki “benzerliği” öne çıkararak, tarihselcilik gelenekten bütünüyle kopuk, Batı’dan ithal edilmiş yabancı bir yöntem değildir, demek ister. Ona göre tarihselcilik, tam aksine klasik nesh teorisinin mantıkî sonuçlarının bugünkü dile taşınmış hâlidir. Buna göre geleneksel nesh anlayışına göre Kur’ân’daki bazı hükümler, daha sonra gelen başka âyetlerle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu da, vahiy sürecinde hükümlerin belli şartlara göre değişebildiğini gösterir. Öztürk buradan hareketle, “Madem klasik ulema, vahiy devam ederken bazı hükümlerin değiştiğini kabul ediyor; o hâlde Kur’ân hükümlerinin tarihî şartlarla ilişkisini vurgulayan tarihselcilik niçin sapkınlık sayılsın?” demektedir. Ona göre tarihselciliğin yaptığı şey, neshin içinde zâten bulunan tarihî değişim fikrini daha açık ve sistematik biçimde dile getirmektir. Böylece Öztürk, tarihselciliği, İslâm ilim geleneğinin dışında değil, bizzat bu geleneğin nesh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî ve tedricî teşri gibi kavramlarının devamı olarak konumlandırmaktadır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Seks Neden Keyiflidir?
Bazı örümcek türleri ve peygamberdevelerinde erkekler, yaşamları boyunca yalnızca bir kez çiftleşme şansı bulabilir. Bunun nedeni, yeni bir eş bulma olasılıklarının oldukça düşük olmasıdır. Evrimsel süreçte bu durum öylesine yerleşmiştir ki, çiftleşmeden sonra erkekler kendilerini dişiye yem ederler. Böylece dişi daha sağlıklı kalır, besin ihtiyacını karşılar ve yavruların hayatta kalma şansı artar. Soyun devamı için bir dişi bulmak büyük bir şans, çiftleşmek ise yaşamın zirvesidir. Ancak bu zirvenin sonunda kaçınılmaz bir ölüm vardır.