Bataklıklardan Akzambaklara
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
"Bir milletin kaderi, sadece liderlerinin dehasına değil; o milletin içindeki her bir bireyin, öğretmenin, memurun, askerin ve köylünün omzundaki sorumluluk bilincine bağlıdır." Selam selam selam! Bugün sizlere etkisinden çıkamadığım Grigory Petrov’un ölümsüz eseri Akzambaklar Ülkesi Finlandiya kitabından bahsetmek istiyorum. Bataklıklardan, kayalıklardan ve yoksulluktan ibaret olan Finlandiya’nın, adanmış bir avuç aydının öncülüğünde nasıl modern, müreffeh ve örnek bir ülkeye dönüştüğünün muazzam bir vesikasıdır bu kitap. Kitabı bitirdiğimde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eseri neden askeri okulların müfredatına eklettiğini ve tüm gençliğe neden kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğini iliklerime kadar hissettim. Bu kitap, idealist bir ruhun bir coğrafyayı nasıl baştan aşağı değiştirebileceğinin en somut kanıtıdır. Okuyun, okutturun. Ana hatlarıyla düşüncelerim bu kadardı şimdi ayrıntılara geçelim: Eserin merkezinde Snelman adlı bir halk önderi yer alıyor, kendisine halk öğretmeni diyebiliriz ama asıl mesleği akademisyenlik. Snelman’ın felsefesi çok nettir: Halkı cahil bırakıp yukardan bakarak aydın olunmaz; aydın dediğin, halkın içine karışıp onları yukarı çekendir. Kitap boyunca öğretmenlerin, din adamlarının, doktorların ve hatta kışladaki subayların birer "kültür elçisi" gibi çalışarak toplumu nasıl eğittiğini okuyoruz. Petrov bize, kalkınmanın sadece fabrikalar kurmakla değil, zihinleri inşa etmekle başladığını muhteşem bir dille anlatıyor. Kitapta beni fazlasıyla etkileyen 4 kısıma/başlığa da değinmek istiyorum. 1-)Toplumsal Seferberlik Ruhu: Kitapta sadece devlet adamlarının değil; köylünün, işçinin ve annelerin de bu büyük değişimde nasıl birer tuğla taşıdığı harika işlenmiş. Sorumluluk sadece yöneticilerde değil, toplumun her bir
1000Kitap
Akzambaklar Ülkesi FinlandiyaGrigory Petrov · Bilge Kültür Sanat · 2017124,6bin okunma
8/10
·552 syf.··
2026 156. kitabı
Kar Kurdu #okudumbitti Kitaba @kitap_pinari_35 ’ın önerisiyle başladım; iyi ki de başlamışım. Çünkü daha ilk sayfalardan itibaren insanın içine çöken o Soğuk Savaş ağırlığını, Moskova’nın gri havasını, herkesin birbirinden sakladığı o “bir şeyler var ama kimse konuşmuyor” hissini o kadar iyi veriyor ki… Okurken resmen omzunun üstünden biri izliyormuş gibi tedirgin oluyorsun. Kitabın en sevdiğim tarafı, konunun “tek bir suikast planı” gibi başlayıp kısa sürede çok daha büyük bir şeye dönüşmesi oldu. Bir yanda Washington’da masaya yatırılan o korkunç karar, diğer yanda Sovyetlerin gölgesinde yürütülen ölümcül bir görev… Ve tam “tamam, plan belli” dediğin anda işler öyle bir kayıyor ki, hikâye bir anda av–avcı oyununa dönüyor. Sürekli “şimdi ne olacak?” diye sayfa çevirten, elinden bırakmayan türden. Alex Slanski karakteri klasik “taş gibi ajan” kalıbında değil; soğukkanlı ama insan tarafı da olan, geçmişiyle hesaplaşan bir adam gibi okudum. Yanındaki genç kadının hikâyeye kattığı duygu ise bence kitabın kalbini güçlendiriyor. Çünkü her şey sadece operasyon değil; hayatta kalma, güven, ihanet ve “devlet dediğin şey gerçekten kimin yanında?” sorusu da var. Glenn Meade’in kalemini sevme sebebim de tam burada devreye giriyor: Tarihi arka planı bir dekor gibi kullanmıyor; sanki o dönemin tozunu, korkusunu, paranoyasını getirip masanın üstüne döküyor. O yüzden kitabı okurken “kurgu okuyorum” hissinden çok, “acaba gerçekten böyle bir dosya bir yerlerde duruyor mu?” hissi baskınlaşıyor. Casusluk, tarih, gerilim seviyorsan ve temposu hiç düşmeyen, üstüne bir de karanlık politik katmanı olan romanlar hoşuna gidiyorsa “Kar Kurdu” çok sağlam bir tercih. Ben bitirince bir süre o soğuk atmosfer üzerimden inmedi… (Ve evet, yine Meade okumaya devam edeceğim.
