Kayıp Antlaşma – Detaylı Özet (Spoilerlı) Kayıp Antlaşma, Sherlock Holmes'un en ünlü ve en karmaşık vakalarından biridir. Hikâye, bir cinayetten çok uluslararası siyaseti ilgilendiren bir casusluk vakasıdır. Kaybolan belge, Avrupa'da savaş çıkarabilecek kadar önemlidir. Olayın Başlangıcı Hikâye, Dr. Watson'ın eski okul arkadaşı Percy Phelps ile başlar. Phelps, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan parlak bir devlet memurudur. Nüfuzlu bir akrabasının desteğiyle önemli bir göreve getirilmiştir. Bir gün kendisine son derece gizli bir belge emanet edilir. Bu belge, İngiltere ile başka bir Avrupa devleti arasında yapılan çok önemli bir denizcilik antlaşmasıdır. Belgenin yabancı devletlerin eline geçmesi büyük bir diplomatik krize yol açabilecektir. Phelps'in görevi, antlaşmanın bir kopyasını çıkarmaktır. Belgenin Kayboluşu Gece geç saatlerde ofiste tek başına çalışan Phelps, uzun ve yorucu bir kopyalama işi yapmaktadır. Bir süre sonra kahve istemek için görevliyi çağırır. Ancak görevli gelmeyince aşağı iner. Birkaç dakika sonra odasına döndüğünde masadaki antlaşmanın kaybolduğunu görür. Odaya giren veya çıkan kimse görülmemiştir. Belge adeta havaya karışmıştır. Bu olayın ardından Phelps büyük bir şok geçirir. Kariyerinin mahvolacağını düşünür ve ağır bir sinir krizi geçirir. Aylarca yatağa bağlı kalır. Holmes Soruşturmaya Başlıyor Watson, hasta arkadaşının isteği üzerine Holmes'u davaya dahil eder. Holmes önce Dışişleri Bakanlığı'ndaki olay yerini inceler. Sonra Phelps'in iyileştiği kırsaldaki eve gider. İlk bakışta herkes belgenin yabancı ajanlar tarafından çalındığını düşünmektedir. Fakat Holmes bazı ayrıntıların buna uymadığını fark eder. Belge çalındıktan sonra hiçbir devlet tarafından kullanılmamıştır. Eğer profesyonel bir casus çalmış olsaydı belge çoktan
Alıntı
Devlet Krizi
Devlet krizi ancak devlet yönetiminde 2500 yıllık Türk devlet geleneğini inkâr etmeyen bir anlayıştan hareketle aşılabilir. Türkiye Cumhuriyeti Amerikan danışmanlık şirketlerinden istenen raporlarla değil Alper Tunga’dan Mete Han’a, Alparslan’dan Fatih’e ve Atatürk’e uzanan büyük tarihi birikimden alınan feyizle yönetilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşadığı krizden McKinsey’in raporlarını okuyarak değil, Orhun Abideleri’nden, Kutadgu Bilig’den, Nutuk’tan aldığımız devlet anlayışısıyla ve 21. yüzyıla değin insanlığın elde ettiği demokratik kazanımlar esasında yeniden inşa ederek çıkarabiliriz.
Sayfa 41 - Destek Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kartvizitte uzman , vicdanda sanık .
Bazı meslekler A'dan Z'ye zararlı. Silah sanayiindeki fabrikatörler, finansörler, kredi veren bankalar. Zamanında sigara kanser yapmaz raporu yazan doktorlardan, iklim krizi yoktur diyen jeologların, insanlığa karşı suç işleyen devlet adamlarından ne farkı var? Ya ilaç sanayiinde çalışan bilim insanları? Hamile kadınların rahatlamak için kullandıkları thalidomide ilacının neden olduğu kolsuz bacaksız doğan çocuklardan, bağımlılık yaratan opioid türevi ilaçların neden olduğu intiharlardan sorumlu olanlar, bilim insanı saygınlığı kamuflajında katiller değil mi? Halkla ilişkiler ve reklamcılık gibi yalan üzerine kurulu ahlaksızlık müsameresi meslekler?
Alıntı
MÜZİKTE SOYKIRIMDAN MANZARALAR...
