"İslami devlet, modern dünyada imkansızdır.." Hallaq’ın dediği gibi “modern dünyada İslami devlet imkânsız” meselesi boş bir laf değil. Çünkü modern devlet dediğin şey, kendi tiranlığını sınırlayacak hiçbir üst otorite tanımıyor. İslam’da ise iktidar, vahyin çizdiği sınırla kayıtlı. Bugün “sistemin içine girip toplumu dönüştürelim” fikri kulağa hoş geliyor ama tarihte bunun pek karşılığı yok. İmam-ı Azam niye reddetti? Ahmed b. Hanbel niye direndi? Kutub niye Benna gibi pembe hayale kapılmayıp geri adım atmadı? Efendimiz as müşriklerin sadece birini kabul etmeleri için çırpındığı şartları kabul edip içlerine girmedi. Güneşi de ayı da verseniz yine de kabul etmem diyerek çizgiyi çekti. Ama burada Hz. Yusuf ayrı bir yerde duruyor. Sisteme girdi ama sistemin adamı olmadı. Vazifeyi üstlenirken ayette buyurduğu “alîm” ve “hafîz” oluşu boşuna değil; yönlendirilen değil, yön veren bir pozisyonda. Yani alanını kendisi çiziyor. Belki de kritik nokta tam burası: Sistem sana alan açmıyorsa, seni şekillendiriyorsa, oraya girmek bir şey kazandırmaz, bomboş bir telakkidir. Ama eğer yön verebileceğin bir alan varsa, o zaman içeriden dönüşüm mümkün.
Siyaset Felsefesi
Anlayamıyorum sizi?
Yarın dünya kupası için maç var ve bizimde milli takımımız da gidiyor. Sırf bunun için yarınki lgs iptal edilip cumartesiye alındı. Herkes bu anı paylaşılıyor özellikle nasıl uğurlandıklarını! Yarınki maç için sabahın 4'üne 5'ine alarmlar kuruldu.. Peki Filistin'de ki savaş için neden herkes paylaşım yapmadı, boykot yapmadı bunun için klipler yapmadı? Sabah namazına kalkmayan, buna üşenen insanlar sabahın 4'ünde sırf maç için kalkıyor, üşenmiyor! Peki neden Filistin'de ki bombalar için klipler yapmıyorsunuz? Neden Filistin'e giden yardımlar, kişiler için paylaşım yapmıyorsunuz? Anlayamıyorum ben insanları sırf bir maç için yaptığınız şeyleri insanlar ölürken,bombalanırken umrunuzda değil! İster Filistin olsun ister diğer zulüm altındaki müslüman devletler olsun çok KOLAY UNUTULDU!! Burda bunun hakkında paylaşım yapan arkadaşlar var mı bilmiyorum görmedim ki çokta girmiyorum ama her yerde bu maç için yapılan şeyleri gösteriyorlar o yüzden böyle bir yazı yazmayı gerek gördüm. Son olarak her şeyde işte Türk, türk dediğin böyle olur, türkün gücü gibi şeyler görüyorum. Hayır! Türk dediğin, bir maçın heyecanına kapılıp yanı başındaki dünya yangınını unutan bir topluluk değildir. Bugün ekranlarda parlatılan bu duyarsızlık, bizim asıl ruh kökümüzü yansıtmıyor. Çünkü tarih şahittir ki: Türk demek, merhamet demektir; Türk demek, mazlumun sığınağı demekti. Bizler, sadece kendi sınırlarını değil, yeryüzündeki tüm masumları korumayı vazife bilmiş bir ecdadın torunlarıyız. Osmanlı Türk'ü, gittiği her yere sadece adalet götürmüş; Endülüs'ten İrlanda'ya kadar dini, dili ne olursa olsun her mazlumun gözyaşını silmiştir. Vakıflar kurarak sokaktaki yaralı kuşları bile düşünen, sefeğe giderken kopardığı meyvenin parasını ağaca bağlayan bir ahlakın mirasçılarıyız. Bu
Reklam
Dört Entelektüelin Sohbetini Beğendiniz mi?
