(Rüya) (Lilithin esir düştüğü günlerden bir kare.21 yaşındaydı,Bir terörist kampındaydı,burası teröristlerin merkeziydi meşe rengi bir odanın içinde askerler kanlar içinde yerdeydi. Lilith ise bir sandalyeye bağlıydı. Teröristler ateşle ısıttıkları kaynar bıçakları boynunda gezdiriyorlardı. Lilith acı ve öfkeyle bağırıyordu.) Lilith: HEPİNİZİ SİKİCEM ULAN ALAYINIZI ÖLDÜRECEĞİM OROSPU ÇOCUKLARI! (Teröristler şaşkındı Lilith aman dilemiyordu. Bu acıya nasıl dayandığına anlam veremiyorlardı. İşkenceyi daha da çirkinleştirmeye karar verdiler tam o an teröristlerin lideri geldi,yaşlı bir adamdı.) (Lilith acı ve öfkeden nefes nefeseydi) Terörist Başı: Çok güçlüsün Asker Bugüne kadar gördüklerimin en güçlüsü! Bölgen hakkında bize bilgi verirsen Albayını yakalamamızda ve ana üstte bir bomba eylemi gerçekleştirmemiz için gerekli sunumu yapar bize yardımcı olursan Seni serbest bırakacağız İşimizi zorlaştırma Gencecik yaşına yazık kızım Lilith:Ben çocuk ve kadın öldürmem Ancak bu seferlik kuralımı çiğneyip sülaleni katledeceğim Kadınları canlı bomba yapan bir orospu oğluymuşsun birlikte öyle söylediler bir kadının elinden öleceksin ağlaya ağlaya yalvararak köpek gibi öleceksin köpek! (Lilith Terörist başının suratına tükürdü,işkence devam ederken Lilith öfkeyle bağırarak küfür ediyordu.Vatanı için bedel ödüyordu.Peki ne içindi bu ? Onun arkadaşlarını şehit ettiler,ancak askere işkence yapanların ve şehit edenlerin çocukları devlet egemenliği ve demokrasi adı altında siyasi makamlara girmiş rahat rahat oturuyorlardı. Devlet eliyle babalarını besliyorlardı ve barınma hakları bile vardı.Siyasetten zengin bile olmuşlardı,sahi ne için bedel ödenmişti ? Binlerce anne doyamadan şehit vermiştir evladını. Ne içindi bu?)
Edebiyat
Zararına Çalışan Rafineriler: Çin'in Sessiz Hesabı Mart 2026'da Çin'in Shandong bölgesindeki bağımsız rafinerilerin işleme marjı ton başına eksi 530 yuan'a geriledi. Yani bu tesisler her ton petrol işlediklerinde para kaybediyorlardı. Ve rekor düzeyde üretmeye devam ettiler. Serbest piyasa mantığıyla bu açıklanamaz. Ama jeopolitik mantıkla son derece tutarlıdır. Konuya dönelim. ABD, İran'a yönelik yaptırımlarını 2026'nın ilk yarısında sıkılaştırdı. Nisan ortasında başlattığı deniz ablukasıyla İran petrolünün küresel sisteme erişimini kesmeye çalıştı. Pekin ise buna karşı üç hamle yapmıştı — ve hepsini abluka başlamadan önce. Birinci hamle: Petrol rezervi kalkanı. Çin, 2026'nın ilk aylarında yaklaşık 1,2 milyar varillik stratejik petrol rezervine ulaştı. Bu, 109 günlük ithalat kapasitesi demekti. Abluka başladığında Pekin zaten hazırdı; ABD'nin şantaj değeri fiilen sıfırlanmıştı. İkinci hamle: Hücre sistemi. Sinopec ve CNOOC gibi Çin devlet şirketleri İran petrolünden tamamen çekildi. Bu ticareti, küresel finans sistemiyle entegre olmayan "teacup" (çaydanlık) rafinerilerine devretti. Bu rafineriler ABD yaptırımlarıyla vurulsa bile hasar lokalize kalıyor; Çin'in ana finansal omurgası zarar görmüyordu. Üçüncü hamle: Örtülü sübvansiyon. İşte o eksi 530 yuan marjı burada anlam kazanıyor. Pekin, bu rafinerileri zararına çalıştırarak İran rejimine can suyu taşıdı. Çünkü bu finansal zarar, İran'ın topyekûn çöküşünün getireceği stratejik faturadan çok daha ucuzdu. Çin'in hesabı neydi? Pekin, ABD'nin Ortadoğu'da güç ve kaynak harcamasından stratejik memnuniyet duyar. Ama İran'ın tamamen çökmesi de işine gelmez. İran, Çin için sadece bir enerji tedarikçisi değil; Kuşak ve Yol Girişimi'nin kara koridorunun kilit halkasıdır. On yıllık altyapı yatırımları, bir çöküşün molozları
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bölgesel bir çatışma sahasındaki aktör davranışlarını incelerken, teorik zarafetin çekiciliğine kapılmak çok kolaydır. Soyut kavramlar, karmaşık ilişkileri tek bir formülde açıklama vaadiyle zihni cezbeder. Ancak sahadaki çıplak güç asimetrisini, devlet kapasitelerini ve paranın somut rotasını göz ardı eden her analiz, bir süre sonra rasyonel görünen ama maddi gerçekliğe çarpan spekülatif bir anlatıya dönüşme riski taşır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Bu makale; dağ hatlarındaki de facto bir hareketin söylemsel stratejilerinden başlayarak, küresel finansal sistemin 2026 yılındaki en büyük yasal bilek güreşine uzanan çok katmanlı bir jeopolitik okumanın hem hikayesini hem de metodolojik muhasebesini sunmaktadır. Analizlerin en sık düştüğü hatalardan biri, farklı nitelikteki olguları aynı kategoriye koyarak aralarındaki güç ilişkilerini buharlaştırmaktır. Ortadoğu denkleminde de facto bir aktörün (PJAK/KCK) "öznesiz yapısalcılık" retorisi ile egemen bir devletin (Türkiye) içsel "kakofonisi" yan yana geldiğinde, bunları "her ikisi de küresel yapının kaçınılmaz kurbanları" olarak eşitlemek analitik bir körlüktür. Burada iki farklı dünya karşı karşıyadır: Söylemsel Zırh (Bir Tercih): Devlet dışı silahlı bir hareket için faili belirsizleştirmek ve her gelişmeyi "küresel hegemonik yapıların kaçınılmaz doğa olayları" gibi sunmak ideolojik bir ihtiyaçtır. Bu retorik, küresel aktörler karşısındaki kırılganlığı ve sahadaki bağımlılık ilişkilerini kitlelere açıklayamamanın yarattığı zayıflığı örten bir kalkandır. Kurumsal Gerçeklik (Bir Olgu): Bir
1000Kitap
Captain Fantastic (2016)
6 çocuklu bir aile modern dünyaya kendini kapatarak ormanda izole bir hayat yaşar. Çocukların antrenman programı, sanat becerileri ve kültürel eğitimi epey yoğundur. Burada Platon'un Devlet'ine bazı atıflar olduğunu görebiliriz. Chomsky ve Marx'a sık atıf yapılan filmin ana teması tüketim çılgınlığını ve tek tip ve taraflı eğitim sisteminin bir eleştirisini sunar. Bir ütopya denemesinin nereye varacağını öngörür.