(...) İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sanatçısı ve öğretim üyesi Ruhi Ayangil’in, 1994’ün Ocak ayında “Yeni Türkiye” mecmuasında yayınladığı “Müzik Devriminin 60. Yılında” başlıklı makalesine bir göz atmakta fayda var… Söz konusu makalede, M. Kemal’in 1 Kasım 1934 yılında TBMM’nin yeni yasama yılını açarken meclis kürsüsünde yaptığı konuşma ve sonuçları değerlendiriliyor. M. Kemal şöyle diyor: “Arkadaşlar! Güzel sanatların hepsinde ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Ancak bunda en çabuk ve en önde götürülmesi gerekli olan Türk musikîsidir. (Alkışlar) Bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, musikîde değişikliği alabilmesi ve kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen musikî yüz ağaracak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. (Onay sesleri, alkışlar) Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak onları bir gün önce [herhâlde “bir ân önce” demek istiyor] genel musikî kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu yüzeyde [galiba “zeminde, satıhta” anlamında] Türk ulusal musikîsi yükselebilir, evrensel musikîde yerini alabilir. Kültür İşleri Bakanlığının buna değerince öze vermesini [bu kısım anlaşılmıyor!], kamunun da ona yardımcı olmasını dilerim…” Bu “nutuk”un ardından, Kültür İşleri Bakanlığı’ndan önce, İç İşleri Bakanlığı meseleye el atıyor ve hemen bir gün sonra, Bakanlıktan gelen bir emirle, radyolarda ve umuma açık alanlarda Türk müziği çalınıp söylenmesi yasaklanıyor. Bir infiâl oluyor. **Musikî çevrelerimiz neye uğradığını bilemiyor. Binlerce müzisyen bir ânda işsiz kalıyor. Toplumun ruhunda tarif edilmez bir gedik açılıyor. Bazıları atanın huzuruna çıkıp bu zulüm durdurulsun diye yalvar yakar oluyor. Neticede 6 Eylül 1936’da (2 yıl sonra) yayın ve icrâ yasağı
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 2, Nisan 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla) TÜRK MÜZİĞİNİN TEMEL MESELELERİ, -Müzik Devrimi Değil, Müzikte Soykırım-
Akademya Yazıları
Narsisizm salgınını anlamak önemlidir çünkü uzun va­deli sonuçları toplum için yıkıcıdır. Amerikan kültürünün kendine hayran olmaya odaklanması, gerçeklikten ko­pup görkemli fanteziler diyarına bir kaçışa neden oldu. Elimizde sahte zenginler (sadece faizli ipotekler ve borç yığınlarıyla), sahte güzellikler (plastik cerrahi ve kozme­tik işlemlerle), sahte sporcular (performans artırıcı ilaç­larla), sahte ünlüler (televizyon ve YouTube aracılığıyla), sahte dahi öğrenciler (not enflasyonu ile), sahte bir ulu­sal ekonomi (on bir trilyon dolarlık devlet borcu ile), ço­cuklar arasında özel olma gibi sahte duygular (özsaygıya odaklanmış ebeveynlik ve eğitim ile) ve sahte arkadaşlar (sosyal ağ patlaması ile) var. Tüm bu fantezi insanlara kendilerini iyi hissettiriyor olabilir, ancak günün sonun­da kazanan gerçeklik olur. Mortgage krizi ve bunun so­nucunda ortaya çıkan finansal kriz, şişirilmiş arzuların nihayetinde nasıl yere çakıldığının sadece bir örneğidir.
Sayfa 176 - Diyojen Yayıncılık
1000Kitap
Devletin Kuruluş Safhasındaki İlk Büyük Çatışma: İbrahim Yınal
İbrahim Yınal, Cibal (Irak-ı Acem) eyaletinin fethini planlarken Tuğrul Bey tarafından bu bölgeye memur edilmişti. Ancak Yınal'ın fethettiği Rey şehri, Tuğrul Bey tarafından stratejik önemi nedeniyle elinden alınarak payitaht yapıldı. Bu durum üzerine Yınal, vezirini suçlayıp işkence etti ve Sultan'a karşı ordusunu topladı. İbrahim Yınal, Cibal (Irak-ı Acem) eyaletinin fethini planlarken Tuğrul Bey tarafından bu bölgeye memur edilmişti. Ancak Yınal'ın fethettiği Rey şehri, Tuğrul Bey tarafından stratejik önemi nedeniyle elinden alınarak payitaht yapıldı. Bu durum üzerine Yınal, vezirini suçlayıp işkence etti ve Sultan'a karşı ordusunu topladı. Yapılan savaşı kaybeden Yınal, Sermac Kalesi'ne sığındı. Tuğrul Bey, 100.000 kişilik ordusuyla kaleyi kuşatıp onu teslim aldı ancak büyük bir hoşgörüyle Yınal'ı affederek ikramlarda bulundu ve yanına aldı. "Yınal'ın, isyan ettiğinden dolayı pişman olduğu, Sultan Tuğrul'un ikta etmek istediği sahaya gitmeyerek, yanında kalmayı tercih etmesinden anlaşılıyor." Selçuklu İmparatorluğu'nu Sarsan İkinci Büyük İsyan: Şii Fatimî İttifakı, Bağdat Krizi ve İbrahim Yınal’ın Hazin Sonu (1058-1059) İbrahim Yınal, bu kez Şii Fatimî halifesi adına hutbe okutmak isteyen Arslan Besâsîrî ile iş birliği yaptı. Besâsîrî, Bağdat'ı işgal edip Abbasi halifesini esir ederken, Yınal da Tuğrul Bey'i tahttan indirerek Şii dünyasının desteğiyle imparator olmayı hedefliyordu. Sultan Tuğrul, Yınal'ın isyanı karşısında Hamedan'da mahsur kalınca, eşi Altuncan Hatun Rey'den yardım gönderdi. Ardından yeğenleri Kavurd, Yakutî ve Alp Arslan'ın ordularıyla birleşen Sultan, Yınal'ı mağlup etti. Tarihçinin Anlatımı: "İbrahim Yınal, Selçuklu imparatoru olacak ve hâkim olduğu sahalarda Şii Fatimî halifeliği adına hutbe okutacak, para bastıracaktır. Bu itibarla onun
Alıntı