Kar KurduGlenn Meade · Sia Kitap · 20261,131 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
KUYUCAKLI YUSUF (Roman) SABAHATTİN ALİ Toplumsal gerçekçi sanat anlayışının en belirgin temsilcilerinden olan Sabahattin Ali’nin başyapıtlarından olan Kuyucaklı Yusuf romanıyla okumamıza devam ediyoruz. Kuyucaklı Yusuf’ta yeni cumhuriyetin ve devrim kanunlarının toplumda nasıl uygulanamadığını, süregelen yereldeki güç ilişkilerinin nasıl kanunları görünmez hale getirdiğini, merkezi idarenin yereldeki temsilcisi olan Kaymakam, askeri komutanlar vs’nin bu çürük düzene eklemlenerek yoksul ve fedakar halkı nasıl bir başına ve yalnız bıraktığını roman formunda görüyoruz. OLAY ÖRGÜSÜ Aydın’ın Nazilli ilçesinin Kuyucak köyü’ne eşkıyaların ansızın yaptığı bir gece baskınıyla Yusuf’un gözleri önünde anne ve babası katledilir. Sabaha kadar cansız bedenlerinin yanında kalan Yusuf, bir sonraki gün olay yerine gelen jandarma ve Kaymakam Selahattin bey tarafından farkedilerek koruma altına alınır. Yusuf bir parmağını kaybetmiştir. Kaymakam onu evlatlık olarak yanına alır. Kaymakam onu kızı Muazzez’le birlikte büyütür. Uyumsuz bir tiptir. Kaymakamın kadınsı ve şehevi duyguları daha çok gelişmiş, bozuk karakterli güzel eşi Şahinde tarafından bir türlü kabul görmeyen Yusuf hınçla büyür. Hilmi Bey’in oğlu Şakir ile bir ara kavga eder ve altta kalan Şakir ona kin tutarak gelecekte ona zarar vermek için fırsat kollar. Muazzez Yusuf’a ilgi duyduğu için Şakir Yusuf’a zarar vermek istemektedir. Kaymakam Selahattin Bey’i içki ve kumar yoluyla oyuna getiren bu kişiler üzerine yüklü bir kumar borçu bırakarak kendilerine bağlı hale getirmek isterler. Muazzez’i isterler. Parasal olarak güçsüz durumda olan kaymakamın imdadına Muazzez’e ilgi duyan Ali yetişir. Anneannesinden aldığı 320 altını Yusuf’a vererek Muazzez’i ister. Bir düğünde Ali Şakir tarafından tabancayla vurularak öldürülür. Kimse
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma
Bir zamanlar Çirkince, oldu şimdi Şirince :) İzmirlilere selam
9/10
·141 syf.··
2026 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 18:31
13 Öykü ve 4 Masaldan oluşan bu Öykü kitabı zamanın behrinde yasaklanmıştır ve sebebi öyle bariz ki... Fazlaca insana edilen adaletsizlik, kandırmacalar, sınıfsal eşitsizliği perişanlığı ve daha fazlasını anlatıyor. Bazı öyküleri okurken ben strese girdim ve maalesef ki Türkiye bunları yaşadı, okuduğum şey beni böyle stres ediyorsa o yaşayanlar nasıl yaşamışlar diye de sorgulatıyor gerçekten. Portakal Öyküsü, kurulu düzenin ne kadar adaletsiz olduğu, sınıfsal ayrımın yürek burkan tarafını anlatırken, Katil Osman'da ise kendisine konulan lakabın dönüp dolaşıp kendi kimliğine bürünmesini, Bahtiyar Köpek Öyküsünde ise karnı tok, sırtı pek, lüks içinde yaşayan bahtiyar fakat özgürlüğünden bihaber köpekleri anlatıyor. Ve beni gerçekten strese sokan ve bunlar gerçekten de yaşanmış diyip şaşırdığım, Böbrek ve Cankurtaran Öyküleri.. Bu öykülerde sağlık hizmetlerinin eşitsizliğini ve köylünün devlet dairesindeki, hastane kapısındaki yalnızlığını anlatıyor. Öyküde, doktorların hastayı iyileştirmekten ziyade bir gelir kapısı olarak görmeleri, gereksiz tahliller ve bitmek bilmeyen muayenelerle yoksul insanın elindeki son kuruşu da almaları yürek burkuyor, gerçi şu zaman da da özel hastanelerde oluyor mu pekala oluyor. Yürek burkan tarafı da işte burada.. Çirkince öyküsünde ise, Çirkince de yaşayan mutlu, huzurlu, düzen içinde ki Rumların yerine gelen Türkler'i anlatıyor. Rumların bu köyü sıfırdan inşa edip bir düzen kurduğu vurgulanırken yeni gelenlerin (Kavala'dan gelen tütüncülerin yani Türklerin) zeytincilik ve bağcılık gibi uzun vadeli emek isteyen işlerde henüz aynı ustalığa ve titizliğe sahip olmaması bir gerileme gibi gösteriliyor. Fakat burda anlatılmak istenen Türkleri kötülemek değil, bir kültürün kopuşunu ve yerine yenisinin tam oturamadığı o geçiş dönemini
Araştırma-İnceleme
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,7bin okunma