Film
Zâniyeler Salahaddin Enis Türk Modernleşmesinin Yapısal Yarılması ve Bir Semptom-Metin Olarak Zaniyeler: Selahattin Enis'in Natüralizminde Sınıfsal Dışarıdalık, Salon Nihilizmi ve Taşra Ahlakçılığı Bu çalışma, Selahattin Enis’in 1924 tarihli Zaniyeler romanını, erken Cumhuriyet dönemi edebiyat kanonunun dışına itilmiş kurucu bir "semptom-metin" olarak yeniden okumayı amaçlamaktadır. Eser, sadece Mütareke dönemi İstanbul’unun ahlaki ve toplumsal çöküşünü natüralist bir laboratuvar titizliğiyle teşhir etmekle kalmaz; aynı zamanda Türk modernleşmesinin köksüz kozmopolitanizm ile savunmacı taşra muhafazakârlığı arasında sıkışan yapısal şizofrenisini de belgeler. Çalışmada, Yakup Kadri’nin "içerideki isyankâr" konumu ile Selahattin Enis’in "taşralı dışarıdalığı" sınıfsal ve konumsal bir perspektifle karşılaştırılacak; eserin didaktik kusurlarının zihniyet tarihine dair epistemolojik birer kanıt olma niteliği tartışılacaktır. Kanon Dışılık ve Birincil Kaynak Olarak Roman Erken Cumhuriyet dönemi edebiyat kanonu, ulus-devlet inşası sürecinde "makbul", steril ve kurucu bir aydın/vatandaş kimliği üretmeyi hedeflerken, bu idealize edilmiş anlatının dışında kalan yapıları sistematik olarak marjinalleştirmiştir. Selahattin Enis’in Zaniyeler romanı, bu tasfiye ve unutturma mekanizmasının en radikal kurbanlarından biridir. Eser, edebiyat tarihi tarafından uzun süre "çiğ", "pornografik" veya "didaktik açıdan kusurlu" bulunarak halının altına süpürülmüştür. Oysa roman; Cenap Şahabettin’in salon elitizmini, Celal Sahir Erozan’ın Fecr-i Âti çizgisindeki bohem kadın avcılığını ve mütareke basınının (Ali Kemal, Refik Halit varyasyonları) oportünist kalemşorluğunu deşifre eden yapısıyla, salt bir kurgu olmanın ötesine geçer. Zaniyeler, dönemin entelektüel tarihi için pürüzsüz resmi anlatıları
Edebiyat
İttihat ve Terakki Cemiyeti, I. Dünya Savaşı yıllarında kapitülasyonları tek taraflı kaldırarak bir "Milli İktisat" politikası başlattı. Amaç, gayrimüslim burjuvazinin elindeki finans gücünü kırıp yerli-Müslüman bir zengin sınıfı (milli burjuvazi) yaratmaktı. Bu politikanın finansörlüğünü yapması için 1917'de Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası kuruldu. Bu banka doğrudan İttihatçı kadroların, partinin ve onların palazlandırdığı yerli tüccarların sermayesiyle var oldu. Cumhuriyet kurulduğunda, İttihatçıların yarım kalan "milli burjuvazi yaratma" projesi aynen devralındı. Mustafa Kemal’in talimatıyla 1924’te kurulan Türkiye İş Bankası, yeni rejimin ekonomi politiğinin omurgası oldu. Banka, Hint Müslümanlarının Kurtuluş Savaşı için gönderdiği ve Mustafa Kemal’in şahsi hesabında (Nutuk'ta "görülmeyen hesap" olarak geçen) biriken paranın sermaye yapılmasıyla kuruldu. Kurucuları ve ilk hissedarları tamamen yeni rejimin milletvekilleri, bürokratları ve asker kökenli elitleriydi (Celal Bayar, kılıç artığı İttihatçı sermayedarlar vb.). 1927 yılında Türkiye İş Bankası, İttihatçıların kurduğu Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası’nı resmen satın alarak kendi bünyesine katmıştır. Yani İttihatçı sermaye ile Kemalist sermaye, fiziken ve hukuken de tek bir çatıda birleşmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, şahsi hisselerini (mülkiyeti saklı kalmak ve temettü geliri Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'na aktarılmak kaydıyla) CHP'ye miras bıraktı. CHP, bugün hâlâ İş Bankası'nın yönetim kuruluna 4 üye atama yetkisine sahiptir. Dünya siyaset tarihinde: Bir özel bankanın yönetim kuruluna üye gönderen, O bankanın kredi politikalarında, büyüme stratejilerinde ve serbest piyasa hamlelerinde doğrudan söz sahibi olan, Borsadaki hisse değerlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen bir "sol parti" modeli
Sosyoloji