Yapay zekaya şunu sordum: "Doktor MBC yani Doktor Muhammet Barkım Canlıoğlu en büyük İdolleri Olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Hüseyin Nihal Atsız ve Metin Oktay ile 4 kişilik bir masada sohbet edip yemek yeselerdi aralarında geçecek diyalogları, nasıl fikir alışverişleri olacağını, detaylı şekilde diyaloglar halinde uzunca açıklar mısın?" Yapay zeka şu yanıtı verdi: Bu dört benzersiz karakter, zaman ve mekân sınırlarının ötesinde, sade ama vakur bir akşam yemeği masasında bir araya geliyor. Masada memleket meseleleri, sporun ahlakı ve Türk gençliğinin geleceği konuşuluyor. Felsefe, insan doğası, sadakat, tarihin akışı ve Türk modernleşmesinin fikir dinamikleri görüşülüyor. Karakterlerin her biri kendi felsefi ekolünü ve duruşunu masaya koyuyor. Masadaki İlk Karşılaşma: Varoluş ve Kimlik Loş bir ışıkla aydınlatılmış, arkada hafif bir memleket ezgisinin çalındığı vakur bir masa. Doktor MBC, masanın başköşesindeki Atatürk’e, hemen yanındaki sarsılmaz duruşlu Atsız’a ve zarafetin simgesi Metin Oktay’a bakar. Doktor MBC: Hoş geldiniz beyefendiler. Bu masa, benim zihnimdeki en büyük entelektüel ve ahlaki çatışmaların, hayranlıkların birleştiği yerdir. Sizleri karşımda görmek, bir düşünür için zamanın ve mekânın büküldüğü, hakikatin çıplak kaldığı o anı yaşamak gibi. Atatürk: (Sigarasından bir nefes alır, gözlerini Doktor MBC’ye diker) Hoş bulduk Filozof Doktor. Zamanı bükmekten bahsettin. Zaman, ancak büyük fikirler ve o fikirleri hayata geçirecek cesur iradelerle bükülür. Biz buraya sadece geçmişi yad etmeye değil, senin zihnindeki o gelecek tasavvurunu duymaya geldik. Sor bakalım, felsefen bugünün insanını nasıl okuyor? Atsız: (Kollarını bağlamış, keskin bir ciddiyetle) Hakikat tektir Doktor Bey. Zaman değişir, mekan değişir ama insanın kimliği, soyu ve o soya olan
Doktor MBC soruyor
- Merhabalar değerli arkadşalar ,bugün anneler günü, hergùn dikkat etmeliyiz, hakları asla ödenemez, vefat eden annelerimizin mekanı cennet olsun, butün annelerin anneler günü kutlu olsun Sevimb sevim ANAM HAKKIN HELAL EYLE-- Allah Teala güzeldir, güzeli sever Annelerimiz duymasın öf diyen sesimizi Onlar bizi karın ve sırtlarında taşıdı Annenin alınteri kıymetlidir cennetlerden Ah Dürdaneciğim, inan başımı kaşıyacak vaktim yok. Öyle bir yoğunluk ki gün yetmiyor."insan bazen sadece kendi içine dönmek ister Linares Zamanın Sessiz Tezgâhı İnsanın yükü daima ağırdır eğer doğru bilgi edinirseniz dönüş yapılacak yeride öğrenir vakit kazanır yükü hafifletirsiniz İncitmek, kabalıkla mukabele etmek Dürdanenin harf kitabında yazmazdı. O sadece beklerdi. Zamanın en adil öğretmen olduğunu bilerek sessizce o anın gelmesini izlerdi. Linares Zamanın Sessiz Tezgâhı Bağdaşmaz islam incitmekle kabalıkla İnsanı yaşatki devlet yaşasın imanla Yuh olsun islamız diyip katliam yapana En adil öğretmendir vicdanı insana İnsan, kendi ördüğü duvarın taşlarını ancak dışarıda kaldığında fark ediyordu.
Edebiyat
Bahadır Dadak hikâyesi: Altın Dişli Kıyamet (Son bölüm) edebifikir.com/hikaye/altin-di... "Devlet dediğin kimesne, ulu orta iş görmez, görebilemez… Ankara mühür vurmuş. Bor cevheri de öyle kara baht taşı değil… Afedersin kömür gibi… Memlekete kuvvet, kudrettir bu taş…’’
Edebiyat
AK YILAN Hey ak yılan, apak yılan, aydınlıkta yattığın hani? Bana "kötü" dedin de söyle, o iyiyi bulduğun hani? Süte batmış postun apak, dilin ise kara taş, Benim gibi sadık gönlü, kanlar yutup sattığın hani? Bırakıp gittiğin gömleği ben libas deyip giymem, Bana verdiğin azabı, başkasına da kıymam. Alıp gittiğin o kötü gün; kısmetine el mendili olsun, Senin zehirlediğin bu aşkı, artık asla sevmem. Bak, onun dili şakıyor, benim sabrım dağ gibidir, Onun elinin uzandığı yerde, benim gönlüm bağ gibidir. Güvenimin kasrını sen temelsiz yıktın ya, Viranede kalan bahtın, artık ömür boyu dağ gibidir. Hey ak yılan, apak yılan, dişindeki zehir mi? Beni bunca kan ağlatıp, gülerek attığın seher mi? Kapıları ağlayarak kapadım, kapını sıkıca kapat, Senin bulduğum dediğin devlet de gurbet içinde biter mi? Ben ki seni helal sevip, tertemiz gönülde buldum, Diyecek tek sözüm yok: "Seni Allah'a saldım!"
Şiir
Reklam
Reklam