Puan vermedi·640 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
66 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 14:06
Üç İstanbul ~ Mithat Cemal Kuntay . Alıntılar; . Büyük hastalıklar dört mevsime tahammülü olmayan ağaçlardır. Şiirleri, çiçekleri bir iki ayda dökülür: Siyah kollarıyla ayağa kalkıp dururlar; kömürden iskelet gibi. . Ölümden daha korkunç şey vardı, ölümün ayak sesi! Gelen ölümün kendisi görünmeden duvara vuran gölgesi! İhtiyarlık bu gölgeydi, bu sesti! “İhtiyar” . İnsanlara mazisinden ne kadar az şey kalıyordu! . “Be adam, bir nağme tutturmuşsun: Yok medeniyet! Yok konfor!.. Ulan senin medeniyet dediğin nedir ki?.. İnsanın kafasını vahşet tomrukta keserdi; medeniyet giyotinde biçiyor. Zulüm eskiden el işiydi; şimdi makine işi!.. Şu yirminci asrın maskaralığına bak bir kere!.. Dünya üç mideli hayvana döndü: Yer tankla, gök tayyareyle, deniz zırhlıyla adam öldürüyor. Senin medeniyetin bu mu?" . En büyük sanatkâr olan ölüm sahne tertibatını alıyor, hastanın yüzünde bütün boyaları deniyordu. . İnsanların kendi budalalıklarını görmeleri ne kadar güçtür. . İnsan felaketini bile bile taşırsa yükü hafiflerdi. . Gözyaşı da söz gibi karşısında birinin bulunmasını ister . Ne güçtü: Ses şaha kalkacak, mevzu boynunu bükecekti. . Kitap Yorumu; Merhaba; Kitabı yanlış hatırlamıyorsam İlber Ortaylı tavsiyesi diye merak edip aldım. Kitabın ana Karakteri Adnan ve onun üzerinden bir çok şeye şahitlik ettiriyor yazar bizlere. Adnan karakteri Abdülhamit döneminden daralmış ve kin nefrete bürünmüş bir karakter ve İttihat ve Terraki mensubu bir kimse olup Osmanlı ve Son dönem Padişah’ına öfkeyle dolu ve her nerede olursa olsun sürekli eleştiriler eden bir karakter. Ama öyle bir şey ki yazar bize üç istanbul’u yaşatıyor resmen okurken Terrakilerin yıkıma uğrattığı bir ülkeyi kendi çıkarları, kendi düşünceleri, kendi ceplerini düşünmekten ve çevresindekileri büyütmenin dışında aslında
Edebiyat
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Everest Yayınları · 20233,371 okunma
acı çekiyorum. (spoiler var sonra ağlanmayın bana)
Puan vermedi
Merhabalar. Kitapları gömmekten zevk aldığımı falan söylemiyorum ancak eleştirilerimde elbette bundan zevk alan bir akıl hastası gibi göründüğümün nitekim farkındayım. Şimdi de bu kitabı kesinlikle yerden yere vurmaya hazırım, keyif alıyorum :) (başlık tam tersini söylüyor.) Nasıl Başlıyor? Kitap karakterimiz Işıl Atabey'in Fransa'daki sergisinde başlıyor. Yaptığı tablolardan bahsediliyor, en sevmediği tablonun Şafak Vurgunu olduğu anlatılıyor ve ardından bir saldırıda tabloların alındığı her şeyin darmaduman olduğunu okuyoruz. Işıl da bu saldırıda yaralanıyor. Ardından yurtdışındaki karakterimiz apar topar Türkiye'ye döndürülüyor. Babası ise Atilla Atabey, dikkatleri hemen burada üzerinize topluyorum babası Genelkurmay Başkanı. Kızının ve ailesinin üzerinde bela olduğunu anlayan baba Atabey, daha sonra mükemmel bir fikirle çıkagelir: kızını Binbaşı (35 yaşında binbaşı?) Ecevit Demirhan ile evlendirmek. 1-Mantık Hataları 'Çok mantık hatası var' diyerek bitirmeyeceğim bu eleştiriyi aksine baya baya uzatmak istiyorum. İlki, 35 yaşında binbaşı olmaması. Bu durum istisnalar dahilinde oluyor, normalde 37 yaşında binbaşı olması gerek. Ayrıca hem 'özel timde' hem de TSK'da çalışan bir binbaşı olması da... (fantezi). Not: Özel timde tropik adada kertenkele ve kaplumbağa yiyorlar. Maldivler tatili. Kızının saldırıda parmağı olan kişilerin uyuşturucuyla alakalı olduğundan bahsediyor baba Atabey. Bir operasyon onayı verileceği sırada bu saldırı gerçekleşmiş, içeride köstebek var falana kayıyorlar ama burada bir durdum ve direkt sizi başa alıyorum, Genelkurmay başkanı olmasına. Bir Genelkurmay başkanı, uyuşturucu operasyonuna onay veremez. Kitabın başlarında gördüğüm bu yerde direkt daha derin anlatılması gerekiyordu. Neden? Dediğim gibi bir Genelkurmay başkanı
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026145 okunma